Eko-Kritik: Mimari Üretimde Karşılaşmalar, Kesişimler

ZEYNEP AYŞE GÖKŞİN ASİYE AKGÜN GÜLTEKİN CEYLAN GEZER ÇATALBAŞ SUZAN SANLI ESİN

İçinde bulunduğumuz Antroposen Çağı1, doğa ile ilişkimizi tekrar değerlendirmemiz gerekliliğinin aciliyetini farklı çerçevelerde ortaya çıkarttı. İnsan merkezli bakışın doğa eksenine kayması farklı alanlarda tartışıladururken mimarlık disiplini içerisine de girmeye başladı. Bu doğrultuda, İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık İngilizce Program üçüncü sınıf proje atölyesinde insanın çevreye geri dönülmez zararlarının anlaşılması, eleştirilmesi ve buna ilişkin spekülasyonlar üretilmesi yönünde yürütülen süreç; tartışmalar-haritalamalar ve üretimler olarak üç safhada gerçekleşti.

Tartışmalara altlık oluşturulması için verilen anahtar yaklaşımlardan biri olan Timothy Morton’a ait Karanlık Ekoloji fikri, insanlardan ayrı, bozulmamış bir vahşi doğanın varlığını asla onaylamaz ve onu arzulamaz. Bunun yerine Morton (2010), karanlık ekolojik gerçeklik ile "güneşli, bütünsel, içten ve sağlıklı, doğal" bir yeşil ekolojik iddiadan ziyade, olumsal ve zorunlu olarak ölmekte olan bir dünyada kalmak istediğimiz fikrini kucaklar. Karanlık Ekoloji, farkına varıldığında karanlıkta depresyon ile başlayıp, ontolojik bir gizemden tatlılığa geçişle kabullenmenin gerçekleştiği bir görüşe yaslanır. Bu düşünce ile Morton, kendisine yabancılaştığımız, ancak bir şekilde uzlaşmaya veya geri dönmeye can attığımız bütünsel ve uyumlu bir doğanın var olduğuna dair romantik ve duygusal düşünceyi terk eder. Morton’un ekolojiye duygusal ve yeşil odaklı olmayan bu yaklaşımı, bilinen anlamda sürdürülebilir mimari yaklaşımdan bir nebze olsun uzaklaşabilmeyi olanaklı kılar. Yine Morton’un (2020), tarif edilemez büyüklük ve kapsayıcılıkları sebebiyle tamamen görülüp algılanması zor olan nesneleri açıklamak için kullandığı hipernesne kavramı, stüdyoda küresel ısınmayı düşünmek ve fikir geliştirmek için büyük katkı sunar.

Yol Haritası
İnsanlığın doğaya verdiği geri döndürülemez zarar, mimarlık pratiğinde pek de uzun olmayan bir süredir tartışılmakta. Bu tartışmaları daha çok sürdürülebilir mimarlık bağlamında, özellikle de malzeme seçiminde ve enerji tüketimini kontrol etme biçiminde görmekteyiz. İklim krizi, küresel ısınma, biyolojik çeşitliliğin tehlikede olması gibi meselelerin, bu tartışma ortamından farklı bir yönde ele alınması kaçınılmaz duruyor…

İnsanı merkeze almayan bir mimari tasarım programı önermek en başından tartışmalı bir süreç. Mimarlık pratiğinin insan-merkezli doğasının benimsendiği varsayıldığında, tasarım programını kurgulamak beklenenin aksine daha muğlak bir veri üretmek anlamına geliyor. Tasarım düşünce ve imkânlarını olabildiğince açabilmek için, yol haritası bu muğlaklığı korumaya yönelik kurgulandı. Mimari program, canlı-cansız ötekisi ile karşılaşmayı, onunla hemhâl olmayı ve yorumlamayı bir mekânsal organizasyon içerisinde yürütebileceği ve oluşan farkındalık durumu ile yeniden o şey veya şeylerle karşılaşmayı içeren bir döngüsellikle ortaya çıktı. Öğrencilere “karşılaşma-diyalog-yorumlama-yeniden karşılaşma” kurgusuna sahip kendi belirleyecekleri serbest bir akış tarif edildi.

Projenin kendisinin süreç tasarımı haline geldiği stüdyoda, öğrencilere sunulan yer alternatiflerinin, farklı spekülatif tartışmalara olanak sağlanabilmesinde önemli olduğunu düşünüyoruz. Buna göre öncelikle suyla özel bir ilişki kuran İstanbul’un alternatif kıyılarından Küçükçekmece Gölü ve Haliç’in yanında halen güçlü bir doğaya sahip olması nedeniyle Kemerburgaz Kent Ormanı yer olarak önerildi. Böylelikle kente yakın ya da uzak olarak konumlanabilmek, suyla ilişki kurmak ya da kurmamak gibi farklı yaklaşımlara imkân verilmesi amaçlandı. Aynı zamanda farklı gelecek senaryolarına, acil durumlara ya da bunların çapraz kullanımlarına yönelik tartışmaların önü açılmış oldu.

Stüdyo ortamının karşılıklı tartışma ve öğrenme süreci olarak ele alındığı, yürütücülerin pozisyonunun öğretici olmaktan çıkarılarak, tartışarak yönlendirici ve hatırlatıcı olarak değiştirilmesi amaçlandı2. İnsan odaklı mimari ortamda canlı-cansız ötekisi için tasarım pratiğinin belirsizliği süreci daha da zorlayıcı bir hale getirdi. Bu nedenle, mimari üretimden ziyade, olası sorunlar ve ihtimallere dayalı senaryoların geliştirilmesi, problemlerin ortaya konulması yönünde teşvik edilen öğrenciler için süreç üretici oldu. Verili kaynaklar ile başlayan araştırma sunumları, genişletilerek bireysel dertlere dönüşmeye başladı ve bireysel yorumlarla şekillendi.

Karşılaşmalar / Tartışmalar / Zorluklar
Stüdyonun araştırmayla başlayan kurgusunda, neden bu gezegende yalnız insanın ve onun gereksinimlerinin her şeyin ölçüsü ve merkezi olduğu, insan çağının çevre üzerindeki etkileri tartışıldı. Öğrenciler; küresel ısınma ve buzulların erimesiyle su seviyesinin yükselmesi, atmosferdeki gaz oranının artması, gece-gündüz yüksek ısı farkına dayanan değişim gibi buna bağlı olarak gelişen farklı sonuçlar, çevre kirliliği, okyanus asitlenmesi, biyolojik çeşitliliğin kaybı, insan nüfusunun hızlı artışı, ormanların yok oluşu, ozon tabakasının incelmesi, kaynakların azalması, kuraklık, asit yağmurları, nükleer enerji gibi birçok iklim ve çevre sorununa odaklandılar.

Öğrencinin problemle karşılaşma veya yüzleşmesinin, problemi ele alış biçimlerine doğrudan etkisi olduğu söylenebilir. Önce problemi tanımaya, farklı ölçeklerde ve disiplinlerdeki verileri anlamaya ve deşifre etmeye yönelik tavırları temsil dillerine de yansıdı. Veri görselleştirme, duyguları harekete geçirme amaçlı kolaj-video temsilleri ve çevresel etkilerine yönelik gelecek projeksiyonları gibi okuma biçim ve üretimleri ortaya çıktı.

Kavramsal tartışmaları takiben "nasıl bir duygu, hangi atmosfere, ne şekilde eşlik edebilir?" soruları ile atmosfer kurgusu üzerine düşünen öğrenciler, kesit-kolaj, pop-up maketler ile duyguları ortaya çıkarmaya başladı (Resim 1). Temsili güçlendirmek için çektikleri videolarda seçilen müzik, ses, renk ve bunların tonları, atmosferi anlamalarına vesile oldu. Böylelikle kolaj ve videolar okumaların, düşüncelerin ilk görsellerini oluşturmalarını destekleyen birer araç haline dönüştü.

Resim 1: Problemin temsilinden örnekler (Gökçe Karabulut, Elif Sena Sadıker, Ecem Tüfekçi, Sıla Aksu, Nurullah Çetinkaya, Huriye Tüfekçi)

Senaryonun tümüyle öğrenciye bırakıldığı stüdyoda, çevre ve iklim sorunlarını sorgulamak, tartışmak, insan dışındaki canlıların yaşamını keşfetmek, doğayla bağ kurmak üzere müze, araştırma, eğitim merkezi, rekreasyon alanı, laboratuvar gibi farklı programlar benimsendi. Senaryolar “karşılaşma-diyalog-yorumlama-yeniden karşılaşma” kurgusuna bağlı kalarak geliştirildi (Resim 2).

Resim 2: Programın ele alınışından örnekler (Berru Zeynep Beki, Eda Gözala, Serap Kaçmaz, Nursima Şevli)

Ortaya çıkan projelerde yalnız sürdürülebilir yapı üretimi değil aynı zamanda kentliyi çevre bilinci edinme konusunda harekete geçirme amacının olduğu, mimari programın ise çoğunlukla kentlilerle sosyalleşmek, araştırmak, bilgi edinmek, diyalog kurmak, düşünmek, dinlenmek, eğlenmek için bir platform yaratmaya dönüştüğü görüldü. Ayrıca geleceğe yönelik farklı senaryolardan esinlenen projeler de geliştirildi. Bunlar arasında, suların ani yükselmesi ile biyolojik çeşitliliğin araştırılmasına yönelik programları içeren öneriler, nükleer enerji patlaması sonrasında doğanın kendini onarmasına ilişkin spekülatif senaryo kurguları, farklı canlıların oluşturduğu mimari sistemler veya farklı türlerin (şeyler, canlılar, robotlar gibi) bir arada yaşamasına olanak veren sistem öngörülerinin kurulması sayılabilir (Resim 3).

Resim 3: Sonuç ürünler (Nursima Şevli, Gökçe Karabulut, Ali Cihan Yıldız, Ece Şentürk, Elif Ayvaz, Ahmed Çapraz, Ezgi Naz Avcı, Dalal Aldroubi)

Elbette bu atölye sürecinin zorlaştırıcı etkileri oldu. Öğrencilerin etkin katılımı stüdyodaki tartışmaların verimini arttırdı. Bunun yanında düşük katılımın, kavrama ve senaryo gelişiminde negatif bir etkisi oldu3. Atölye ortamında verimli çalışarak, birbirlerinin üretiminden beslenen öğrencilerin, senaryo ve yaklaşımlarını daha hızlı geliştirdiği gözlendi. Bunun yanında bazı öğrencilerin genel devamsızlığı ve özellikle de okumalara-tartışmalara katılımlarındaki isteksizlik, heyecan eksikliği izlendi. Bu durumun konunun heyecan verici olmamasından değil mimari stüdyo eğitiminde yaygın olarak okuma-anlama-tartışma-yorumlama pratiklerinin az yer alması ile ilişkili olarak öğrencilerin sürece uyum sağlamada zorlanmasından kaynaklandığı söylenebilir. Bu uyum zorluğu mimarlığı sadece somut bir üretim yapmak olarak ele alan yaklaşımın bir yansıması olarak da okunabilir. Stüdyo, bazı soruların mimari bir cevabı olmayabileceğinin farkındalığının önünü açarken, spekülatif bir üretimin de çevre-iklim sorunlarını temsil etmede etkili bir dil olabileceğinin anlaşılmasına katkıda bulundu.

  • Atölye sürecine katkıları için Araş.Gör. Berkay Oskay ile 2021-2022 Bahar Yarıyılı Architectural Design 6 stüdyosunun tüm öğrencilerine; hazırlık aşamasında ve ilk haftalardaki destekleri için de Hilal Iavarone’ye teşekkür ederiz.

Referanslar:
1 İlk defa Paul Crutzen’in Meksika’da Uluslararası Jeosfer-Biyosfer Programı kolokyumunda kullandığı terim ile, insanın yerküre üzerindeki değiştirici etkilerinin, doğa güçlerinin değiştirici etkisinin önüne geçmesine vurgu yapılır (Uğur, 2021).
2 Bu noktada Platon’un eğiticinin rolünün, bildiklerimizi hatırlatmak olmasına dayanan öğrenme modelini hatırlamakta fayda var.
3 Bireysel merakın olmaması ya da yeterli vakit ayrılmaması durumlarında, gerekli tartışmalara katılmayan öğrencilerin aşina olunan mimari programlar ile çalışmalarına müsaade edildi.

Kaynakça:

  • Morton, Timothy. The Ecological Thought. Massachusetts: Harvard UP, 2010 (s.16)
  • Morton, Timothy. Hipernesneler. İstanbul: Tellekt, (2020)
  • Uğur, Aydın. “Antroposen: İklim Krizi mi Yoksa Uygarlık Krizi mi?” Reflektif Journal of Social Sciences 2(3) (2021): 557-580

Etiketler: