Üretken Peyzajın Kentli Hali

DİLEK YÜRÜK

Kır ve kent kavramı 1950 öncesine kadar keskin sınırlarla ayrılabilirken tarımda makineleşme ve Sanayi Devrimi’nin getirdiği teknolojik olanaklar, kentin kırsal alandan nüfusu çekmesini hızlandırdı. Göç ile birlikte kentler, bu süreci yapı yoğunluğunun artmasıyla hissetmeye başladı. Dikey büyümesini tamamlayıp giderek doygunluğa ulaşan kentler, yatay olarak çeperlerine doğru büyüme ve genişleme eğilimi gösterdi.

“Kentsel saçaklanma” olarak adlandırılan bu genişleme sürecinde kır kökenli alanlar; doğal kaynakların tahribine, kültürel değerlerin yok olmasına, doğa-insan ilişkisinin bozulmasına ve sorunlu imar hareketlerine maruz kaldı. Kırsal alanları yutarak gelişen ve saçaklar oluşturan kentler ise, beslenmelerinde birinci derecede önem taşıyan tarım alanlarının yok olmasına ve gıda konusunda sorunlar yaşanmasına sebep oldular.

Görünen odur ki günümüzde kent ve kır kavramlarının iç içe geçmiş hali ile yapısal değişim-dönüşümleri, oluşturdukları ara yüzler ve içlerinde meydana gelen katmanlar nedeniyle pek çok farklı sorunsalı ve olasılığı gözlemlememize, düşünmemize, planlamamıza ve tasarlamamıza neden oluyor.

Üretken peyzaj işte tam bu noktada karşımıza çıkan kavramlardan biri. Kırsalda gerçekleşen yıkıcı dönüşüm engellenerek uygun ve sürdürülebilir peyzaj planlamaları sayesinde etkili ve başarılı kırsal peyzaj düzenlemeleri yaratılabiliyor bu kavramla. Tarım alanlarının sürekliliğinin ve kenti besleyen rolünün korunmasının yanı sıra kırsal turizm (agroturizm) ve tarımsal turizm (agriturizm) gibi kavramların bu planlamaya dahil olmasıyla; tarımda çeşitlilik ve kırsal alanda iş olanaklarını artırmak, tarım ürünlerinin pazarlanması ve ekonomiye katkı sağlaması için fırsat yaratmak, yerel halkın refah düzeyinin artmasına yardımcı olmak, kent ile kır sakinleri arasında sosyal ve ekonomik ilişki kurmak, kentlilerin turizm ve rekreasyon ihtiyacını karşılayıp tarımsal faaliyetin önemi ve saygınlığının artmasını sağlamak ve halkı eğitmek gibi faydalara ulaşabilmek mümkün.

Alex Wilson Community Garden, Toronto
Yedikule Bostanları, Kentsel Tarım Parkı
Yedikule Bostanları, Atlas Dergisi, fotoğraf: Tolga Sezgin
Thomas Chung tasarımı Value Park, 2013, Çin
Turenscape tasarımı Shenyang Architectural University Rice Campus, 2003, Shenyang, Çin

Kent ölçeğinde üretken peyzaj kavramına baktığımızda ise Avrupa Mimarlık Politikaları Forumu’nun 2008 yılında Bordeaux’da gerçekleşen sunumlarda en dikkat çekici konulardan biri, kentlerdeki genişleme ve yoğunlaşma eğilimi konuşulurken Bohn & Viljoen mimarlar grubunun gündeme getirdiği, kentin ekolojik ayak izini küçültmek için kentsel peyzaj ve tarımın kullanılması fikrine dayanan “Sürekli Üretken Kentsel Peyzaj” yaklaşımıydı. Bu yaklaşıma göre güncel olarak Londra’da uygulanan ve öngörülen çeşitli projeler, bir yandan kentsel ölçekteki kamusal açık mekanlar aracılığıyla kent yaşamını canlandırırken diğer yandan da kent içindeki tarım alanları sayesinde kentin beslenmesine yardımcı oluyor. Kentlere yönelik bütüncül yaklaşımlar tasarımlarda önem kazanıyor. 2005 yılında yayımladıkları Continuous Productive Urban Landscape: Design Agriculture for Sustainable Cities kitabı ile ortaya çıkan bu konseptin ana teması, yapılaşmış çevreyi destekleyen ve tamamlayan kentsel tarım tabanlı, çok işlevli açık alan ağının oluşturulması.

Zaman gösteriyor ki kentlerde ürettiğimizin çok daha fazlasını tükettiğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Daima üretken ve verici olan toprağın can veren olduğunu unutup üzerini beton katmanıyla örtüp giderek ondan uzaklaşıyoruz. Ancak bunun böyle devam edemeyeceği ve gelecekte kentlerin içine hem doğayı hem de tarımı koymamız gerekeceği apaçık ortada.

İstanbul özelinde üretken kent peyzajına en iyi örneklerden biri şehrin 1600 yıllık kentsel tarım geleneğinin devam ettiği Yedikule Bostanları. Sulama sistemleri ve araziye şekil verme yöntemleriyle süregelen, insan ilişkileriyle kenti besleyen, buradaki emeğin karşılığında gıda üretilen, bostancının ailesinin ve yanında çalışanların geçimini sağlayan bu zanaat pratiği ve onun ürünü olan bu peyzajı korunmak, hem günümüz ihtiyaçlarının karşılanması hem de kentin kültürel mirası adına kıymetli.

Zira İstanbul 16. ve 18. yüzyıllar boyunca dünyanın büyük şehirlerinden biri olma özelliğini korurken şehirdeki demografik yapının tüketici yoğunluklu olduğunu söylemek mümkün. Bu sebeple İstanbul’un iaşesinin sağlanması her zaman önemli sorunlardan biri olmuş: Sebze ve meyve gibi dayanıksız gıda maddelerinin uzak bölgelerden zarar görmeden getirilmesi mümkün olmamış; sebze tedariki kentteki bahçe, bostanlar ve yakın çevrelerden elde edilmiş; meyve ise, yine kent çevresi ile daha geniş alanlardan tedarik edilmiş. Ancak dışarıdan getirilen meyveler de Marmara sahil şeridinin ötesine geçmemiş. İstanbul ve çevresindeki bahçe ve bostanlar bu durum karşısında kalabalık nüfuslu büyük kentin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde örgütlenerek kent ve çevresindeki sur içinin önemli bir parçasını teşkil etmiş. Sonuç olarak İstanbul baştanbaşa bahçe ve bostanlarla bezenmiş. Kentin her yerinde su bol olduğundan bahçe ve bostanlarda her türlü meyve sebze yetiştirilmiş, bazı semtler orada yetiştirilen sebze ve meyveleriyle ünlenmiş, bahçe ve bostan isimlerinin yanı sıra içinde yetiştirilen meyve sebzelerin isimlerini taşıyan çok sayıda mahalle ve semt adı görmek mümkün olmuş.

2017 yılına gelindiğinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi, “Tarihi Yedikule Bostanları Kentsel Tarım Parkı Rehabilitasyon Projesi” ile Yedikule Bostanları’nı "Kentsel Tarım Parkı" olarak yeniden tasarlayacaklarını açıkladı; bu projeyle “Bostan kültürünü ve kent içinde kalmış bostan alanlarının belli bölgelerde tematik olarak korunmasını ve bahçecilik tarihimizin gelecek nesillere aktarılmasını" amaçladığını öne sürüyor. Oysa Şifa Kafe, Sera ve Atölyeler, Pazar Alanı, Çocuk Oyun Alanı, Bisiklet Yolu, Hasat Lokantası, Şifalı Bitkiler Bahçesi, Çiçekli Bitkiler Bahçesi işlevlerinin yer aldığı proje derinlemesine incelediğinde; bostanların ürün çeşitliliği, bostancılık pratiği ve kadim tarım yöntemleriyle ilgili detaylara yer verilmediği, dolayısıyla geçmişte üretken olan peyzaj kavramının bu proje için çelişkili bir hale geldiği görülüyor.

Buna karşın MODE İstanbul ve 66’ Kolektif tarafından hayata geçirilen, benim de içinde yer aldığım ‘’Bostan Hikayeleri’’ projesi kapsamında İstanbul’un dört bir yanında, “bostan” olarak anılan ama farklı nedenlerle ve zamanlarda kurulmuş, farklı hayalleri olan insanları bir araya getirmiş, farklı sosyal grupların arasındaki mekansal sınırları ortadan kaldırmış ve halen de devam eden üretken kent peyzajları hikayeleriyle karşılaşmak heyecan verici. Örneğin, dünyanın farklı yerlerinde “kent bahçeleri” adıyla da tanımlanan bu oluşumlardan biri olan Roma Bostanı, aynı gelecek hayaliyle farklı yerlerden insanları bir araya getirerek topluluk olmalarını sağlamış, permakültür ilkelerini uygulayan bir peyzaj mimarının gönüllü çalışmasıyla binaların arasında bir gıda ormanına dönüştürürken Kuzguncuk Bostanı da benzer biçimde mahallelinin ortak kullanım alanı, bir araya gelme-buluşma noktası, ağaçların mahallenin çocuklarıyla birlikte büyüdüğü yaşayan bir mekan olarak bugün varlığını sürdürmekte. Kentte sağlıklı, ekonomik gıdaya kolay ulaşımı amaçlayan, gıda üretme bilgisini ihtiyaç sayan ve bunu birlikte deneyimleyen bir üniversite bostanı olan Tarla Taban ve belediye-okul işbirliğiyle hayat bulan Fenerbahçe Parkı Topluluk Bahçesi de gönüllülük esaslı örneklerden sadece birkaçı.

KAYNAKÇA:

-www.bostanhikayeleri.com

-Aslıhan Demirtaş-Bahar Kılınç söyleşisi, İstanbul’un 1600 yıllık kentsel tarım geleneği var-Yedikule Bostanları, bknz: http://www.sivilsayfalar.org/aslihan-demirtas-istanbulun-1600-yillik-biricik-kentsel-tarim-gelenegi-var-yedikule-bostanlari/

-Derya Duran Gökalp, Murat E. Yazgan, 2013, “Kırsal Peyzaj Planlamada Agroturizm ve Agriturizm”, KMÜ Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, sayı 15 (24), s. 25-29

-Emel Kara, 2004, Kentsel Tarım Alanlarının Kentleşme Süreci Karşısında Değişimi ve Dönüşümü: İstanbul, MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Lisans Bitirme Tezi

-Günsel Erkoç, Palimpsosfer, “Bir ‘Palimpsest’ Kent Olarak İstanbul ve Sonsuz Tasarım Katmanları” 3. Ulusal Öğrenci Fikir Yarışması katılımcısı, 2016

-Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Dosya 18: Kent ve Peyzaj, Eylül 2010

-Tuğba Kara, “III. Ahmed devrinde sur içi İstanbul: yerleşim alanları ve diğer alanların dağılımı”, Studies Of The Ottoman Domain, Cilt 6, Sayı 11, Ağustos 2016

-Tuğçe Onuk, Hayriye Eşbah, Azime Tezer, Sürekli Üretken Kentsel Peyzajlar: Sivas-Kızılırmak Örneği, 6. Peyzaj Mimarlığı Kongresi “Söylem ve Eylem”, 8-11 Aralık 2016, Antalya

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: