Sahici Cepheler

HÜLYA ERTAŞ

Çinici Mimarlık'ın Zekeriyaköy'de tasarladığı Kent Optimum, yalın cephe düzeninde aşırı malzeme kullanımından kaçınarak binaların tektoniğini öne çıkarıyor.

Hülya Ertaş: Kent Optimum, Zekeriyaköy’de nasıl bir arsada konumlanıyor?
Can Çinici: Zekeriyaköy İstanbul’un kuzeyinde, 1980’lere kadar daha çok iki katlı köy evlerinin bulunduğu mesire yeri özelliğini korumuş, 1990’larda gayrimenkul piyasasının ve özellikle de Marmara depreminin ivmelendirmesiyle daha çok üst gelirli kesimlerin yer tuttuğu bir uydu kent. Zekeriyaköy’ün Karadeniz’e doğru devamındaki Uskumruköy sınırında yer alan proje, aralarından imar yolları geçen birbirine komşu dört konut parseli üzerinde kuzeybatıya bakan eğimli bir arazide yer alıyor. Üçüncü köprü bağlantı yollarının ve viyadüklerinin yakınından geçmesi araziye erişilebilirlik yararı sağlamakla birlikte birkaç onyıl içinde bu dokunun epeyce sert gayrimenkul etkisine maruz kalacağı anlaşılıyor.

konut,çinici mimarlık,zekeriyaköy,kent optimum, cemal emden
fotoğraflar: cemal emden
a ve b bloklarının genel görünüşü
d bloğun arka görünüşü
a ve c bloklarının arka sokaktan görünüşü
d bloklarının giriş yolu
k bloklarının genel görünüşü
d blok girişi
k bloğun arka bahçesi
k bloğun arka cephesi
v3 evleri sokağından görünüş
v2 evleri bahçe girişi
v1 evleri ön bahçeleri
vaziyet planı
planlar

HE: Ev tipleri, büyüklükler gibi başlıklarda tasarım sürecinde size verilen program neydi? Bunu nasıl yorumladınız? Zekeriyaköy’ün İstanbul’daki konumu ve arsanın topoğrafyası nasıl belirleyici roller üstlendiler?
CÇ: Başlangıç verileri olarak bizden aralarında tek katlı bahçeli bağımsız evlerin de bulunduğu, parsellerin 0,3 olan toplam KAKS hakkını olabildiğince kullanan bir yerleşim istenmişti. Araziye istenen yoğunluğu homojen olarak dağıtmaktansa yapı tipine ve bulunduğu konuma göre yoğunluk oranını değiştiren bir sistemi benimsedik. Vaziyet planında üç ana bölgelemeden bahsedilebilir. Uzunlukları 30 metreyi bulan, her oda ve yaşam biriminden bahçeye çıkılabilen tek katlı villaların olduğu alt bölge, az yoğunluklu ve KAKS oranı 0,2 dolaylarında. Bu bölgede üç tip olarak tasarladığımız villalar (V1, V2, V3) eğim çizgilerine paralel olarak konumlanıyor. Orta kısımdaki bloklarsa (U ve K bloklar) eğim çizgilerine dik olarak yerleştirildi. Alt bölgede kaybedilen yoğunluğu telafi için KAKS oranı bu bölgede 0,4 olarak kabul edildi. Blok aralarında oluşturulan bahçeler ve avlular her daireye geniş bir bakış açısı sağlıyor. Üst kısımdaysa arazi çizgilerine paralel iki sıra olarak yerleştirilen sıra evler (A, B, C, D bloklar) eğimin epeyce dik olduğu bir alanda yer aldığı için birbirlerinin önlerini kesmiyor. 0,3 KAKS oranı ile tasarlanan bu sıra ev blokları uzaktan da olsa Karadeniz manzarasına sahip.

HE: Kent Optimum’u tasarlarken nasıl bir parça-bütün ilişkisi kurdunuz? Evin en küçük birimi sayılabilecek oda ile yerleşimin master planı arasındaki geçiş nasıl oldu?
CÇ: Gayrimenkul işlerinin mimari projelendirme süreçleri kaçınılmaz bir şekilde pazarlamayla bağımlı olarak gelişiyor. Bu tür işlerde mimari projelendirme süreci esnasında en kestirilemez şey binaların iç düzeni. Daire kapasiteleri ve bölümlemelerinin nihai şeklinin satış aşamasından önce belirlenebilmeleri ve mimari olarak kontrol edilmeleri hemen hemen imkansız. Bu yüzden gayrimenkul işlerinde “iç” düzenlemeler ve daire büyüklüklerinden olabildiğince bağımsız, satış aşamasında talebe göre kolayca uyum gösterecek esnek bir sistem kurma meselesini dert edinmiştik uzun bir süredir. Sanırım Kent Optimum bu açıdan önemli bir deneme oldu bizler için. Villaların, sıra ev ve blokların planları oldukça jenerik bir yapıya sahip; bir tarafta odaların ve yaşam mekanlarının yer aldığı “servis alan” mekanların, diğer yanda da “servis veren” ıslak mekanların konumlandığı - neredeyse bütün coğrafyalarda görebileceginiz - oldukça anonim, doğrusal yapılar bunlar. Projede başta öngörülen dairelerin bu asal ve yalın halleri satış esnasında isteğe göre kolayca birleştirilmelerine olanak tanıdı. Kent Optimum projesi binalar arasında tanımlanan boşlukların önemli olduğu bir çalışma oldu bizler için. Yapıları, içlerindeki daire tiplerini saran jenerik beyaz kabuklar olarak ele almanın doğal bir sonucu olsa gerek binaların topoğrafyaya oturma biçimlerinin, birbirleri aralarında oluşturdukları ara mekanların, setlerin, ara bahçe peyzajlarının ve açık alanların binaların kendilerinden daha öncelikli olduğunu söylemeliyim.

HE: Burada özel olarak tercih edilmiş bir monotonluktan söz etmek mümkün mü? Kütlelerin tekrarı, ritmi, neye göre belirlendi?
CÇ: Monotonluğu cephecilik ve komposizyonculuktan kaçındığımız için bilerek tercih ettiğimizi söyleyebilirim. Hepimizin bildiği gibi gayrimenkul işlerinde gözle görünür bir cephecilik hakimdir ülkemizde, son yıllarda da hassas inşa tekniklerinin daha çok kullanılmasıyla bu eğilim daha da bariz hale geldi. Cepheler sanki ardlarında bulunan tekrarı gizlermişcesine, hafifletip “ölçeksizleştirircesine” sonsuz çoğalabilecek desenler halinde renk ve malzeme dozları fazla olarak çalışılmaya başlandı. Biz Kent Optimum Zekeriyaköy işinde tam da bu örtme ve kamufle etme işlemine başvurmadan neler yapılabilir onu araştırmış olduk. Binaların tektoniği başlıca iki unsurdan oluşuyor: Çeşitli daire tiplerini içeren ve yalın cephe karakterleri olan brüt beyaz kütleler ve dış eklentiler (sürekli balkonlar, kepenkler, saçak ve pergolalar, bacalar, bağımsız garaj gölgelikleri). Gerek bloklarda gerek villalarda cephe karakterlerini bu takıların kendileri oluşturuyor, bunlar dışında temel bir cephe artikülasyonundan pek bahsedemeyiz. Beyaz kütlelerin mimari eklemlenmesinde hep aynı sistem kesitini devrede tutmaya gayret gösterdiğimizi belirtmeliyim: üst kısımlarda saçaksız kırma çatı, klasik bir çatı deresi ve su inişi, cephe kısımlarında izolasyon katmanı üzeri sıva ve boya, alt kısımda da tekmelikli bir zemin birleşimi. Bu sistem kesiti prensibini sabit tutarak bir, iki ve üç katlı blok seçeneklerinin hepsine uyarladık.

HE: Tipik ev imgesini çağrıştıran, tanıdık bileşenler ve az malzeme çeşitliliğiyle hayata geçmiş bir proje bu. Projeyle bir aşinalık hissi yaratmayı amaçladınız mı?
CÇ: Konutta son yıllarda gözlemlenen aşırı malzeme kullanımı sahicilik hissini yok ediyor. Halbuki konut - her ne kadar günümüzde artık çoğunlukla değişim değerleri dolayısıyla alınıp satılsa da - hala kullanım değerini koruyan, içinde gerçek yaşamların olduğu gerçek bir mekan. Günümüzün farkı galiba konutun alınıp satılma ya da kiraya verilme sıklığının çoğalması. Bu nedenle konut ekonomik ömrü boyunca bir değil, çok çeşitli yaşamlara sahne oluyor. Böyle bir arkaplanı düşünerek Kent Optimum'da binaları kimlikleri üzerlerine sabitlenmiş olarak ele almadık. Bu nedenle kütleleri asal varoluşlarına çekmek ve üzerinde yer alacak eklentilerine rol vermek, onları ön plana çıkarmak için bir nevi altyapı olarak tasarlama eğilimimiz vardı. Sonra giriş portiği, saçak, pergola, baca, şömine, balkon gibi eklentileri olanca bağımsızlıklarıyla ve ortak hafızada yer ettiği biçimiyle “yeniden hatırlayarak tasarladık” ve öylece yerleştirdik. Aşinalık hissininse yapılarda çok dengeli bir biçimde ele alındığını düşünüyorum. Aşinalık hissine fazla vurgu, yapıları kalabalıklaştırıp yapmacıklaştırıyor. Bu işte de kırma çatı yapmak bizce yeterliydi ama saçak kullanıp yerleşimi fazlaca evcil bir havaya büründürmekten kaçındık; çünkü söz konusu iş en temelinde değişim değeri üzerinden kendini var ediyordu. Zaten her halükarda fiili olarak da iki kat ve üzerinde, yönetmeliklerin izin verdiği 50 cm saçağı yapmaya çalışmak da epeyce işlevsiz bir çaba.

HE: Bu konutların sosyal yaşamı nasıl olacak? Nasıl bir yaşam senaryosu öngördünüz? Kullanıma başlandıktan sonra bu senaryonun işleyip işlemediğini gözlemleyebildiniz mi?
CÇ: Yaptığımız işin en sevdiğim yanlarından biri vaziyet planının ortasında tasarlanmış olan ve yapmacık bir aidiyet hissi yaratan bir sosyal tesisin bulunmaması. Bunda şüphesiz arazimizin içinden iki belediye yolu geçmesinin ve dört ayrı parselde konumlanmasının payı büyük. Yerleşimin kullanımı için ayrılan bir kulüp binası, güneyde eskiden kalma kurutulmuş bir çayın kenarında bulunan başka bir parselde inşa edildi. Bu yerleşimde yaşam geçen sene başladı. Kent Optimum’un birçok yönüyle kapalı site formatına uyduğu söylenebilir; ancak gözlemlediğimiz ilginç bir durum buradaki yaşamın hiç de o kadar steril gelişmediği. Burada şu anda oturanları birleştiren tek bir durum var o da hepsinin orta - üst gelir durumunda olmaları. Onun dışında birbirlerine birçok açıdan benzemeyen çok çeşitli yaşam biçimlerinin yan yana var olmaya çalıştıklarını görüyoruz. Kırsal kökenli mal sahiplerinin yaşam biçimiyle genç beyaz yakalıların, sanatçıların ve kendine daha yavaş bir yaşantı seçmiş görece yaş almış olanların burada beraber yaşamaya çalıştıklarını, bazen anlaşıp bazen çatıştıklarını gözlemliyoruz. Ortak bir yaşama kültürü kurmayı denemek için ilginç bir karşılaşma zemini olduğunu söyleyebilirim.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL