Modern Mimarlık Mirası Korunmalı Mı?

T. ELVAN ALTAN

Köşemizin bu ayki sayısında yer vereceğimiz konuğumuz; tarih ve kuram alanının saygın isimlerinden Prof. Dr. T. Elvan Altan. Koruma disiplini yalnızca uzak tarihin değil yakın tarihin eserlerinin korunması konusuyla da uzun bir süredir ilgileniyor. Özellikle de Docomomo ile bu uğraşı sağlam bir şekilde kurumsallaşmış görünüyor. Kuşkusuz modern dönemin eserlerinden oluşan yakın dönem mirasının geleceğe taşınabilmesi anlamında koruma ve modern dönem mimarlığı ilişkisi önemli ve değerli... Ancak bu konuya biraz daha geniş bir pencereden baksak ve koruma ile modernliğin ve modernitenin ilişkisine, bağdaşabilirliğine bakarak bu konuyu değerlendirsek acaba bu köşede hedeflediğimiz bakış açısına katkıda bulunabilir miyiz sorusundan hareketle koruma meselesi ve modernlik veya modernite olgusu arasındaki ilişkiyi sorgulamak istiyoruz bu ay ad infinitum'da. Murat Çetin

Modern mimarlığın tarihini çalışan bir akademisyen olarak yolumun bu mimarlığın belgelenmesi ve korunması için çalışan Docomomo ile çakışması kaçınılmazdı. 2002 yılında Docomomo_Türkiye Çalışma Grubu’nun kurulması sürecinde yer aldığımdan beri, bir mimarlık tarihçisi olarak öncelikle ülkemizin modern mimari üretiminin belgelenmesi için katkı sağlamaya çalıştım; öte yandan, uzmanlığım olmamasına rağmen, modern mimarlık mirasının korunması da bu süreçte ilgi alanlarımdan biri haline dönüştü. Tarih ve koruma alanlarının birbiriyle kaçınılmaz ilişkisi bu durumu açıklıyor elbette; geçen 15 yılda bu mirasın hızla yok edilmekte olması ise, her mimarı bu konuda en azından düşünmek durumunda bıraktığı gibi, beni de koruma uzmanlarından da daha fazla “korumacı” yaptı. Dolayısıyla, yazının başlığındaki soruya “modern mimarlık mirası korunmalıdır” diye yanıt veriyorum tabii ki.

Atatürk Bulvarı cephe yenileme projesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2010’lar.
Atatürk Bulvarı cephe yenileme projesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2010’lar.
Çiftlik Caddesi cephe yenileme projesi, Samsun Büyükşehir Belediyesi, 2010’lar.
Çiftlik Caddesi cephe yenileme projesi, Samsun Büyükşehir Belediyesi, 2010’lar.

Yirminci yüzyıl başından İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasına uzanan dönemde etkin olan modernist mimarlık, üretildiği dönemden kısa sayılabilecek bir süre sonra, 1960’lardan itibaren, miras tanımı içinde düşünülmeye; 1988’de kurulan Docomomo örgütünün de gösterdiği gibi, 1980’lerden itibaren ise, en azından mesleki çevrelerde korunması gerekliliği kabul görmeye başladı. Dolayısıyla, aslında “modern mimarlık korunmalı mı?” sorusunun sorulmasına bile artık gerek yok diyebiliriz. Öte yandan, ülkemizde modern yapıların kolayca yıkıldığı ve bunun toplumda genel olarak tepki görmediği de bir gerçek. Bu konuda toplumsal kabul olmadığı ve yasal zemin de yetersiz kalabildiği için, modern mimarlığın korunması günümüzün önemli bir mücadele alanını oluşturuyor. Akademik ve mesleki çevrelerde ise, modernin korunması düşüncesinin bir iç çelişki taşıdığı öne sürülerek konunun daha kuramsal bir çerçevede hala tartışıldığı görülebiliyor.

Modernist mimarların 20. yüzyıl başlarında öne sürdükleri “tarih-karşıtı” argümanlar, modern mimarlığın korunması söz konusu olduğunda bir tartışma zemini oluşturabiliyor. Modern mimarlık anlayışının genelgeçer tanımlarında referans gösterilen ve Antonio Sant’Elia’nın 1914 tarihli “Fütürist Mimarlık Manifestosu”nda yazdığı “her nesil kendi şehrini inşa etmelidir” görüşünde en güçlü ifadesini bulan tarih eleştirisi, dönemin değişim-gelişme-ilerleme hedefine dayanıyordu. 19. yüzyılın tarihselci mimarlık pratiğine karşı geliştirilen bu eleştiri, aslında tam da o dönemin sanayileşme ve kentleşme süreçleri sonucunda oluşan toplumsal durum olarak modernliğin bir ürünüydü. Modernlik durumunu tartışırken en sık alıntılanan metinlerden biri olan Marshall Berman’ın Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor1 başlıklı çalışmasında söylediği gibi, bu süreçte “serüven, güç, coşku, gelişme, kendimizi ve dünyayı dönüştürme olanakları vaat eden” bir ortam oluşmuş ve 20. yüzyıl başı mimarlarının savunduğu modernleşmeci değişim hedeflerini olası kılmıştı. Türkiye örneğinde de görüldüğü üzere, “dünyayı dönüştürme” hedefiyle üretilen yeni ve modern yapılı çevre büyük oranda tarihi çevreyi yok ederek oluşturuldu; hatta Türkiye’de 20. yüzyılın ilk yarısında bu anlayışla üretilen yapılar daha sonraki onyıllarda yeni modern yapıların inşası için yıkıldılar. Öyleyse, kendisi “yıkıcı” bir pratiğe izin veren, değişim hedefiyle geçmişe bakmayı eleştiren, yani eskiyi korumayı değil yeniyi oluşturmayı savunan modern mimarlık mirası korunmalı mı gerçekten?

Bu noktada yine Berman’a başvurmak ve “Modern olmak, ... bir yandan da sahip olduğumuz her şeyi, bildiğimiz her şeyi, olduğumuz her şeyi yok etmekle tehdit eden bir ortamda bulmaktır kendimizi.” tanımını hatırlamak yol gösterici olacaktır. Dolayısıyla modernlik, geleceğe bakarken geçmişte kalan ve artık kaybedilmekte olanın da fark edildiği bir durumdur; çağdaş koruma yaklaşımının başlangıcı da bu nedenle yine 19. yüzyıla tarihlenir. Konu daha derin tartışmaya açıksa da, Berman’ın tanımında da belirtildiği gibi, modernliği sadece gelecekle ilişki kuran değil geçmişi de göz önünde bulundurması gereken bir toplumsal durum olarak anlamalıyız ve dolayısıyla modern mimarlığın genelgeçer tanımında sunulan tarih-karşıtı olma özelliğini sorgulamalıyız. Le Corbusier’nin tasarımlarının klasik mimarlık idealleriyle ilişkisinin örneklediği gibi, modernist mimarların gelecek vurgularına rağmen aslında geçmişle ilişki kurmayı sürdürdüklerini anlatan tarih araştırmaları da göz önüne alındığında, modern mimarlık üretimi tarihsel süreç içindeki yerine yerleşiyor; bu mirasın korunması ile modernlik durumu arasında olduğu düşünülen çelişki de çözülüyor aslında.

Bu noktada, tarihsel sürecin sürekliliğini göz ardı edip geleceği sıfırdan üretme yaklaşımının neden olacağı önemli bir soruna da dikkat çekmek gerekiyor. Hilde Heynen’in “Modern Mimarlığın Geçiciliği” başlıklı yazısında söylediği gibi, “sıfırdan başlama ... denemesi göz ardı edilemeyecek güçlü totaliter imalar taşır. Totaliterlik tehdidine karşı koyabilmek için, tarihin gelecek için önemli bir kaynak olarak kabul edilmesi gerekir. Bir kimliği sıfırdan kuramayız, bir gelecek kurmak için geçmişin deneyimlerine dayanmalıyız.”2 Gelecek için hayal edilen ya da (günümüzde yaygınlaştığı gibi) geçmişten seçilen tekil bir kimlik yerine, modern dönem dahil tarihsel sürecin parçası olan tüm kimliklerin bir arada var olmasıyla oluşan bir yapılı çevre bu tehdide karşı durabilir ancak. Aksi takdirde, güç sahiplerinin seçtiği kimlikle üretilmiş, diğer kimliklerin ise yok sayıldığı, kısaca anti-demokratik olarak tanımlayabileceğimiz kentsel çevreler ve dolayısıyla toplumsal oluşumlar kaçınılmaz olacaktır.

Bunu engellemek için, yazının başında söylediğim gibi, tüm koruma uzmanlarından daha “korumacı” bir önerim var: “Yirminci Yüzyıl Modern Mimarlık Mirası Korunmalıdır” diye başladığım önceki bir yazımda söylediğim gibi, “belki de artık her şeyi korumayı öncelikli görev olarak almanın; koruma kurulları yerine ‘yıkım onay kurulları’ oluşturarak, ancak yıkılması gerekli görülen yapıların yıkılmasına, diğerlerinin ise tarihsel süreklilikleri içinde ... yaşamasına izin veren bir sistemi kurmanın zamanı gelmiştir” diye düşünüyorum.3 Modern mimarlık yaklaşımının kendi argümanları korunmasına engel oluşturuyor görünse de, 20. yüzyıl modern mimarlık üretimi büyük oranda kendinden önceki üretimi yok etmiş olsa da, bugün geçmişimizin bir parçası haline gelen bu mirasın da toplumsal ve mekansal deneyimlerimize zemin oluşturan bir tarihsel katman olarak kentlerimizde yaşaması gerektiğini savunmak zorundayız. Kentsel deneyimlerimizin sürekliliğine imkan tanıyan çoğul kimlikli yapılı çevreler elde edebilmemiz için, tüm diğer dönemlerin mirası gibi, modern dönemin mimarlık mirası da korunmalıdır.

NOTLAR
1 Marshall Berman (2004) Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor: Modernite Deneyimi, Ü. Altuğ, B. Peker (çev.). İstanbul: İletişim Yayıncılık.
2 Hilde Heynen (1998) “Transitoriness of Modern Architecture”, Allen Cunningham (der.) Modern Movement Heritage, s.34. Londra ve New York: E & FN SPON.
3 Elvan Altan Ergut (2013) “Yirminci Yüzyıl Modern Mimarlık Mirası Korunmalıdır! DOCOMOMO_Türkiye: 10 Yılın Ardından...”, Mimarlık, no.371.

KAYNAKLAR
-Fotoğraf 1: Atatürk Bulvarı cephe yenileme projesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2010’lar. http://www.gazetesobe.org/index.php?Did=140
-Fotoğraf 2:Çiftlik Caddesi cephe yenileme projesi, Samsun Büyükşehir Belediyesi, 2010’lar. http://wowturkey.com/t.php?p=/tr774/adem5555_20727890_1514364258622583_2920932321.jpg

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: