Haliç Tersaneleri’nde Başka Bir Mimarlık İçin Haliç Dayanışması

HALİÇ DAYANIŞMASI

Türkiye’de 1980’lerde etkisi baş gösteren neoliberal politikalar, 1990’larda devlet kurumlarının özelleştirme kapsamına alınmasıyla her alana yayılmış, 2000’lerden bu yana da, süreci devralan iktidar eliyle yaşamın kendisi gibi, bu topraklarda üretilmiş tüm değerleri de derinden etkilemeyi başarmıştır. Söz konusu süreçlerin her aşamasından istisnasız bir şekilde etkilenenlerden biri de Haliç Tersaneleri, nam-ı diğer Tersane-i Amire olmuştur. 20. yüzyılın son çeyreğine dek aktif bir biçimde kullanılan ve bir su kenti olan İstanbul’un hat analizine bağlı gemi üretim, bakım - onarım ihtiyacını karşılayan Tersane-i Amire, farklı programdaki yapıları ile Haliç’in kuzey kıyısında yaklaşık 2 km’lik kıyı şeridine kesintisiz olarak yayılmaktadır. Alandaki denizcilik faaliyetinin Osmanlı dönemi öncesine dek uzandığını çeşitli belgelerden takip edebiliyor olsak da, henüz yeraltı / sualtı arkeolojik araştırmalar yapılmamıştır. Öte yandan, alanda asırlardır üst üste katmanlaşan Roma - Bizans - Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’ne ilişkin denizcilik birikimi de hakkını verecek bir biçimde incelenememiştir. Deniz Müzesi ve Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde Tarihi Yarımada’nın komşusu bu alana ait binlerce belge, çokdisiplinli bir bakış açısıyla ele alınmayı ve izlerin yerinde takibini beklemektedir. Ancak bu imkan elimizden kaçmaktadır. Elimizden kaçan, kaçırılan, sadece bu da değildir. Bulunduğu konumda asırlardır kesintisiz bir biçimde faaliyetine devam eden bir üretim alanı olan Tersaneler, bilimsel - teknik - ekonomik vb. yönlerden ciddiye alınabilecek herhangi bir açıklama yapılmaksızın önce yavaş yavaş işlevsizleştirilmeye ve itibarsızlaştırılmaya başlamış, peşine bu kesintisiz bütünlüğün Camialtı ve Taşkızak Tersaneleri kısmı, kısa adıyla “Haliç Port”, açık adıyla “Haliç Yat Limanı ve Kompleksi” projesine mekan olmak üzere, ulusal / evrensel ilkelere aykırı, usulsüz bir ihaleyle, yıllardır bu alana salt bir kent toprağı gözüyle bakan iktidar tarafından kimseye hesap vermeksizin, dört yılı proje - inşaat, 45 yılı işletme, toplam 49 yıllığına Fettah Tamince’ye teslim edilivermiştir. Böylelikle, Haliç’in iki kıyısının parçacıl müdahaleler ile koparılmış ve tüketime terkedilmiş ilişkilerini onaracak, olası bir afette lojistik destek olabilecek potansiyel de kentlinin elinden alınmıştır. Artık Haliç Tersaneleri, nam-ı diğer Tersane-i Amire, kendisine yaşça yakın sayılabilecek, ancak epeydir özgün işlevini terk etmiş dünyadaki tek kardeşi Venedik Tersanesi kadar şanslı olamayacaktır. Zira ne onun kadar araştırılmış, incelenmiş, yazılmış, çizilmiş, ne de onun gibi uzun yıllara dayanan açık / şeffaf / katılımcı bir yeni hayat sürecine dahil olabilmiştir. Tersaneler bir yandan parçalara ayrılırken Camialtı Tersanesi’ndeki donanım çoktan hurda olarak değerlendirilip(!) satılmış, alan Okmeydanı dönüşüm projesinin “denize açılan kapısı” olarak adlandırılarak Beyoğlu Belediye Başkanı ve bazı yatırımcıların dilinden düşmemeye başlamıştır. Basına yansıyan haberlere göre, son derece acelesi olan bu proje süreci gibi uygulamanın da hızlıca kotarılmak isteneceği, bu delice sürecin nice meslek insanının hayallerine, şantiye çalışanlarının da canına kastedeceği iddiasında bulunmak abartılı sayılamayacak kadar olasıdır bu topraklarda...

arild vagen, istanbul
fotoğraf: arild vagen

Ancak henüz filmin sonuna gelmedik. Çünkü gelinen bu noktayı; “İşte, burası Türkiye” diyerek açıklamaktan tatmin olmayan ve bunu kabul etmeyen biz meslek insanları, tersaneciler, mahalleliler, velhasıl kent hakkı peşine düşmüş, yaşadığı yere ilişkin derdi olan her bir kişi ve kurum, daha ihale sürecinde örgütlendik ve Temmuz 2013’te Haliç Dayanışmasını oluşturduk. O zamanlar Gezi protestolarının ateşi daha sönmemişti ve bugün de olduğu gibi, hiçbirimizin o ateşi söndürmeye niyeti yoktu! Derhal bir basın açıklaması yaptık, ardından Mimarlar Odası’nın açtığı dava sürecine destek olduk, kişisel arşivlerimizdeki tüm belge, çizim vb. malzemeyi bir havuza topladık ve bunları kamuoyu ile açık paylaşıma sokmak için çalışmalara başladık, peşine ilgili koruma kurul kararlarını haritalara işledik, bir basın açıklaması ile kamuoyuna duyurduk, oluşturduğumuz teknik / hukuk / örgütlenme / medya çalışma grupları ile alanı savunmak üzere mücadeleye giriştik. Kent Hareketleri gibi kent hakkı için uğraş veren diğer dayanışmalarla ilişkiye geçtik. Mayıs 2014’te “Haliç’te Neler Oluyor?” panelini düzenledik ve panele gayet memnuniyet verici bir biçimde Haliç Port projesi müellif adayı olan bazı isimler de katıldı. Bu çok verimli toplantıda, Dayanışma olarak müellif adaylarıyla görüşmeyi sürdürme talebimizi açıkça ifade ettik ve Ağustos 2014’te bir basın açıklaması daha yaparak talebimizi kamuoyuna yeniden duyurduk. İşte, tam da burada, film yeniden kararmaya başlıyor... Zira ülke çapında ve hatta dünyaca tanınmış, kendini mesleğinde en iyiyi yapmaya adamış Han Tümertekin, Nevzat Sayın, Mehmet Kütükçüoğlu, Murat Tabanlıoğlu, Boran Ekinci, Selçuk Avcı, Gökhan Avcıoğlu gibi müellif adayı mimarlarımız ve danışmanlık yapan bazı akademisyenler açık talebimize rağmen proje sürecini halen sadece Fettah Tamince ile birlikte sürdürmekteler. Bu süreç kamuoyu ile şeffafça paylaşılmadığı için ismi geçen kişilerin halen müellif adayı olup olmadıklarını net olarak bilemesek de, biz Haliç Dayanışması olarak, kendilerinin kamuoyuna açık süreçlerin de mimarları olmalarını istiyor, herkesi dayanışmaya davet ediyoruz. Çünkü biz, sadece Tersanelere, Haliç’e değil, kent hakkımıza, mesleğimize, emeğimize ve yaşam alanlarımıza da sahip çıkmaya çalışıyoruz. Ve inanıyoruz ki, başka bir dünya gibi, başka bir mimarlık da mümkün ve bunu ancak kendi kurallarımız ile hep birlikte kurabileceğiz. Özetle "ya hep beraber, ya hiçbirimiz."

İletişim için: [email protected]

Bilgi için: Haliç Dayanışması facebook sayfası

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: