Effectus: Kadıköy Rıhtım İçin Alternatif Senaryolar

İREM C. YILDIZ

Kadıköy Rıhtım’da gerçekleşmesi planlanan Kadıköy Ulu Cami Projesi’ne koruma kurulundan onay geçtiğimiz Kasım ayında çıktı. 2014 yılında, İTÜ Mimarlık Bölümü Bahar Dönemi F Bitirme Projesi öğrencileri bu alanda insan-kıyı-kent ilişkisinin sorgulandığı performans merkezi tasarlamışlardı.

Yaklaşık bir ay önce, 2015’ten beri hakkında spekülasyonlar üretilen Kadıköy Rıhtım'da bulunan dolgu alanına ne olacağına dair bir açıklamaya, kimilerince kararı çoktan verilmiş projenin görsel resimlerine sonunda kavuştuk. İspark otoparkı olarak bilinen arazi, 2015 Kasım ayında İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda yapılan değişiklik sayesinde “Kentsel ve Bölgesel Yeşil ve Spor Alanı”ndan, “cami alanı”na dönüştürülmüştü. Gönül rahatlığı ile aralarından biri olarak söyleyebilirim ki, karardan tam 2 sene sonra, 27 Kasım’da, yayınlanan kararın retina yakan görsel temsilleri; Arzu Erdem, Deniz Aslan, Hüseyin Kahvecioğlu, Aslıhan Şener, Oğuz Cem Çelik ve Şebnem Şoher yürütücülüğündeki İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü 2014 Bahar Dönemi F Bitirme Projesi ekibi üzerinde, kentini sevip, onun için endişelenen diğer herkesten biraz farklı etkiler yarattı.

F Bitirme Proje Grubu öğrencileri olarak, program dahilinde performans merkezi bulunduran ikonik bir yapı tasarlama amacıyla çıkılan biraz kolektif, çokça yalnız yolun sonunda çok çeşitli perspektiflerden bir yapının ikonik olma durumunu, kıyıda olma halini, deniz ve kent arasındaki tampon bölge görevi görmeyi, performans-birey ilişkisini, İstanbul gibi bir kent içinde performans merkezi olmanın ne demek olduğunu ve kim için olduğunu irdeleyen ve dert edinen 20’den fazla proje tasarlandı.

Kısa süre içinde derlenen bu seçki, yayınlanarak paylaşılmayı hak eden yoğun kolektif emek içeren sürecin ve tasarımların ötesinde, paralel evrenlerde yaratılan –belki bir gün yaratılacak olan– alternatif dünyaların paylaşımı. Kent için değerinin tartışılamayacağı bir arazide, tepeden inme kararların olmadığı bir dünyada üretilmiş alternatif mekanların, hayallerin ve deneyimlerin...

ALİCAN İNAL
Kadıköy Rıhtım bandı ile moda ve berisine uzanan rekreatif sahil bandının kesişim noktasındaki “yapay” burun, bir “Performans Merkezi ve Medyatek” olarak tasarlandı. Kentin yoğunlaşma ve seyrelmesine göre etki/tepki veren bir işlev düzeni mümkün olabilir miydi? Bir kentin transpoze edilmiş şekilde yoğunluğundaki artış ve azalışları teşhis edebilmek mümkün olduğu takdirde bu düzen tasarlanabilirdi. Teşhis etme yöntemi olarak “ses” belirlendi. 11 farklı noktadan elde edilen sese dayalı yoğunluk haritalarının birleştirilmesi ile elde edilen transpoze harita, temelde tüm çevrenin yoğunluk aşısından yükselme ve alçalma zaman aralıklarını gösterdi. Transpoze edilen Kadıköy sesleri ile ortaya çıkan homojen/heterojen yoğunluk analizi sonucunda, proje alanının kapsaması gereken 4 ana işlev, 24 saatlik döngüyü farklı artış/azalışlar ile paylaşıyor. Bu analiz, yalnızca yapının fonksiyonel kimliğine yönelik bir söz söylüyor. Proje arazisinin ya da Kadıköy’ün değişmesi durumlarında evrimleşebilecek.

Projede kent ile birlikte yükselen ve alçalan bir kamusal “boşluk” yaratabilmek amaçlandı. Dar ve geniş birçok sokak, söz konusu yarı-tanımlı kamusal boşluğa açılıyor. 24 saatlik döngüde kamusallığın artış ve azalışlarının proje alanına çekilebilmesi, doğrudan bir ilişki kurulabilmesi için, bu yarı-tanımlı alanlar, kısmen atıl durumdaki proje alanında bir odak oluşturacak şekilde erişilebilir ve kent-içi akışın içinde doğal olarak yer alabilir bir topoğrafya ile yorumlanıyor.

Proje alanı mevcut durumda 700 araç kapasiteli açık otoparktır. Proje programı tasarlanırken, söz konusu otopark kapasitesinin tamamının ya da bir kısmının yeniden önerilmesi düşünüldü. Söz konusu kent parçasının; kullanım ömrü kısa, deneyim miktarı düşük bir program olan otopark olarak işlevlenen parçalarının, yapının geri kalan programları ile harmanlanabilmesi, zıt kutupların çakıştırılması ilkesine benzerlik gösteren bir birliktelik potansiyelinin geliştirilebilmesi amaçlandı. Proje, otopark fikrini, yer altına gizlenen, kaçınılan, ötelenen bir kavram olmaktan kurtarmayı hedefliyor. Otoparkın hem göz önünde olup hem de kentin yaşamında ve silüetinde varlığını sürdürebileceğine inanıyor.

CANSU GÜRESER
Effectus kendi içinde Kadıköy’deki dinamikleri bir araya getirip daha fazla insana temas yüzeyi oluşturma tutumunu benimsiyor ve tasarım bu doğrultuda şekilleniyor. Kadıköy’ün odak noktaları ve bu odak noktalarından yayılan sokak dokusunu göz önüne aldığımızda odak noktalarının birbirine bağlandığı ana akslarda insan tipolojisinin birbirinden oldukça farklı olduğunu görürüz. Ancak aynı şekilde odaktan yayılan belirli sokak akslarında tipolojiler homojen bir şekilde bu sokaklara entegre olur. Temas yüzeyi, sokakların odak noktasından ayrıldıkça azalır ve tek tabakalı bir etkinlik zinciri oluşturur. Effectus, bu insan aktarımını kendi üzerine çeken odak noktalarından biri. Aynı zamanda da kendiliğinden oluşmuş ayrık sokak dokusunun homojen oluşumları barındırmasından uzaklaşarak bütünsel bir temas yüzeyi yaratmayı hedefliyor.

Aynı sokakta, aynı mekanda karşılaşmadığımız ama bir şekilde temas ettiğimiz onca insana sosyal medyada ulaşırız. Bir video ile binlerce “tıklama” alan bir insana temas etmediğimizi söyleyebilir miyiz? Veya sokakta yanımızdan geçen tanımadığımız birine dair bir ipucuna nasıl ulaşabiliriz? Farklılıklarımız arttıkça, söylemek istediklerimiz çoğaldıkça bir yere aktarımda bulunmak isteriz. Bu yer kimi zaman bizden biridir, kimi zaman bize hiç ait olmayan, tepki duyduğumuz bir konuya aktarım şeklimizdir. Türü ne olursa olsun bir melodiyle veya bir dans performansıyla dışavurum sürecine gireriz. Bu dışavurum kişisel bir “manifesto” halini alabilir. Ve “temas-aktarım-geribildirim” üçgeni bir döngü halini alır. Bu döngüye dahil olma durumunun irdelenmesi ve bunun üzerine yorumlamalar Effectus’un omurgasını oluşturuyor. Bu kapsamda Kadıköy’ün içerdiği dinamikler, yapısallaşma ve kente temas etme düzleminde zemin görevi üstleniyor.

Çalışma alanı, Kadıköy’ün kıyı şeridinde stratejik bir öneme sahip. Kıyı aksını sekteye uğratırken ayrıca kıyı-iç bölge başlangıcının da kesintiye uğramasına neden oluyor. Bu nedenle konumlanma için kıyıya yönelim tercih edildi. Bu yönelimle birlikte oluşturulan meydan yapının bir nevi “fuaye” alanı olması bekleniyor. Kadıköy’ün iç kesimlerinden kıyıya doğru olan kesintiyi gidermek ve meydandan kıyıya insan akışını sağlamak amacıyla kıyıya yönelen kütle belli noktalarda yerden yükseltildi. Farklı doğrultularda devam eden çıkmalar farklı kullanımdaki mekanları bir araya getiriyor. Meydandan yapıya geçişi sağlayan bir rampa sistemi bulunuyor. Bu rampa ise etkinliklerin saçaklanma alanını oluşturacak nitelikte tasarlandı. Ayrıca rampanın başladığı kotta bir sosyal medya merkezi bulunuyor. Bu merkezde kayıt altına alınan performansların paylaşımı ve arşivlenmesi yapılıyor.

CANSU SEZER
Projede ana yaklaşım, Kadıköy’de zaman algısından temelleniyor. Pek çok ulaşım aracının bir aradalığından gelen anlık doluluk ve boşluklar bölgeye dinamizm kazandırıyor. Bölgede ele alınan bu algı, zamanın saatlere bölünmesi ile elde edilen analizler doğrultusunda ilerledi. A’dan B’ye giden bir kişinin duyusal olarak ilgisini çeken ve duraksatan veriler duraksamayı (1-50sn.); yürüme eylemi esnasında çizilen rota güzergahında uğramalar ve fazlası durma (1-30dk.) ve vakit geçirme (30-90dk.) eylemlerini oluşturuyor. Aktivite (90dk.+) ise kişinin B noktasını yani amacını temsil ediyor. Örneğin, bu algı metrodan çıkıp vapura giden kişinin beklemesi gereken zaman ve bu süre içerisinde yapabilecekleri ile sınırlanıyor.

Proje, bölgenin aktif olarak kullanılırken proje alanının akil kalması durumu ve kişilerin kullandığı rotaların çıkarılması ile bunların alana dahil edilmesi üzerine çalışmalarla devam etti. Bölge üzerine yerleşilirken bu rotaların sürekliliği göz önüne alınarak, proje dolaşımına dahil olması amaçlandı; güzergah üzerine duraklar –aktivitelerin zaman/mekan kurgusunda forma bürünmesi– yerleştirildi. Sokak kotunda daha çok kamusal işlevlere yer verilirken, üst kotlarda ağırlıklı olarak sergi ve atölyeler yer alıyor. Yapılar forma bürünürken, mekansal deneyimler üzerine diyagramlar oluşturuldu, kot yüksekliklerinde ve yatayda hareketlilik ile görsel ilişki sağlanmaya çalışıldı. Sokak kotundan rampa ile üst kota bağlanan 2 parçalı yapının bağlantı bölgesinin izdüşümünde yer alan alanda meydanlaşma hissiyatının oluşması amaçlandı.

Farklı kullanımlara olanak verebilecek alternatif tasarımlar irdelendi ve bu birimlerin de performans göstermesi hedeflendi. Projede büyük ve küçük olmak üzere kullanıcı ihtiyacına göre şekillenecek iki adet sahne yer alıyor. Büyük sahne tiyatro, sergi ve konser etkinlikleri göz önüne alınarak tasarlandı. Sahnede farklı işlevlere uyum sağlayabilecek teleskopik tribün (mobil tribün) sistemi önerildi. Sistemin en önemli özelliği kayıp, iç içe geçme hareketi ile yatay doğrultuda büyüyüp küçülebilmesi. Aktivitenin türü, kişi sayısı, etkinlik büyüklüğü göz önünde bulundurularak kapasite artırılıp azaltılabiliyor. Sahne, küçük sahnede yer alan piston sisteminin 2 farklı kotta kullanımından oluşuyor. Aşamalı, düz ve zemin kotunda kullanımlara olanak veriyor. Büyük sahnenin arka bölümü sanatçıların ihtiyaçlarına ve teknik kısma ayrıldı. Küçük sahneye sokak kotundan dahil olunuyor ve açık havada yer alıyor. Küçük sahne için de piston sistemi önerildi. Bu sistem gerek sokak kotunda kullanımlara olanak sağlayabilecek gerekse alternatif işlevlere adapte olabilecek hareketli parçalardan oluşuyor.

CEREN DÜNDAR
Kentin kritik noktalarında biri üzerinde konumlanmış olan Kadıköy pek çok farklı potansiyeli ve farklı profildeki insan tiplerini içinde barındıran kent merkezlerinden biridir. Karayolu ve deniz ulaşımı açısından pek çok farklı olanağa sahip Kadıköy fiziksel ve sosyolojik olarak tüm kent ile sürekli bir etkileşim halindedir. Yirmi dört saat yaşayan şehrin aktivatölerinden biri olan Kadıköy hareketi kendi dokusu içerisinde barındırır. Performans ise kent bağlamında yorumlandığında devamlı devinimi, etkileşimi ve dönüşümü barındıran aktif bir sokak hayatının kendisi değil midir? Profesyonellikten bağımsız, raslantısal gelişen kent hayatı, performansı içinde barındırmıyor mu? Özne sadece insan mı? Zamanın, suyun, kuşun, güneşin performansı insan performansı ile nasıl bütünleşebilir?

Anlık yaşam kesitlerinin rastlantısallığının profesyonel performans deneyimleri ile buluştuğu, kenti besleyen ve kentten beslenen, kent belleği oluşturmayı amaç edinen bu projede serbest yaşam kent deneyimi platformu oluşturmak esas amaç oldu. Planlı performansın kent deneyimi ile daha rahat buluşması esasıyla projede yapılar kolonlar üzerine oturtularak zemin kat boş bırakıldı. Aynı zamanda rıhtımdan gelenler için deniz algısı korundu, denizle rıhtım arasındaki duvarın kaldırılması amaçlandı. Zemin katın kentli tarafından ihtiyaç durumuna göre değiştirilmesi adına, düşey yönde hareket eden, kullanıcıya pek çok deneyim ve mekansal hissiyat çeşitliliği sağlayan döşemeler tercih edildi. Bu döşemeler kullanıcı isteğine göre değiştirilebiliyor. Hareketli döşemeler kıyı şeridine taşınarak suyun zemin ile olan ilişkisinin değiştirilebilmesine olanak sağlıyor.

Program dahilinde yer alan medyatek, alan içerisinde olup biten her şeyi süreklilik içinde kaydedip şehre hizmet eden bir görev üstleniyor. İçinde yer alan arşiv depolarında yapıya ait tüm kayıtlar ve İstanbul’a ait bilgiler yer alıyor. Ana salon ile müzik ve dans için gerekli ekipmanların bulunduğu performans yapısı yan yana kurgulandı. Bunların yanı sıra geçici kullanım için kişi ve ofislerin programlarını kendi yaratabilecekleri büyük kütle tasarlandı. Alanın sirkülasyonu tüm yapıları dolaşan rampa sistemi ile oluşturuldu. Rampalar yukarıda gerçekleşen aktiviteler için bir ara yüz oluşturuyor ve kullanıcı için ön deneyimler yaratıyor.

DUYGU UZUNALI
Siyah kauçuk cephesiyle Kadıköy silüetinde bir eleştiri niteliğinde yerini alan bu yapı, sınırların silikleşmesi - performans sanatının görünürlüğü ya da görünmezliği üzerine düşündürmeyi amaçlıyor. Yanına yaklaşıldığında kullanıcıyı birçok yöne çekebilen rampalar ve yarıklar ile ana performans alanının bağlantısı, bu mekanın yapının her yerinden algılanabilmesi amacına dayanıyor. İzleyici, performanstaki her öğe ile bağlantıya geçebilmek ve aradaki koltuk numarası, bilet fiyatı gibi sınırları kaldırmak istiyor. Burada devinimi hissedebilmek sahneye yakınlıkla alakalı olmamalı; aksine yapının kendisi de bu devinimi her yapıtaşında hissettirmeyi denemelidir. Performansın izleyici üzerindeki etkisi; ritim, hareket, hız gibi faktörlerle oldukça alakalıdır. Sabitlik; gündelik hayatta sıklıkla karşımıza çıkan bir kavramken devinim konusunda deneyim eksiğimiz vardır.

Giriş cephesindeki çift kollu rampa yapının 2. katına ulaşımı sağlarken, büyük etkinliklerin olduğu zamanlarda giriş ve çıkışı etkileyerek sirkülasyonu rahatlatabilir. Bunun yanı sıra, izleyici olmayan ziyaretçi-kullanıcının da istediği bölüme takılmadan varmasını sağlar. Bu rampayı kullanarak ziyaretçi; medyatek, arşiv, eğlence alanları, dükkan, kayıt stüdyoları gibi programlara yapının ana akışına dahil olmadan ulaşır.

Her bir katın dışarıya taşması ve birbiriyle ilişkilenmesiyle; hem yapının dolaşım sistemine eklemlenen hem de yapı içi ulaşımı belirginleştiren rampa sistemi ile hedeflenen, alandaki boşluğun kullanıma açılması ve atıl bir alan hissiyatını değiştirmek hayalini gerçekleştirmektir. Bu alan, amatör ya da deneysel işler yapmak isteyen sanatçılar için kendi kitlesini oluşturabilmeyi vadeder. Ayrıca kent içinde bir bellek oluşturması, kentin rengine katkıda bulunması ve toplumsal olaylarda yer edinebilmek, yapının bütünsel olarak algılanabilmesi açısından değerlidir.

ELİF SARPASAR
Tasarımın çıkış noktalarından ilki, yapı tasarlamak ile Kadıköy’de olma durumu arasında farklı birçok mekan-kent özelliğinden beslenmek ve bunlardan beslenen bir takım kavramsal soru cevaplara varmak oldu. İkinci olarak ise yapıyla ve yapının kendi tavrıyla kurulan etkileşimler, mimari kararlar geldi ki zaten tüm bunların altında yatan sebepler, biçimsel bir durumdan uzaklaşıp kente ve Kadıköy’e sorulan sorular ile getirilen cevaplar, ihtiyaca ve öngörülen yeni durumlar ile deneyimlere açık olma hali üzerinden tasarım yapmaktı.

Kadıköy’ün insan yoğunluklarının değişkenliği ve bunun hızlı, akışkan bir bölge yaratmasına karşılık, alana girişte bu hızın yoğunluğunu aktarma ve yavaşlatma kararı var. Buna ilişkin olarak da karşılama akslarından içeri alınan hızın, medya aks taşıyıcı arayüzünde indirgenmesi ve kullanıcının yaratılan farklı deneyimlemelerle deniz tarafına aktarılması söz konusu. Alanın iki tarafı arasındaki yaşamsal farklılık bundan besleniyor. Deniz tarafındaki teraslar Kadıköy tarafından kendini ele vermezken, kot 2 terasından inişler ve kent kotundan geçişler sahile yeni bir yaşam kazandırma çabasında. Bunun yanı sıra deniz kenarında bulunan yapının kentin farklı noktalarından, deniz tarafından yarattığı algı ve sahildeki sürekliliği önemli. Alanın, Kadıköy rıhtımında Moda sahiline doğru geçiş arz eden noktada olması sebebiyle geçiş sürekliliğinin sağlanması gerekiyor. Ancak bunun salt bir geçirgenlik olmaktan ziyade yapıya dahil edilerek çözülmesi öngörüldü.

Performansın tanımlanmasında profesyonel - ilk kez karşılaşan deneyimlemesinden yola çıkılarak oluşturulan iki performans bloku ve aralarında bulunan kullanıcı karşılama akslarıyla ilişkili dolaşım, kot 2 terasına ve burada oluşturulması amaçlanan kamusal alana açılıyor. Performansın dışarıya taştığı kısımlar ve mevsimsel, program bazındaki değişimlere adapte olabilen hizmet alanları, sosyal alanlar 24 saat yaşaması düşünülen kent hareketini içinde barındırıyor. Program dahilinde öngörülen medyatek, arşiv kütüphane mekanları bir arada toplandı ve bir yandan 24 saat hizmet veren, diğer yandan da karşılama akslarındaki medya elemanlarına mekanik desteği sağlayan kısım olması dolayısıyla kent kotunda yer alması düşünüldü. Bisikletli kullanıcılar için oluşturulan rampalardan kot 2 ye çıkılabilir olması ve burada oluşturulan geçici bisiklet ve kaykay strüktürleri, alternatif açık hava performanslarına ayırılan kısım ve hizmet alanlarının iç içe olması planlandı.

Alana kullanıcıyı dahil eden ve deneyin başlangıç noktası olarak tanımlayabileceğimiz karşılama akslarında medyanın her türlü kaynağından faydalınalarak kullanıcının algılarında değişim yaratmak ve bununla ilgili performanslara kullanıcıyı yönlendirmek amaçlandı. Aksların amacı, kullanıcıyı alana dahil ederken haber akışı, gündem, kültür sanat, belgesel akışları, ses dinletileri ile algıya yönelik mekansal deneyim yaratmak. Bu deneyimlemelerin ardından amatör ve deneysel performans stüdyo kayıt ortamlarının bulunduğu ya da ana performans gösteriminin olduğu kısma aynı dolaşımdan ulaşılabiliyor. Bu dolaşım hacminin ve içinde bulunan rampaların dışarıdan okunabilir olması bu yapıyı şeffaf olmaya evriltti. Yapının her iki tarafında bulunan küçük ya da büyük galeriler de farklı kotlardan algılanabiliyor.

İREM C. YILDIZ
Kadıköy’ün farklı rotaların ortak durağı olması, bölgeyi kentteki sayısız farklı dokunun günlük yaşamda en çok karşılaştığı noktalardan biri haline getirir. Bunların sonucunda şu sorular akla gelir: Bütün karşıtlıklarıyla aynı anda, aynı yerde bulunan kentliler ortak ne yapar? Anlık karşılaşmalar/çarpışmalar nasıl mekansallaşır? Nasıl mekanlar yeni paylaşımlara ve deneyimlere izin verir?

Kentin uç noktalarından biri olarak ele alınabilecek bir noktada konumlanan yapı; kente eklenti değil, uzantı olmayı hedefliyor. Yapının ana girişi, vapur iskelesinden başlayıp, metro durağının ve yürüyüş yolunun devamında İDO iskelesine bağlanan yaya aksının ucunda, bu aksın sonu olarak beliriyor. Yapı geniş rampasıyla açık, geniş ve yaygın bir dolaşım sistemine sahip ve kullanıcıyı bu dolaşım sistemi ile mekanlar arasında serbestçe gezdirmeyi, farklı bir kent “yapısı” ile kendi başına bir kent deneyimi yaşatmayı amaçlıyor. Zemin katta önerilen yaşantı, üst kotlara göre daha kamusal ve esnek fonksiyonlar için planlı olup, açık ve kapalı mekan algılarını ve gündelik bireysel yaşam ile ortak deneyim ve paylaşımlara dayalı kamusal yaşam arasındaki çizgileri sorguluyor. Yapının odağı olan rampa ve rampanın yarattığı meydan, ana salonun fuayesi olarak öngörüldü. Rampa meydanına iki taraftan saplanan iki küçük rampa ile ana salona girişler sağlanıyor. Bu rampalar ana salonun etrafını kemer gibi sararak rampanın mekanda yaratmak istediği etkiyi hem iç hem de dış mekanda kuvvetlendiriyor.

Yapının üst kotlarında ise farklı yüksekliklerde birbirine bağlanan ve farklı zamanlarda benzer performanslar için uygun nitelikler sağlayabilecek mekansal özelliklere sahip performans üniteleri ve sergi birimleri bulunuyor. Arşivleme, araştırma işlevleri olan Türk Sineması müzesi ve medyatek birbirine bağlanarak en üst kota ulaşıyor.

Boşluğun geometrisi araştırılarak yapılan denemeler sonunda belirlenen merkezler ve akslar doğrultusunda yapının servis hacimlerini oluşturacak ve mekanları besleyecek olan birimleri içeren “servis kutu”ları yerleştirildi ve aks ilişkileri araştırılarak ve mekan gereksinimleri de göz önünde bulundurularak mekanlar oluşturuldu. “Servis kutuları” toplamda 7 adet olmakla beraber yapının çekirdeklerini, ıslak hacimleri, ofisleri, depolama birimlerini; özetle, yapıyı “besleyecek” birimleri içeriyor. Ek olarak sinema müzesi katında yalıtılmış ve farklı büyüklükteki sinema salonları ile görsel performans katında müzik stüdyolarına dönüşüyorlar.

NESLİ NAZ AKSU
Performans, kent içinde varlığını gösterdiği noktalar ve büründüğü farklı kimlikler açısından iki ayrı başlıkta incelenebilir. Bunlardan birincisi gündelik hayat; gündelik hayatta kentte olan biten her şeyi bir kentsel performans parçası olarak görülebilir. Kent ritmi, kullanıcıları tarafından oluşturulmuş bir performanstır. İnsanlar arasındaki iletişimler, karşılaşmalar bu performansların çeşitliliğini arttırır. İkinci olarak performansın kurgulanmış kimliği ele alınabilir. Bu performans önceden planlanmış olaylar örgüsü olarak tanımlanabilir ve önceden planlanmış mekanlarda gerçekleştirilir.

Proje kapsamında yapılmak istenilen, bu iki performansın bir araya geldiği kamusal bir sahne yaratmak oldu. Kurgulanmış performans rastlantısal olaylar örgüsü içerisine bırakıldığında performansların çeşitlenmesini sağlar. Bu çakışmalara olanak sağlayarak artırmak ve kent ritminde bir etkilenme ve değişim meydana getirmek hedeflendi. Aynı zamanda kurgulanan alan/yapı sayesinde bu karşılaşmaların medya ile birleşerek kayıt altına alınması, daha farklı zamanlarda farklı insanlara ulaşmasının da sağlanması amaçlandı.

Alanın bulunduğu konum, Kadıköy/Rıhtım gibi farklı çakışmalara olanak sağlayabilen bir ortamda olması, deniz kenarında konumlanması ve farklı ulaşım araçlarının odağında bulunması etkin biçimde kullanılarak alanın ruhunun ve ritminin kurgulanacak olan sahneyle bütünleşmesi istendi.

Kent içinde performansların sergilendiği kamusal alanlar olarak duvarlar, meydanlar ve sokaklar gösterilebilir. Tasarlanan kentsel sahnede bu elemanlar kullanılarak yaratılan mekanlarda performansların sergileneceği yüzeylerin çeşitliliği sağlandı ve yapısal öğelerin de performansa dahil edilmesi planlandı. Proje kapsamında tasarlanan iki yapıdan biri, içinde 1.000 kişilik bir sahne, kütüphane, arşiv ve kafe bulunduran ana yapı. Diğeri ise medyatek olarak tasarlanan ses kayıt stüdyoları, cep sinemaları, çok amaçlı atölyeler/stüdyolar barındıran bir duvar yapıdır. Bu iki yapının arasında denize doğru uzanan bir ara sokak oluşturuldu.

Kentsel kullanıma açık hemzemin, bir kamusal alan oluşturan sahne gerektiğinde kurgulanmış performansların sergilenebilmesi için kapatılabiliyor. Bu sahnenin fuayesi olarak tasarlanan alan ise kütüphane ve arşivle ortak bir mekan kullanıyor. Bütün performansların arşivlendiği, herkesin kullanımına açık kütüphane aynı zamanda duvar yapı olarak tasarlanan medyatekten de besleniyor. İçinde farklı boyutlarda stüdyolar, atölyeler barındıran yapı gerektiğinde büyük kapılarla açılarak sokağa, meydana taşabiliyor.

OĞUL ÖZTUNÇ
Kadıköy’ün kentsel organizasyonu temelde iki katman üzerinden okunabilir: Kadıköy’ün iç dokusunu tanımlayan “Kadıköy içi' katmanı ve dış dokusunu (denizle ilişki - silüet - kıyıdaki yaya hareketleri - ulaşım vb.) tanımlayan “Rıhtım” katmanı. Bu noktada proje kapsamında kentsel organizasyonu sağlayacak bir ‘”üçüncü”' katmanın eklenmesi önerildi. Eklenen yeni katman Kadıköy ve Rıhtım arasındaki ilişkinin artırılmasını, denizle kurulan - kurulamayan ilişkinin yeniden tanımlanmasını, zeminde yapılan hareketin tekrar kurgulanması ve alanın coğrafi biçiminden dolayı oluşan radyal şehir algısı durumunun güçlendirilmesini amaçlıyor. Kadıköy’ün yeni performans merkezi bu katmanı tanımlamak üzere yapısal ve programatik bir bozguna uğratılmış ve şehirle birlikte -onun içinde- tekrar kurgulanmıştır.

Rıhtımın çok büyük bir alanını kaplayan ve bir kaos ortamı yaratan otobüs durakları, işlevini yitirmiş boş ve atıl duran yapı kütleleri, halkla hiçbir yapısal ilişki kurmayan bir konservatuvar-sahne, kamusal alanı parçalara bölen ve geçilmez sınırlar tanımlayan dev otopark alanları gibi konular kentten kovulacak, halının altına süpürülecek veya rant projeleriyle ortadan kaldırılacak sorunsallar olarak görülmemiş, onların yoksunluklarını tamamlayan bir yapısal yaklaşımla tasarlanarak, kent yaşantısının zenginleştirilmesi hedeflenmiştir. Şehrin kıyı şeritlerinin büyük oranda betonlaşmış ve araç trafiğine ayrılmış olmasının oluşturduğu yeni katman, şehir ve deniz arasındaki ilişkiyi yok ederken aynı zamanda suyla daha demokratik yeni bir ilişki kurma ihtimalini doğurmuştur. Bu ilişki suyun özünde var olan; taşıma, düşeyde ve yatayda hareket etme-ettirme gibi olanaklarından yararlanılarak hareketli, geçirgen, esnek ve değişken yeni şehir parçaları tanımlamak için kullanılabilir.

Kadıköy için tasarlanan Performans Merkezi, sabit ve hareketli yapı parçaları içeriyor. Bu yapı parçaları program ve eşleştiği mekanların birbirinden ayrılması ve şehrin birtakım noktalarına yerleştirilmesiyle oluşuyor. Sabit kütleler yapısallık ve şehir elemanları arasındaki ilişkiler üzerine kurulmuşken, hareketli kütleler şehri bir açık hava performans müzesine dönüştürmeyi ve izleyici-oynayıcı ilişkisi üzerinden şehri-denizi bir sahne olarak kurgulamayı amaçlıyor. Deniz ortasında konumlanmış 1000 kişilik sahne, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nın önünde konumlanmış 250 kişilik küçük sahne, Eski Et ve Balık Kurumu Yapısı'nın içinde kurulan atölye ve üstünde konumlanmış kütüphane/arşiv yapıları sabit kütleleri oluşturuyor. Hareketli kütleler ise rıhtımda kıyı şeridi boyunca deniz üzerinde oluşturulmuş direk katmanı ile yüzen sahnelerden meydana geliyor. Bu sahnelerde profesyonel/amatör bir performans ortaya koymak isteyen şehirliler yer alabilir.

PINAR GEÇKİLİ
Çeşitli makalelerde performans sanatları ile ilgili çoğunlukla protest bir kimlik taşıdığından, arayışta olmasının getirdiği deneysel olguyu barındırdığından, performans sanatçılarının belirli bir mekanları olmadığından hatta kendilerine uygun görülen mekanları reddettiklerinden ve bu sebeple daha çok sokakları tercih ettiklerinden bahsediliyor. Bu noktada ise projenin özü ortaya çıktı: “Kendini mekana değil mekanı kendine adapte et!”

Proje alanı, kent dokusunun izleri taşınarak parçalandı ve bu izlerden oluşan ışınların bir sokak dokusu oluşturulması öngörüldü. Var olan yeşil alanın sürekliliğinin sağlanması ve atıl olan alanın diğer kısımlar ile iletişiminin kurulması amacıyla kısmen yeşil olan meydan ile metro çıkışının da bulunduğu yeşil birbirine bağlandı. Projenin sabit ve ağır olan kısmı tasarlanırken duvar etkisi yaratan su arıtma tesislerinin bulunduğu kısma yaklaşım ve denizle iletişimin kopmaması dikkate alındı. Aidiyetin sağlanabilmesi ve projenin çeşitli alternatif performanslara hizmet edebilmesi için gereken esnekliği oluşturacak olan birimlerin kullanıcılar tarafından meydana getirilmesi gerektiği düşünüldü. Bu şekilde Kadıköy'de görülen aidiyet ve adaptasyon durumları çakıştırılmış, performans sanatının deneysel yaklaşımı karşılanmış olacaktı.

Ortalama konfora sahip bir mekanın oluşturulabilmesi gereken minimum ihtiyaçlar, taşıyıcı yapı elemanları ve tefriş malzemeleridir. Bu durumda tasarımın bir depo ve ona saplanan konstrüksiyonlar orijininde şekillenmesine karar verildi. Konstrüksiyonlara adapte edilecek yapı elemanları ve iç kurgusu için tefriş malzemeleri depodan temin edilerek taşıyıcıda ve elemanlarda bulunan detaylar ile montaj gerçekleşebilecek. Böylece çok çeşitli kullanım ve işleve yer verebilen lego birimleri oluşacak.

Depo ve konstrüksiyonlara ek olarak sabit izole mekanlar ve kayıt birimleri kurgulandı. İzole birimler dış ortamdan ses, görüntü, sosyal iletişim vb. açılardan tamamen ayrılmış olmakla beraber kendi içlerinde farklılık göstermektedirler. Depoya saptanmış 4 konstrüksiyon kotunda 4 farklı izole mekan bulunuyor. En büyüğü klasik bir salon tipinden oluşuyor. Yine klasik salon tipinden oluşan fakat daha küçük olan başka bir birim de bulunuyor. Üçüncü birimin ise iç hacmi teleskobik tribünlerden oluşuyor ve istenildiğinde tamamen boşaltılıp farklı amaçlar için kullanılabiliyor. Aynı zamanda teleskobik tribünlerin farklı kullanım olanakları dolayısıyla farklı tipte mekanlar kurgulanabiliyor. Son mekanda ise döşeme 225 kareden oluşacak şekilde parçalandı. Pistonlar yardımıyla hareket edebilen küçük döşemeler ile tamamen farklı hacimler oluşturulabiliyor. Örneğin pistonlarla kare birimler yükseltilerek merdivenler ve asma katlar oluşturabilmektedir. Her birimin taşıyıcı aksının içine giren kısmında kafe, bar, depo, fuaye, dolaşım gibi servis sistemleri bulunmaktadır. Bu hacimler gerektiğinde depodaki malzemeler yardımıyla oluşturulan birimlere eklemlenerek büyütülebilmektedir.

SADIK MERT KOCAMAN
İnternet ortamında kendimizi çoğaltıyoruz ve aynı anda farklı yerlerde bulunup farklı deneyimler yaşıyoruz. Kendimizi başkalaştırıp katmanlaştırıyoruz. Olamadığımız kişilere dönüşüyoruz, farklı hayaller belirleyip sanal başarılar elde etmeye çalışıyoruz. Video oyun üreticileri bu açığı çok önce gördüler, insanları kağıttan yapılmış sanal karakterlerden, onları gerçekten hissedebilecekleri formlara davet ettiler. Öyle ki, birincil tercihler yine değişti, biz olan avatarlar gerçek biz oldular.

İmgelerle kurulmuş dünyalar birçok kişi için kolay algılanabilir, gerçek sanılabilir. Çıplak gözle biriktirdiklerimiz, belleğimize attığımız, belki ayıp diye pas geçtiğimiz birçok imge sanallık kavramıyla gerçeğe geri döndü. Sanal gerçeklikler yaratıp, gerçek hayatta karşılaşamadığımız ama arzuladığımız, gördüğümüz ama cesaret edemediğimiz ne varsa, avatarlarımız tarafından hemen kabul gördü.

Bu iki kavram arasında gidip gelirken arasındaki bağ da bir o kadar sağlamlaştı, birbirinden ayrılamaz hale geldi, hatta birbiri için kullanıldı. Artık hangisinin daha gerçek hangisinin daha sanal olduğu tartışılamaz. Karakterler –ya da bu noktada avatarlar– arasında sürekli dönüşüyoruz ve her biri birbirine bağlı olan bu medyalar bir ulaştırıcı görevi üstlenerek farklı imgeler yaratıp bunları birbirine taşıyor. Hisleri sadece gerçek kullanıcısından alan avatarların hareketleri bu hislerin sahibinden bağımsız mıdır? Bilgisayar ortamında yaratılan karakterler bizim görünür dünyadaki yansımalarımız olmakla beraber, bize benzemeyip, bizden daha gerçekler. Kullanıcı olarak giriş yaptığımız bu medyalarda aslında kullanıcı değil bizzat yansımanın kendisi oluyoruz. Bu performans, gerçek biz olmakla ilgili.

Performans Yapısı
Büyük ölçekli bir konuyu yerele indirgemeden, enternasyonal ve kişi bazlı dertlerle çözümleme yapılması nasıl sonuçlar doğurur? En önemli soru bu proje için. Evrensel çıkarlar ve beklentiler az çok bellidir. Daha çok düşünülmesi gereken; kişisel kazanımlar nelerdir ve evrensel çıkarlarla ilişkisi nasıldır? Bu noktada da gerçek kavramı tekrar bir düğüm şeklinde ortaya çıkar. Avatarların gerçek kimliğe ulaşması, bedenden ayrı bir gerçeklik kazanılması, büyük bir performans yapısından güç alarak şekillenmesinin yollarının aranmasının sebebi de bundandır. Kişi seçebilmelidir çünkü, imgeleri izlemeyi ya da imgenin kendisi olmayı. Bu ikili durum nedeniyle bina da dikeyde iki yönde gider. Biri analog olan toprak altında kalana, diğeri yukarıya dijital bir gerçekliğe. Yine de “gerçek nedir?”

Kullanıcılar -performans izleyecek olanlar ya da kendi performanslarını yaratacak olanlar- bu iki yol ayrımına giderken bir tünelden geçerler. Bu tünel farklı durumları art arda ya da kompozit olarak yaşatmak üzerine tasarlandı. Çünkü gerçekleri zenginleştiren farklı durumlardır. Bu amaçla tünel, yönlendirici duvarlar ve bu duvarların izinin devam ettiği farklı açıklık-kapalılıklar, yükseklikler, darlıklar ve genişlikler kurgulandı. Çünkü herkes için farklıdır yağmurda kolunu başına siper yapmak. Bu tünel sonunda bir düğüme ulaşıldığında orada iki yol vardır, dijital ve analog olan. İkisi de gerçektir. Kişi kendisi kendini seçer.

SEDA TUGUTLU
Projede performans kavramı, ikonik/işlevsel olma gerilimi, sahilde yüksek yapı meselesi, otoparkın kentsel ve mimari karşılığı tartışıldı ve bu konular üzerine bir deneme üretildi. Kadıköy Rıhtım deniz, kara, raylı ve bisiklet ulaşımının kesiştiği bir aktarma merkezidir. Proje bu ulaşım sisteminin bir parçası olan otopark kulesi ve performans yapısı olarak ele alındı. Otopark gizlenen, yerin altına alınan bir program değil, ulaşım sisteminin bir parçası, binanın kurgusunu belirleyen, ikonikleştiren bir girdi oldu.

Kent içindeki aktarma merkezleri gün içinde en çok ayak basılan, hızlı geçişlerin olduğu yerlerdir. Bu nedenle seyyar satıcıların, sokak sanatçılarının, aktivistlerin en çok konumlandığı noktalardır. Bu durum “gündelik performans” olarak isimlendirildi. Yapının zaman içinde ihtiyaç farklılaşması nedeniyle değişimi olası görülüp, buna uygun bir strüktür önerildi. Gelecek projeksiyonu yapıldı.

Zemin kotuna “insan pompalayan elemanlar” önerildi. Bu insan pompalayan elemanların arasına boşluklar konumlandırılarak bu boşluklarda çarpışmaların yani gündelik performansların gerçekleşeceği kurgulandı.

Sahilde yüksek yapı meselesi tartışılarak mümkün olduğunca boşluklu, geçirgen bir yapı Önerildi. Yükselmenin otopark işleviyle beraber olması “ikonik” olma durumuna karşılık geleceği öngörüldü. Program hacimleri çelik strüktür hacme ve çekirdeğe mesnetlenerek taşınıyor. Böylelikle yapının boşluklu olması ve zaman içinde ihtiyaca göre değişebilir olması sağlandı. Otoparka ulaşma ve park etme rampada gerçekleşiyor. Rampa binanın en dışından dolanıyor. Böylelikle hem geniş bir daire çizerek araç sürme kolaylığı tanıyor hem de havalandırılması kolay gerçekleşiyor.

İlgili programlar dikeyde ilişkilendirilecek şekilde kurgulandı. Birbiriyle ilişkisi olması istenilmeyen programlar özellikle birbirinden koparıldı. Her programın, çekirdek dışında, kendi içinde sirkülasyonu bulunuyor.

CEM EREN GÜVEN

GÖZDE DAYIOĞLU

YILMAZ TAHA SEZGİN

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: