Mimarlık Eğitimini Mimarlık Eğitimi Yapan Bağzı Şeyler*

SEVGİ TÜRKKAN

* Bu yazı hala içinden geçmekte olduğumuz pandemi ile şekillenen mimarlık eğitimi sürecine dair deneyim, gözlem ve görüşlerden oluşur, bu süreç bittiğinde de hatırlatma notları olma niyeti taşır.

Malum virüsün bir anda hayatımıza girmesiyle mesafelendiğimiz tek şey birbirimiz olmadık. Gündelik hayatımızın donakalması, bizi sadece diğer bireylerle değil, süregelen toplumsal işleyişler, kabul ve uzlaşmalar, mekansal, zihinsel ve bedensel alışkanlıklarımızla da mesafelendirdi. Normal şartlarda örgütlenemeyecek bir ölçek ve hızda, karşı konulamayacak bir nedensellikle tüm dünyada kitlesel olarak okul binalarını terk edip evlerimize çekildik. Bu ani kısıtlanma, Lars Von Trier’in Beş Engel’i veya Perec’in lipogram romanı “Kayboluş”taki gibi şiirsel ve yaratıcı üretimlere yol açmak için biraz fazla ani gerçekleşmiş de olsa bir an için hayatımızdaki birçok şeyin işleyişine, içeriğine ve gerekliliğine yeni bir mesafeden bakmamıza imkan tanıdı.

Tereddüt ettik. Bu beklenmedik yeni koşularda stüdyo eğitimi olabilecek miydi? Nasıl olacaktı? Stüdyo bir sınıf, proje bir ders değildi. Stüdyo eğitimi, ortamın ve ilişkilerin ta kendisiydi, biricikti, çok yönlü ve katmanlıydı, canlı idi.

Kurumlar yıllardır kenarda tuttukları dijital iletişim, yönetişim platform ve programlarını ortaya döktüler. Hızlı reflekslerle düzenlenen çevirimiçi toplantılarda dünyanın çeşitli köşelerinden mimarlık ve tasarım eğitiminde denenen yöntem ve araçlar paylaşıldı1. “Zoom”cular, “Teams”ciler, “Mural”cılar saflarını hızlıca belirlerken birçok okulda çok kısa bir süre içinde dönem kaldığı yerden çevirimiçi olarak devam etti. Projeler yapıldı, jüriler düzenlendi, teslimler alındı, notlar verildi, sergiler2 kuruldu, kutlamalar yapıldı, kimi mimarlık eğitiminin ilk senesini bir şekilde tamamladı, kimi mezun bile oldu.

Peki, bütün bu iş bu kadar hızlı ve neredeyse pürüzsüz bir şekilde nasıl halloldu? Bu yazının geri kalanı hala içinde yaşayarak gözlemlediğim süreçte önemsediğim ve tutunmak istediğim iki tür şaşkınlıktan besleniyor: birincisi, stüdyo eğitiminin aşırı yeni normalleşme sayesinde amansızca devam edebilmiş olmasına dair endişe verici olan; diğeri ise, yeni düzende kurulabilecek yepyeni işleyiş ve ilişkilere dair heyecanlı ve ümitli şaşkınlık.

Konuya tersten başlamak gerekirse, bazı şeylerin pek de şaşırtıcı olmadığını not etmek gerek: dijital devrimin çok daha öncesine uzanan, uzaktan ve otomatize eğitim teknolojileri tarihi3, mimarlık eğitimi de dahil bu alanda çeşitli araştırma ve denemeler4, kurum ve şirketlerin neredeyse yarım yüzyıldır çevirimiçi eğitim sistemine geçme girişimleri ve edinilen birikimler5. Fakat şaşkınlık yaratmayan konulardan biri, biraz daha düşündürücü: mimarlık eğitiminin tüm teknolojik kabuk değişimlerine rağmen yüzyıllardır çok da değişmeyen temel kurgusu ve onun ürettiği kültür.

Bir şekilde geliştirilen acil durum uzaktan eğitim çözümlerimizin hala mimarlık eğitimi olduğunu, yapılabilirliğini ve geçerliliğinde nasıl hemfikir olduğumuzu düşünelim. Herhangi bir uzlaşılmış müfredatı, ders kitabı olmayan bir öğrenim modeli için bu kadar kolay ikna olabilmemizi sağlayan şeyin tam da bu en az 300 yıllık motiflerden, kabullerden ve değerlerden oluşan kurgu olduğunu söyleyebiliriz. Eğitimciler olarak çoğumuz, Beaux-Arts’dan kalma folklorik öğelerin çevirimiçi versiyonlarına tutunduk. Son iki-üç yüzyılın herhangi bir anında bir stüdyo gününü aratmayacak bir düzende eskizler, örnek incelemeleri yaptık, plan ve kesitler ürettik, kritik alma ritüelleri, jüriler, paftalar, sene sonu sergileri çevirimiçi versiyonlarıyla düzenlendi. Refleks olarak o kaybolmuşluğun içinde mimarlık eğitimini mimarlık eğitimi yaptığını bildiğimiz şeyleri aradık. Aradığımız teyidi bulduk, sağlama yaptık, pekiştirdik.

Öğrenci mezuniyet projelerinden iki render: (soldaki) için İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde “Avantgarde Art Factory” konusu için üretilen projelerden bir örnek (2020); (sağdaki) Henri Labrouste’a ait Opera binası çizimi, Ecole des Beaux-Arts,1894 (Levine, 1982)
Bitirme jürisi: (soldaki) İTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencilerine açık Bitirme Jürisi E grubu Zoom jüri düzeni 2020; (sağdaki) Ecole des Beaux-Arts Melpomène salonunda ilk defa halka açık yapılan 1966 yılı Mimarlık Bitirme jürisi düzeni
Sene sonu öğrenci çalışmaları sergisi: (soldaki) 1937’de Palais des Études’de öğrenci işleri sergisi, Ecole des Beaux-Arts; (sağdaki) 2020 Columbia GSAPP’in sene sonu sergisi

Garry Stevens’ın “The Favored Circle” ve Jeremy Till’in “Architecture Depends” kitapları, 2000’lerde yazılmış, mimarlık eğitimi kültürünün sistemik ve sosyolojik problemleri üzerine ortak vurguları ile bilinen iki yayın. İkisi de genel olarak izleri Rönesansa kadar sürülebilecek, Beaux-Arts modeli ile kurumsallaşıp yaygınlaştırılmış, rekabetçi doğası gereği biraz içe dönük, idealist ama kabuğuna kapanmış, otonom bir disiplin olmakla statüsünü inşa eden, hiyerarşik, erkek egemen, elitist, disiplin-içinden bir dilde konuşan, vakit ve enerjisini sokaktaki yaşamdan, aktörlerden veya inşaat süreçlerinden çok doğru kompozisyon ve kusursuz görseli üretmeye adayan kültürü eleştirel bir şekilde analiz ediyor. Bu iki kitabın problemleştirdiği pedagojik motifler, kabuller ve protokoller, kültür ve değer sisteminin 20. yüzyılın tüm deneysel ve radikal arayışlarına rağmen, varlığını kararlılıkla sürdürmüş olmasını, bu kültürün kimlik ve otorite üretimi için varoluşsal önemine bağlıyorlar. Dolayısıyla her teknolojik ve toplumsal eşikte, bu kurgusal kimlik ve kültür inşasının çözülmesini beklerken mimar figürü ve onu o yapan ritüellerin daha güçlü ve yeniden gerekçelenmiş şekilde üretilmesine (Terminatör 2’deki ateş edilince hızlıca yeniden şekillenen akışkan metalik karakter gibi) şahit olmaya alışıyoruz.

İçinde bulunduğumuz dönemin acil durum uzaktan eğitim çözümlerini böyle bir perspektiften gözlemlediğimizde, ortaya çıkan bazı eğilimler ve yeni alışkanlıkları yakalamak mümkün görünüyor. Buradaki “acil durum” vurgusu elbette önemli, ama uzaktan eğitimin bir süre ve bir derecede (belki de kalıcı olarak) mutlaka devam edeceği gerçeğini göz önüne alırsak, hızlı değerlendirmeler de olsa, düşünmeye değer gördüğüm bazı başlıkları tartışmaya sunacağım. Bu başlıklar mevcut sanal stüdyo işleyişlerinin barındırdığı sorun ve tuzaklara işaret ederken bir yandan da bazı yapısal dönüşümler için yol gösteriyor olabilirler mi?

Tashihin (ve Master Mimarın) Geri Dönüşü
Her ne kadar dijital platformlar hepimizi birbirimizle ve üretilen iş ile aynı sanal mesafeye dizse de bu arayüzler, stüdyo nüfusuyla çok yönlü iletişim kurmakta çoğunlukla yetersiz kalıyor. Bu durum, çaresizlik ve günü kurtarma refleksiyle stüdyo işleyişini yürütücü-öğrenci diyaloğuna indirgeyen tashih kültürüne geri dönme riskini taşıyor (belki de bir kısım stüdyo zaten öyle işliyordu?). Kolektiftik, eş zamanlı-çoklu yazarlık fantazilerinin hayat bulduğu yazılım dünyasının bu derece içine düşmüşken, stüdyo iletişimini güçlendirecek, katmanlaştıracak, çoğaltacak radikal deneyler (uzaktan veya hibrit modellerde) nasıl geliştirilebilir? 1990’lardan beri bu alanda yapılan (ilk örneklerden biri ETH’daki Bits & Spaces) çokça pedagojik deneyden nasıl yaygın olarak faydalanılabilir? En basitinden, stüdyonun fiziksel düzeninde bir şekilde sağlanan göz ucuyla da olsa birbirinin üretim biçiminden, malzeme seçiminden, yaklaşımından, dünya görüşünden haberdar olma, öğrenme, eleştiri verme ve alma, tartışabilme gibi ortam öğrenmesi imkanları nasıl geri kazanılabilir?

Ekran Derinliğinde Göz Banyosu
Pafta üretme, okuma ve değerlendirmelerinin pandemi öncesine göre neredeyse daha etkin, pratik ve maliyetsiz şekilde çözülebilmiş olması bir kazanım gibi görünse de, karmaşık ve dinamik etkileşimlerin iki boyuta indirgenmesi, yine ancak ekrandan algılanabildiği haliyle tüketilmesi, değerlendirilmesi, bizleri anakronistik biçimde Beaux-Arts’ın çizim merkezli mimari tasarım kültürüne geri götürüyor. Mimari arayışı ve düşünceyi bir nevi grafik kompozisyona dönüştürme riskini barındırıyor. Bu durum bir görselin beğenilip beğenilmeme hızını neredeyse saniyelere indiren ve hakim kitlesel iletişim kültüründe önünün kesilmesi zor görülen bir rüzgar gibi. Gelinen noktada fare ve ekran dışındaki grafik üretim araçlarının, göz haricindeki algı ve etkileşimlerin mimarlık üretiminde çoğalması, çeşitlenmesi hala nasıl sağlanabilir? Aynı zamanda, ekranların kendine özgü derinliği, çok katmanlı, sadece göz odaklı olmayan, mekansal etkileşimlerin üretilmesinde nasıl rol oynayabilir?

Stüdyonun içe dönük yapısı ve bunun stüdyonun fiziksel sınırlarından bağımsız bir şey olması
Stüdyodaki öğrenme deneyiminin içe dönüklüğünün stüdyonun fiziksel sınırlarından kaynaklı değil, mimarlık alanının otonomi arayışının parçası olduğundan bahsetmiştim (özellikle Beaux-Arts’ın yarışmaya dayalı kültürü ve tasarımın kompozisyon eylemi olmasının da etkisiyle). Bu durumun şimdilerde ironik bir şekilde kendini yeniden ürettiğini gözlemliyoruz. Fiziksel mekanlarımızda birbirimizden kilometrelerce uzağa düşsek de tasarladığımız sanal stüdyoda yine biz bizeyiz, birbirimize bakıyor, birbirimizle konuşuyoruz, birbirimizi teyit ediyoruz. Ekrandaki karelerimizden sızan gündelik yaşam izlerini sanal arka planlarla kapatıp çevremizden gelen sesleri “mute” ediyoruz. Evet, dünyanın öbür ucundaki mimarları davet edebiliyor, onların stüdyolarına dahil olabiliyoruz. Ama mimarlık dilini konuşmayanlarla iletişim kurmaya ne kadar gönüllüyüz? Güvenli yöntemler dahilinde dünyaya daha çok karışma, yakın çevremize, elimizin altındakine, kapımızın hemen dışındakine, az seyahat edilen coğrafyalara (memleketlerine dönen öğrenciler), unutulmuş, gizli kalan köşelere, katmanlara, yavaşlayarak, daha derinden, veya çok daha uzaktan bakma imkanları araştırılabilir mi? Bunlar tasarım öğrenmesini zenginleştiren malzemelere dönüşebilir mi?

Bilgiyi Kolayca Üretme ve Ona Erişebilme Miti
Yerinde deneyimleme, inceleme, gözlem imkanlarımız kısıtlanınca, tasarlarken çevre ile kurduğumuz ilişkinin zedelendiğini düşündük. Ama gerçekten o kadar zedelendi mi? Acaba hızlıca bir alanı gezip, fotoğraflar çekip, uydu görüntülerini otoket vaziyet planlarına işlerken de neredeyse ancak bu kadar ilişki kuruyor olabilir miydik? Belki buradaki potansiyel, mesnetsiz bir güven ve teslimiyetle kullandığımız uydu görüntüleri, haritalar, internetteki çeşitili veri ve kaynaklar, blog’lar, entry’ler ve hastag’lerle de mesafelenmemiz olabilir. Bu durum dünyayı anlamak, tasarımı besleyip tartışmak için gerekli bilgiyi toplama ve üretmenin yeni eleştirel yöntemlerini (bkz: data aktivizmi, data feminizmi), kaynaklarını ve bunların nasıl paylaşılabileceği üzerine düşünmeyi zorunlu kılıyor.

İpek Avanoğlu ile Sevgi Türkkan'ın İTÜ Mimarlık birinci sınıf (TES Proje2) Vague Stories grubunda yürüttüğü uzaktan eğitim stüdyosunda öğrenci Alper Özgür’ün devam ettiği kayıkhane/konut tasarımı için evinde yaptığı bantlı ölçekli yer çizimi
Aynı stüdyoda programın zorunlu kıldığı komşuluk ilişkileri üzerine çevirimiçi eskizlerle yapılan mekansal pazarlıktan bir ekran görüntüsü

Yazının başında bahsettiğim, uzaktan eğitimin, mimarlık eğitimini mimarlık eğitimi yapan folklorik motiflerin (tashih, jüri, pafta görselliği, sergileme kültürü, tanımlı stüdyo mekanı-saati vb.) hem öğrenci hem idare hem de stüdyo yürütücülerinin işlerini kolaylaştırdığı şüphesiz. Ancak, bu motifler sayesinde yapılan uygulamanın hala mimarlık eğitimi olduğuna dair şüpheler bertaraf edilip sorunsuzca karşılıklı uzlaşmaya varılabiliyor. Diplomalar verilebiliyor, normal yaşam devam ediyor. Dolayısıyla bu motiflerin, ortaya çıkardığı sorunlarıyla birlikte bir anda ortadan puf diye kaybolmalarını beklemek de naifçe olabilir.

Yine de, bu durumun gündelik stüdyo işleyişimizin içindeki engellenmiş alışkanlıklarımızla yabancılaşmak ve üzerine yeniden düşünmek için özel bir fırsat olduğunu (Beş Engel filmi ve Kayboluş romanı örnekleri gibi) inkar etmemek gerek. Bu perspektiften, yeni koşul ve ortamlar içine girmenin getirdiği yabancılaşma ile, yeni alışkanlıkların inşa edildiği tam da bu eşik noktasında, riskler ve potansiyellerin adını koymak (saydıklarım dışındaki bir sürü konu da dahil) ve açılan deneysellik penceresini kurumsal ve kişisel bazda iyi kullanmak gerektiğini düşünüyorum.

Mimarlık eğitimi, bildiğimiz mimarlık eğitimine benzemese ne olur? Sosyolojik açıdan, mimarlık kültürüne bir meta bakış imkanı doğabilir. Felsefi açıdan, mimarlık alanının ve eğitiminin ayrı bir bilgisi olup olmadığı, varsa nasıl üretilebileceği yeniden tartışılabilir. Politik açıdan, bu bilginin nasıl araçsallaştırıldığı sorgulanabilir. Pedagojik açıdan, içkin ve açık müfredat masaya yatırılıp bunlarla kontrollü seri deneyler yapma imkanı elde edilebilir. Mimarlık pratiği açısından ise, dünyanın mevcut ve gelmekte olan çok çeşitli problemlerine karşı körelmiş bir tavırdan çıkma imkanı doğabilir. Mimarlık bilgisinin çeşitli türlerine daha yaygın erişim sağlayacak iletişimsel ve teknolojik cevaplar araştırılabilir. Mekanı üreten, kullanan, etkileyen ve ondan etkilenen çok çeşitli aktörlerin sesleri, deneyim ve görüşleri arasında köprüler kurulabilir. İyi mimarlığı ölçmek ve değerlendirmek için yeni kriterler ve değer sistemleri tartışmaya açılabilir.

Mimarlık pratiğinin, mimar figürünün, üniversitelerin, şehirlerin ve gündelik yaşamlarımızın, toplumsal normların, dünyadaki iklim ve canlılığın bildiğimiz hallerine o kadar da benzeyeceğinden emin değilken, mimarlık eğitiminin olası biçim değişikliklerine de açık olabiliriz.

Bu süreçte yaşayıp göreceğiz. Stüdyo kültürü öldü, çok yaşa stüdyo kültürü!

Notlar
1 Pivot to Online Learning, Discussion Sessions + Videos https://www.acsa-arch.org/2020/03/13/pivot-to-online-learning-discussion-sessions/?fbclid=IwAR2bAxq8UCPD0_zWB9ctEZQyOBOpB1CqXZv_6nQPCKkUDTIuVjr6Wg4TEXs
2 “Experience the best student projects in these virtual end-of-year exhibitions” https://www.archpaper.com/2020/05/experience-2020-best-student-projects-virtual-end-of-year-exhibitions/
3 Teaching Machines: A Brief History of "Teaching at Scale" http://hackeducation.com/2014/09/10/teaching-machines-teaching-at-scale
4 The University Is Now on Air: Broadcasting Modern Architecture, https://www.cca.qc.ca/en/events/50959/the-university-is-now-on-air-broadcasting-modern-architecture
5 Architecture Education is Unhealthy, Expensive, and Ineffective. Could Online Learning Change That? https://www.archdaily.com/884590/architecture-education-is-unhealthy-expensive-and-ineffective-could-online-learning-change-that?ad_medium=widget&ad_name=navigation-prev

Fotoğraf Altları için Kaynakça
Ecole des Beaux-Arts Melpomène salonunda ilk defa halka açık yapılan 1966 yılı Mimarlık Bitirme jürisi düzeni: https://www.grandemasse.org/?c=actu&p=ENSBA-ENSA_genese_evolution_enseignement_et_lieux_enseignement
1937’de Palais des Études’de öğrenci işleri sergisi, Ecole des Beaux-Arts: https://www.grandemasse.org/?c=actu&p=ENSBA-ENSA_genese_evolution_enseignement_et_lieux_enseignement
Columbia GSAPP’in sene sonu sergisi: https://www.arch.columbia.edu/eoys-2020

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: