Galata sırtlarından başlayarak Taksim Meydanı’na devam eden, Tarlabaşı Bulvarı ve Boğaz’a paralel uzanan İstiklal Caddesi’nin daimi kaderi değişim, günümüzde kendini hızlı bir şekilde gösteriyor. Caddeye uygulanmakta olan projenin habercisi, Taksim Meydanı’nda hayata geçirilen proje oldu. Meydanın çevresindeki araç yollarının yer altına taşınmasıyla kazanılan ölçeksiz beton boşluk düzenlemesinin meydan kavramından uzak tarifi, günümüzde özellikle kamusal mekanlarda popülerleşen boşlukları dekoratif elemanlarla doldurma çabasıyla giderilmeye çalışılıyor. Eski meydana ikame bu yeni meydan düzenlemesinin ne kadar başarılı olduğu halen bir tartışma konusu. Projenin en başından ele alış biçimini tartışmak yerinde olacak. Kamuya açılarak çok sesli bir ortam yakalanma fırsatı varken sipariş üzerine yapılan proje, mekansal ve toplumsal kimlikten yoksun bir boşluk ile sonuçlandı.

istiklal caddesi

Günümüzde ise İstiklal Caddesi aynı kaderi paylaşacak gibi gözüküyor. Bölgede gerçekleşenler ile ilgili çok şey söylendi. Bu tartışmalar devam ederken, kamu otoritesi bu durumu görmezden gelerek projelerini tek tek uygulamaya devam ediyor. Kamunun katkısından yoksun kamusal mekanlar tasarlamanın ceremesi ise yine kamunun üzerine yıkılıyor. Peki, İstiklal Caddesi’nde neler oluyor? Değişim, bu bölgenin yıllardır devam eden kimliği ve olmalı da. Ancak son yıllarda gerçekleşen uygulamalar yeni/yapay bir bölge oluşturma çabası içinde. Sürecin ne zaman başladığı tartışmalı olabilir ancak kendini göstermesi bölgenin toplumsal ve mekansal kimliğini oluşturan tiyatro, sinema, pasajlar gibi hem tarihsel hem de kültürel değeri yadsınamayacak önemli mekanlarının içeriklerinden sıyrılarak birer sermaye alanları olarak görülmesiyle başladı. Büyük parsel kullanımları alışveriş merkezlerine ve çok katlı büyük mağazalara dönüştü; bu ölçeksiz yapılar çevrelerindeki küçük esnafı ve kafe-restoran-pastane gibi kentsel bellekte yeri olan işletmeleri de yutarak kullanım ve tüketim alanlarını büyüttü. Bölgenin yerel karakterini oluşturan dükkanlar art arda ya kapanmaya ya da taşınmaya zorlandı. Kültür-sanat kurumlarının bu değişime, zorlama politikalarına veya ekonomik baskılara dayanamayarak tek tek kapanması, bölgenin gözle görülür şekilde entelektüel yapısını yitirmesine de neden olmakta.

Caddede meydana gelen değişimlerin ekonomik tetikleyiciler dışında politik gerekçeleri de var. Projeler aracılığı ile otorite söylemi kamuya fiziki şekilde aktarılıyor. Üretim söylemi, söylem üretimi destekleniyor. Böylece istenilen biçimde bölge dönüşüyor ve gücün yansıtıldığı bir sahne olarak kullanılıyor. Bu durum ne yazık ki sadece İstiklal Caddesi ve çevresi için geçerli değil; İstanbul’un diğer semtlerinde ve hatta diğer şehirlerde de aynı durumu belirgin şekilde görüyoruz. Fakat İstiklal Caddesi özelinde duruma bakıldığında; İstanbul hem ulusal hem de uluslararası olarak en görünür şehir ise, cadde ve çevresi onun en önemli alanını oluşturuyor. Hayata geçirilen projeler hem ulusal hem de uluslararası bir güç göstergesi haline dönüşüyor.

Mevcut kullanıcı profilini sokaktan çeken, kontrollü alanlarda tutan ve dönüşümü tamamen ticari olarak gerçekleştiren bu bakış, bölgeye kendi kültürünü getiriyor. Sokaklarda masa sandalyelerin keyfi kararlarla kaldırılıp, otoritenin adeta zafer kazanmışçasına kamyonlar üzerinde bu tefriş elemanlarını sergilemesi bir kazanım mıydı? Caddeye kimliğini kazandıran ara cadde ve sokaklar ile buralarda yer alan sosyal kullanımlar tek tek bulundukları yerleri terk ediyorlar. Yerlerine de modern olma çabası ile içeriği boş bir oryantalizm merakı arasında sıkışmış mekanlar geliyor. Sokak kültürüne ve kamusal mekan olgusuna yabancı bu düşüncenin, İstiklal Caddesi’ni şehrin birçok kamusal alanında uyguladığı parke tipi döşeme malzemesiyle kaplayarak meydanda yapılan garabeti bölgeye yaymakta olduğu görülüyor. İnşaat sürecinin başlamasının ardından boy göstermeye başlayan proje görsellerinden anlaşılan; konunun bir altyapı projesi olarak ele alındığı, iyileştirme çalışmalarının ardından mevcutta bozulan yüzeyin kaplanarak projeyi sonuçlandırmaktan öte bir çalışma yapılmayacağıdır.

İstiklal Caddesi Karaköy’den başlayarak Tünel meydanına, buradan hafif bir eğim ile Galatasaray Meydanı’na, devamında Taksim Meydanı’na bağlanan; topoğrafik yapısı ile kentin/kentlinin yoğun olarak kullandığı, ulaşım senaryolarının merkezinde, turizm, ticaret ve kültür aktivitelerinin odağı olan ülkenin en ünlü caddesidir. Makro ölçekte bu aks, Beyoğlu platosunun Şişli’ye kadar uzanan, çevresindeki vadi tabanlarıyla ilişkilenerek denize açıklıkları ve boğaza paralel hareket eden morfolojisi ile kentin hava alma koridorlarının bir parçasıdır. Bu değişken boy kesit, yüzyıllardır bölgede çok katmanlı kültürün getirdikleriyle şekillenen kullanımları, pasajlar ve geçitlerle sürekli olarak çevresiyle ilişkilenen kentsel bir bağdır. Bu geçitler kimi zaman kültür-sanat aktivitelerinin yapıldığı yapılara, kimi zaman ise paralelinde devam eden cadde ve sokaklara açılarak caddenin enerjisini kente aktarır. Aynı zamanda cadde belirli bir en kesit içinde hareket eder, kendi içindeki şişmeler ile açıklıklar/meydanlar oluşturur, pasaj geçitlerinin sağladığı avlular alt meydanlara açılır. Bu bölgeler, çevre semtlerin bağlantılarıyla kullanıcıyı yaya olarak tüm noktalara ulaştırdığı gibi toplanma, buluşma noktaları da caddenin önemli sosyal bileşenleridir. Öte yandan caddenin gece kullanımı oldukça yoğun. Tünel meydanı çevresindeki kullanımlar ile başlayarak meydana kadar devam eden ara sokaklar kentin gece kültürünü yansıtan birçok mekana ev sahipliği yapar. 24 saat yaşayan cadde turistler için de çekim merkezidir. Birçok otel, konaklama alanları gibi işlevlere ayrılmış binalar cadde boyunca bölge kültürünün değişken mozaikleridir. Cadde, içinde bulundurduğu eğitim kurumları ile de önemli bir yer tutar. Ülkenin önde gelen liselerinin cadde ve çevresine konumlandığını görülebilir. Bunun getirdiği dinamik enerji caddeyi adeta kaynak gibi besler. Cadde aynı zamanda birçok toplumsal gösteri ve yürüyüşe ev sahipliği yapmakta, bu yönüyle de sesini duyurmak isteyenler için de bir platform görevi üstlenmekte. Tarihinde birçok önemli olayın meydana geldiği bölge ülke belleğinde önemli bir yer tutuyor. Dolayısıyla cadde sadece kendi içinde başlayıp biten bir koridor olarak görülemez. İstiklal Caddesi, çok parçalı kentsel kültür ve örüntünün bütünü olarak kent peyzajının önemli bir bileşenidir.

Bu denli kozmopolit bir bölgeye yapılacak projenin de sadece peyzaj projesi olarak ele alınması ayrı bir tartışma konusu. Bu yaklaşımın zemin kaplaması ile sonuçlanması, bölgenin kentin kalanıyla ilişkilerinin kesilmesi, mevcut kimliğin “yeni olan iyidir” alt metiniyle değiştirilmeye çalışılması ne peyzaj disiplininde ne de diğer tasarım disiplinlerinde karşılığı olmayan bir kültür. Dünyada peyzaj gündemine bakıldığında örnek alınan ve başarı gösteren projelerin temelini oluşturan belirli unsurlar ön plana çıkar. Bunların başında gelen projelere önce yerel kullanıcının katılım ve/veya desteğinin olmasıdır. Önce kamudan, sonra otoriteden destek gören projeler hem toplumsal temsiliyeti sağlar hem de adil bir kent peyzajı üretimine ortam yaratır. Başka bir unsur ise projelerin aşamalandırılarak, aceleye getirilmeden, kalıcı olma ve içinde bulunduğu yapılı çevre ile senkronize bir şekilde hayata geçirilmesi prensiplerine bağlı olarak uygulanması. Böylece projeler ekonomik ve toplumsal boyutları ile detaylı bir şekilde analiz edilir. Bu durum hem bölgenin ekonomik kalkınma sürecini dengeler hem de mevcut kullanıcıyı dışlamadan, süreçle uyum içinde olmasına olanak sağlar. Diğer bir durum ise kentin makro ölçeğinde en önemli unsurlardan biri olan kamusal peyzaj projelerinin kendi içinde bir parça olarak değil, kentin bütünüyle ilişkilenen ve bağlantı noktalarını çeşitlendiren bir eylem olarak hayata geçirebilmek. Böylece kent peyzajının tıpkı bir organizma ağı gibi bir bütün halinde kenti birbirine bağlayan bir sistem olarak işlemesi sağlanabilir. Çizilen bu tablodaki durumu ne yazık ki İstiklal Caddesi’nin dönüşümünde görmek mümkün değil. Alanın içerdiği zengin sosyal ve mekansal çeşitliliği nedeniyle disiplinlerarası bir yaklaşımla tartışılması gereken bir durum sadece döşeme projesi olarak hayata geçiriliyor. Ayrıca hızlı üretimin bir başarı kıstası olarak pazarlanması, zaman alacak ve süreci uzatacak eleştirel yaklaşımların yok sayılmasına, hatta daha üzücü şekilde gereksiz görülmesine neden oluyor. Ne yazık ki bölgede olup bitenler günümüzdeki politik ve ekonomik durumun yansıması. Son yıllarda birçok gösteri ve olaya ev sahipliği yapan bölgenin kamusal alanlarının fiziki durumunun deforme olduğu ve proje gereksinimi kesindir. Ancak İstanbul’un tüm renklerini görebileceğimiz bu caddede yapılanların yansımaları, çevresiyle birlikte kamusal alan kullanımımıza yeni bir söylem getiremediği gibi yapaydır. Yıllardır süre gelen kullanıcısının kendi ihtiyaçlarıyla şekillendirdiği caddenin kendi kimliğini yine kullanıcısı ile bulacağı şüphesiz. Ancak durumun yarattığı yeni kullanıcılar kimler olacak ve şehre ne katacak?

Etiketler:

İlgili İçerikler: