Yer İsimleri: Toplumsal Hafıza Araçları

MİRAY ÖZKAN

Türkiye'de 15 Temmuz’da yaşadığımız korkutucu askeri darbe girişiminin ardından Boğaziçi Köprüsü'nün adı Bakanlar Kurulu kararı ile "15 Temmuz Şehitler Köprüsü", Kızılay Meydanı'nın adı ise Ankara Belediye Meclisi kararı ile "15 Temmuz Kızılay Demokrasi Meydanı" oldu. Boğaziçi Köprüsü en sevdiğim köprü isimlerinden biriydi, hafif bir burukluk yaşadım. Arkadaşlarıma fikirlerini sordum. "Onun adı zaten Birinci Köprü", "çok uzun olmuş", "çok zorlama olmuş" diyenler oldu. Beğenmeyenler "Şimdi bu isim olmamış dersek bizi darbeci mi sayarlar?" diye tedirginliklerini dile getirdi. Ben ve arkadaşlarım Türkiye'yi temsil etmediğimiz gibi isim değişiklikleri de yalnızca gündelik hayatta zorluk çıkarmaktan ya da kişisel beğenilerimizden ibaret değil tabii ki. Öyle olsaydı, bu yerlerde, bu zamanda, bu isimler tercih edilmezdi zannediyorum.

15 temmuz köprüsü

Yer isimleri, toplumların yaşadıkları, gittikleri, gördükleri, inşa ettikleri yerlerden gündelik yaşamda bahsetmek, bir yeri diğer yerden ayırt edebilmek için kullandıkları birer sembol. Her sembol gibi yalnızca kendinden menkul bir "şey" değil, bir anlam taşıyor. Bize bir şeyler söylemek istiyor. Bir yerin ismi; o tepede yetişen çiçekleri, akan derenin şeklini, buralara ilk gelen aileyi, şurada yaşayanların dini değerlerini veya etnik kökenlerini, buraların özgürlük savaşçılarını ya da herhangi başka bir şeyi anlatıyor olabilir. Yerlerin isimleri gündelik yaşamda tekrar edilerek, gündelik dilin, yaşamın bir parçası oluyor, normalleşiyor. Bu şekilde bu sembollerle ilişkilendirdiğimiz anlamlar her gün yeniden üretiliyor. Toplumsal hafızanın bir parçası haline geliyor.1 Yer isimleri ile bir yandan o yere aidiyet kuruluyor, diğer yandan toplumsal aidiyetler ya da değerler mekanla özdeşleşerek hafızalara kazınıyor.

Aile büyükleri, kırlarda dolaşan şair, topluluğun lideri, şehir meclisinin üyeleri bir yerin ismini vermiş, sonra beğenmeyen ya da başka bir isim tercih eden başka birileri bu ismi değiştirmiş olabilir. Bir yere isim verilmesi gibi bu isimlerin değiştirilmesi de toplumsal ve siyasal bir süreç. Bu yüzden bugünlerde dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye'de de belediye meclisleri ya da merkezi hükümet tarafından isim değişikliklerine karar veriliyor. Önceki sembolün yerine yenisi geliyor. Resmi yer isimleri değişiklikleri bazen yerelde karşılık bulamayabiliyor. Örneğin Kadıköy’deki Bahariye Caddesi’ne pek kimse General Asım Gündüz Caddesi demiyor. Bazen de yeni isimlere karşı toplumsal olarak sahiplenilen eski isimler savunuluyor ve eski isimlerin kullanılması için mücadele edenler oluyor. Bazen de değişiklikler kafa karıştırıyor, gönderdiğiniz postalar adresine ulaşamayabiliyor.

ELEŞTİREL TOPONİMİ
Yer isimlerinin çalışıldığı bilimsel alana Toponimi adı veriliyor. Toponimi çalışmaları 1900’lü yılların başından beri yer isimlerinin etimolojik kökenleri ve kültürle ilişkilerini araştırıyor. Ancak son 20-30 yıldır, yer isimlendirmesini etkisiz ve apolitik süreçler olarak varsayan geleneksel toponiminin yanı sıra, isimlendirmenin ne tür güç ilişkilerini barındırdığını, ne tür siyasal süreçlerle belirlendiğini ve nasıl mücadelelere sebep olduğunu inceleyen "eleştirel toponimi" alanı gelişti.2 Eleştirel bakış açısı, yer isimlerini bir hafıza metni olarak değerlendiriyor. Bu görüşe göre, bu hafıza metinleri çevre ile insan ilişkisine dair tarihsel bilgileri geleceğe taşırken aynı zamanda o bilgileri şimdiki zamanda ve şimdiki toplumsal ilişkilerle yeniden anlamlandırıyor. Dolayısıyla yer isimleri toplumsal güç ilişkilerinin ürünü ve toplumsal mücadele alanlarından biri. Modern yer isimlendirmeleri ve isim değişiklikleri heykel ya da müze inşası gibi ideolojik hatırlatma eylemi olarak görülüyor. Ulus inşası veya bir ülkede yaşanan siyasi, ideolojik değişimlere ilişkin toplumsal hafızayı oluşturmak için yer isimlerinden de faydalanılıyor. Bu yüzdendir ki Türkiye’nin her şehrinde en az bir Atatürk ve bir Cumhuriyet Caddesi bulunuyor.

Yer isimlerinde yapılan değişiklikler, mekanlar ve kavramlar ile ilişkilenen yeni anlamların oluşturulması için söylemsel bir araç olarak kullanılır diyebiliriz. Bu yeni hatırlatma süreci aynı zamanda bir unutturma sürecini de içerir. Dolayısıyla bu söylemsel araç; mekan, sembol ve anlam arasında mümkün olan kombinasyonlardan bir ya da birkaçı ile zihinlerde yeni anlamlar oluşturacak kalıcı ve etkili bir siyasi metin olarak algılanabilir.

YER İSİMLERİ DEĞİŞİKLİKLERİNİN ANLATISI
Bu çerçeveden son günlerdeki isim değişikliklerine bakarak siyasi iktidar tarafından kurulmak istenen anlatıyı anlamaya çalışalım. İki isimde de “15 Temmuz” tarihi geçiyor. Öyleyse bundan sonra 15 Temmuz’un bu ülkenin tarihi açısından önemli bir gün olarak hatırlanması istendiğini kolayca söyleyebiliriz. Bu değerlendirme, içinde bulunduğumuz dönemde yapılan siyasi açıklamalarla da açıkça örtüşüyor. Boğaziçi Köprüsü’nün yeni adında "şehitler" sözcüğü geçiyor. 15 Temmuz’da, Boğaziçi Köprüsü’nü kapatan askerleri durdurmak için cumhurbaşkanının çağrısıyla sokağa çıkan pek çok sivil insan silahlı askerler tarafından öldürüldü. Şehitlik ile ilişkilenen anıtlar ya da semboller bize ölen kişilerin gereksiz yere ölmediğini, toplumsal bir ortak hedef uğruna savaşarak yaşamını yitirdiğini hatırlatır. Diğer yandan ölen insanların, herhangi bir dünyalı canlı olarak yaşıyor olduğunu ve yaşama hakkı olduğunu unutturur. Bu yüzden de "şehitlik" bizden büyük ve kapsayıcı bir kimlik, dava, din ya da ulus inşasında etkili bir kurum olarak bilinir. Bu yüzden de İstanbul’un küresel olarak en belirgin sembolü olan bir topoğrafik oluşumun adını alan köprünün adı artık değişmiştir. Bu tarihten sonra ne bu köprü sadece bir köprüdür, ne 15 Temmuz sıradan bir gündür, ne de burada ölen insanlar sadece insandır.

Kızılay meydanının adı ise "15 Temmuz Kızılay Demokrasi Meydanı" olarak değiştirildi. Kızılay adının korunması toplumsal belleğin sürekliliği ve gündelik yaşam açısından pratik görünüyor. Demek ki yeni oluşan anlam, Kızılay adının silinmesini gerektirmiyor. Ancak artık Kızılay da yalnızca Kızılay değildir. 15 Temmuz günü ve sonrasında Türkiye’nin başkentinin merkezindeki Kızılay Meydanı’nda, Türkiye’nin pek çok meydanında olduğu gibi sokağa çağrılan insanlar bir araya gelerek darbeye karşı tepki gösterdiler. Bu süreç siyasi iktidar temsilcileri tarafından pek çok kez vatandaşın demokrasiye sahip çıkması olarak dile getirildi. Hemen ardından yapılan bu isim değişikliği ile Kızılay’da darbeye karşı sokağa çağrılan vatandaşların tepkisinin "demokrasi" sözcüğü ile ilişkilendirilmesine katkıda bulunulmak istendiği düşünülebilir.

Aynı dönemde yapılan birkaç isim değişikliğini daha dikkate alırsak, bunların hepsi birlikte daha kapsamlı bir metnin parçaları gibi düşünülebilir. Demokrasi, şehitlik, 15 Temmuz kelimeleri birlikte anılmaktadır. 15 Temmuz’da gerçekleşen darbe girişiminin demokrasi uğruna şehit olan insanlar tarafından engellendiğine dair bir bellek oluşturulmaya çalışılırken; tarihin bu kesiti bağlamından kopartılarak, ileride hatırlayacağımız bu olayın oluşmasına neden olan toplumsal ve siyasi süreçler unutturulmak isteniyor gibidir. Diğer yandan demokrasi ve şehitlik kavramları da yeni anlamlar ediniyor. Bu yeni anlamda, demokrasi yalnızca parlamenter demokrasi ile ilişkilendirilirken, yalnızca siyasi iktidarın çağrısıyla sokağa çıkan insanların demokrasi savunucuları ve bu uğurda ölen insanların da demokrasi şehidi olduğu düşündürülmek isteniyor. Zira, demokrasinin diğer anlamlarını bu metnin içinde okumak çok zor. Örneğin, iktidar partisinin uygulamalarına karşı özellikle Gezi protestoları süresinde gördüğümüz, herhangi bir siyasi liderin çağrısıyla gerçekleşmeyen barışçıl protestolar, katılım talepleri, kamusal alanların korunması için yapılan eylemler bu demokrasi tanımı içinde bulunmuyor gibi görünüyor. Hatta bulunmadığını gerçekten anlamamız için, protestolara sebep olan Gezi Parkı’na kışla inşa edilmesi konusu yeniden gündeme getirilerek, Gezi Parkı’nın park olarak kalmasını isteyenlerin taleplerinin bu yaşanan demokrasi şöleninin bir parçası olmadığının altı çizilmiştir diyebiliriz.

HAFIZAYI CANLI TUTMAK
Bir yerin ismi tek başına o mekanın toplumsal olarak sahiplenilmesi için yeterli olmadığı gibi, siyasi söylemler ve ideolojik hafıza da yalnızca yer isimleri ile oluşturulmuyor. Özetle, yer isimleri değişikliklerinin, siyasi unutturma ve hatırlatma söylemlerinin mekansallaşarak gündelik dile karışmasına, böylece normalleşmesine katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. 15 Temmuz sonrasında seçilmiş siyasetçilerin yaptığı isim değişiklikleri ile oluşturulan bu yeni hafıza metninin toplumsal karşılığı ne kadar olur bilemiyoruz. Özellikle 15 Temmuz gecesi ve sonrasında sokağa çıkanlar ve yakınlarını kaybedenler için oldukça anlamlı olabilir. Diğer yandan pek çok kişi de darbe gibi anti-demokratik uygulamalara kökten karşı olmasına rağmen bu yeni toplumsal hafıza projesini kabul etmiyor olabilir. Bu yeni hafıza oluşturulurken, unutturulmaya çalışanların neler olduğu ve nasıl hatırlatılabileceği de yazılan metni başka türlü bir okuma biçimi. Öyleyse demokrasinin ve kent mekanlarının diğer anlamlarını savunmak, ortak hafızayı yaşatmak, unutturulmak istenenleri unutturmamak ve 15 Temmuz’da ölen her bir kişinin herhangi bir insan gibi sevdikleriyle paylaştığı, hayaller kurduğu bir yaşamı olduğunu hatırlamak ve hatırlatmak da siyasi bir eylem alanı olarak sahiplenilmek üzere bizleri bekliyor.

NOTLAR
1 Toplumsal bellek ile ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler Jan Assman’ın “Kültürel Bellek” isimli kitabına başvurabilir.
2 Yer isimlendirmeleri ile ilgili eleştirel bakış açısı için Maoz Azaryahu’nun araştırmalarına ve yayınlarına göz atabilirsiniz.

*Fotoğraf şu adresten alınmıştır.

Etiketler: