Kavak Dizileri İçinde

HÜLYA ERTAŞ

XV. Ulusal Mimarlık Ödülleri'nde Proje Dalı Başarı Ödülü'ne layık görülen Sakarya Akyazı Kültür Merkezi, kavak ağaçları dizisi içinde konumlanan ahşap strüktürü ve mekan kurgusuyla konvansiyonel kültür merkezi tipolojisinin dışına taşıyor.

Hülya Ertaş: Bulunduğu yerin nitelikleri yapının tasarımını nasıl etkiledi? Yapının içinde konumlandığı bağlamı biraz açabilir misin?
Kerem Piker: Bunu salt söz ile ifade etmek zor. Akyazı’nın ve bulunduğu bölgenin yani Sakarya’nın kendisine hayran bıraktıran bir peyzajı var. Geniş düzlükler, bereketli topraklar ve tarım alanları, nehir, bir de kesim için dikilen kavak ağaçları, dingin ancak epeyce de etkileyici bir doğal çevre sunuyor. Bu zenginlik, özellikle konvansiyonu olan ahşap yapım teknikleri ile bir araya geldiğinde özgün, basit ancak iddialı işlevsel yapı türleri üretebilmiş. Bunların mekansal kaliteleri de, tektonik değerleri de çok ilgi çekici. Öte yandan aynı kaliteyi henüz konvansiyonu oluşamamış diye tariflendirebileceğim betonarme konut yapılarında yakalamak mümkün değil. Kentleşen alanlar kırdaki tasvirin aksine neredeyse hastalıklı bir vasatlığa sahip. Böyle bir bağlamın içerisinde bizimkisi biraz anlama, biraz da bir yerlere tutunma çabası olarak görülebilir. Sakarya Akyazı Kültür Merkezi, bulunduğu yere yabancılaşmayan, yer ile ilişkisini anonimleşmiş yapım teknikleri ile neredeyse kanıksanmış insan yapımı peyzaj öğeleri üzerinden kurmayı amaçlayan, kendi kültür anlayışını dikte ettirmek yerine bulunduğu mecrayı kavramayı önceleyen bir deneme.

görseller: oda viz
vaziyet planı
kesit
kesit
kesit
aksonometrik

HE: Bu bağlamda yapının kullanımı ile açık alanların tasarımı nasıl örtüştü?
KP: Açık alanların tasarımını tarifleyen en önemli öğe, bölgede kesim için yetiştirilen kavak ağacının bu kez park alanında, rekreasyon maksadıyla sık ve düzenli bir ritim ile kullanılmasıydı. Parkı köşegen olarak ikiye ayıran kültür merkezi yapısı, Karacasu tarafında dereboyu gezinti alanlarına yönelik düzenlemenin bir parçası olarak yapıya dönük bir açık amfi kullanımına yer açıyor. Konut alanları tarafında ise bu kez ağaçların boşalttığı alanlarda çocuk parkı, açık otopark gibi mekanlar yer alıyor. Bisiklet yolu ve yürüyüş rotaları parkı çevreleyen dolaşım ağının önemli bir parçası olarak çalışıyor.

HE: Yapıyı çevreleyen arkadın üstlendiği rolü nasıl tarifleyebilirsin? Yapının yerleşimine ve kullanımına nasıl bir katkısı var?
KP: Proje alanı ile yapının programı arasındaki orantısız büyüklük farkı, tasarım sürecinin başından beri aklımızı kurcalıyordu. Alışılagelmiş bir tasarım refleksi olarak yapıyı boşluğun içerisinde kendisini odak haline getiren bir tür heykel-nesne olarak tasarlamak yerine, yapıyı eski ve yeni konut mahallelerini birbirine bağlayan köprünün doğrultusunda/devamında kurgulanan birbirine paralel iki yolun arasına yerleşen programlarla zenginleşen bir tür pasaja dönüştürmeye gayret ettik. Arkad da bu pasaj rolü için uygun bir öğe olarak yapıya eklemlendi. Yapıyı uzun kenarı boyunca her iki yanından kat eden üstü kapalı arkad, Karacasu üzerinden geçen köprüyle iki konut alanını bağlayan bir yaya doğrultusunun tamamlayıcısı olarak kurgulandı.

HE: Son zamanlarda belediyelerin inşa ettiği kültür merkezlerinin sayısı artsa da birçoğu nikah salonu olarak kullanımın ötesine geçemiyor. Bu minvalde bu yapı için nasıl bir kültür anlayışı öngörülerek tasarım yaptınız?
KP: Yapım sistemi süreç içerisindeki olası karar değişikliklerine, program yorumlamalarına ve/veya eklemelere ya da çıkarmalara ayak uydurabilecek bir anlayışla tasarlandı. Ancak yukarıda verdiğin örneğin tersine Akyazı’da, İstanbul’daki alışkanlıklardan farklı olarak nikah salonunda nikah kıymak pek tercih edilen bir yöntem olmadığından nikah salonu özellikle programın dışında tutuldu.

Kültür merkezi başlı başına sorunlu bir kavram. İlk ve en banal çağrışımı bir merkezden etrafına yönelen bir kültürlendirme çabasına işaret ediyor. Bu anlamda, bu yapının kültür merkezi olma iddiasından öte, bir kültür işleri binası olmasını ya da öyle adlandırılabilecek vasıflara sahip olmasını dilerim. Öte yandan, kültür merkezlerinin tasarımında tekrar eden ve bir tür yabancılaşma hissi yaratmanın ötesine geçemeyen tercihlerin neredeyse tamamından sakınmaya çalıştığımızı ifade etmeliyim. Bu yapı topoğrafya ile hemzemin, ahşap, tek katlı bir bina. Üzerinde eskimeyen, insanın dokunmaktan imtina edeceği herhangi bir malzeme yok. Olabildiğince içini gösteren, davetkar olduğuna inandığımız, merkeziyetçi bir girişi olmayan, içerisindeki etkinliklere pek çok noktasından dahil olmanıza imkan veren bir kurguya sahip. Çevresinden ayrışmak bir yana, kendi ürettiği peyzaja karışan bir yapı olmasını hayal ettik.

HE: Senin Manisa Belediyesi projeni anımsadım bu tasarımı görünce. Bu kompartımanlı kurguda işlevler nasıl yerleşiyor?
KP: Ne taraftan yapıya yaklaştığınıza bağlı olarak değişen bu kurgu, güneybatıdan kuzeydoğu yönüne doğru arka fuaye, sanatçı odaları ve avlusu, tiyatro, fuaye, açık fuaye, restoran, sergi alanları ve atölyeler sırasıyla izlenebiliyor. Bu türden doğrusal bir kurgunun önemli bir avantajı, yapıyı farklı zaman dilimlerinde bölümler halinde işletmeye olanak tanıması. Böylelikle yapının işletme maliyetleri ile ilgili önemli bir tasarruf sağlanmış oluyor.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL