Yerelin Güncel Yorumu

TİMUR ERSEN

Timur Ersen, Meksika’da yerel malzemelerin ve zanaat tekniklerinin kullanıldığı bir permakültür merkezi tasarladı ve inşa etti. El yapımı tuğla ve bambunun ana malzeme olarak kullanıldığı proje, Blue Award 2014 Uluslararası Sürdürülebilirlik Ödülü’nün de sahibi.

Projemiz iki hektarlık bir alanda, Mazunte köyüne oldukça yakın, Zapotal ormanının içinde. Müşterimiz Cristian, kendi arazisi üzerinde permakültür projesini geliştirebileceği ve uzmanlığını paylaşabileceği yeni bir yapıya ihtiyaç duyuyordu. Tasarladığımız “La Apoteka” isimli bina, özel alanları ve çalışma mekanlarıyla iki kata yayılıyor. Üst kattaki özel alanda yatak odası ve teras yer alıyor. Alt katta ise alet deposu ve açık hava atölyesiyle birlikte çalışma mekanları bulunuyor. Bambu iskelete sabitlenmiş olan tuğla istinat duvarıyla bina, melez bir strüktüre sahip.

sürdürülebilirlik,permakültür,la apoteka,mazunte,atölye,Timur Ersen,
fotoğraflar: la apoteka ekibi
kerpiç zemin uygulaması
bambularla strüktür kurulumu
bambu birleşim detayı
merdivene yakından bakış
bambu birleşim detayı
palmiye yapraklarından yapılmış çatı
inşaatı tamamlanmış yapıya kuzeyden bakış
atölyeden görüntüler
atölyeden görüntüler
zemin kat planı
kuzey - güney kesiti
batı - doğu kesiti
detaylar

Bambu iskelet, metal desteklerle kuzey cephedeki taş kaideye ve güneydeki tuğla duvara bağlanmış yedi kemer içeriyor. Mazunte bölgesinde evler genellikle beton çerçeveli tuğla duvarlarla inşa edilir. Bölgedeki yerel atölyelerde el yapımı pişmiş tuğlaların yapımı çok yaygındır ve biz de bu malzemenin tüm niteliklerinden faydalanmak istedik. Bu nedenle strüktürün taşıyıcı duvarları bu tuğlalarla örüldü. Meksika’da metalin ve betonun pahalı olduğunu da göz önüne alarak bu malzemelerin kullanımını en aza indirdik. Bambuyu ve pişmiş tuğlayı ana malzeme olarak kullanmakla beraber, çatıyı palmiyeden ve taş kaideleri de yerel malzemelerden yapmaya çaba gösterdik. Bu projenin temel prensiplerinden biri de yerel zanaatkarlarla işbirliği içinde çalışarak onların malzeme ve yeteneklerini kullanmak. Detayları, yeni strüktür ve biçimleri deneyerek zanaatkarların çalışmalarına yeni bir perspektif kazandırmayı hedefledik.

Tropikal iklim, yılı iki mevsime bölüyor; kışlar sıcak ve kurak, yazlar sıcak ve nemli geçiyor. Bu durumu göz önüne alıp kuzeyde açık bir cephe ve güneyde geniş bir duvar yaparak yapının tamamında taze bir atmosfer yaratmaya karar verdik. Kullanılan tuğla dokusu geniş bir boşluklu duvar oluşturmak için tasarlandı; böylelikle duvarın yalıtkanlık derecesi artırıldı. Güney cephesi Laurie Baker’ın çalışmalarından esinlenilerek yapılan özel bir tasarıma sahip tuğla boşluklarına göre dışarı doğru eğim yapıyor. Yazın en sıcak zamanlarında her bir katman bir sonraki katman için gölge oluşturuyor ve cepheyi serin tutuyor.

Tasarımından kullanımına kadar proje mimarların, kullanıcıların ve inşaat ekibinin ortak çalışması etrafında gerçekleştirildi. Bu projede, mimar hem tasarımcı hem de işçi olurken müşteriyse hem konsepte hem de inşa sürecine katılımcı oldu. Avrupa’daki eğitim sistemi uzman tasarımcılar yetiştirerek bu tip işbirliklerini zorlaştırıyor. Yeni mezunlar olarak teknik ve malzemeler konusundaki bilgimizin yetersizliği bizi inşaatçılardan ayırıyor. Avrupa’da bir evi, tuğla ustasının, mimarın ve müşterinin harmonik işbirliği ile gerçekleştirmek alışıldık bir durum değil. Bunu Meksika’da denedik ve sonunda fark ettik ki ortak bir amaç için birleşmiş güçlü bir inşaat ekibiyiz. Pek çok karar, herkesin fikri alındıktan sonra bizzat sahada alındı. Bu bağlamda yatak odasında kullanılacak sıkıştırılmış toprağın elde edilmesi için bir atölye organize ettik. Bu girişim için dört Fransız mimar ekibe katıldı. Süreci iyileştirebilmek ve ziyaretçilere sergileyebilmek adına pek çok sıkıştırılmış toprak örneği yaptık.

Bir inşaat sahası yaratıcılık, paylaşım ve düşünmek için bir kaynak olabilir. İnşaat sahası mimarlıktan daha fazlasını üreten deneysel bir platform. Atölyenin günlük senaryosunu kuran mimar ve sanatçı Pauline Sémon sayesinde, ekibimizin geliştirdiği inşaat sürecini paylaşma fırsatı buluyoruz.

Etik prensiplere dayalı bir proje sürecine yoğunlaşarak projenin yerel alan ve müşteri beklentilerine yanıt verdiğinden emin olduk. La Apoteka süreci, Avrupa mimarlık Ödülü Philippe Rotthier 2014 adaylığı ve Blue Award 2014 uluslararası sürdürülebilirlik ödülü ile tanındı. Türk kökenli olmam ve bu süreci devam ettirmeye ikna olmamla birlikte Türkiye’ye gelerek burada mimar ve inşaatçı olarak çalışmaya karar verdim. Eğer mimarlar, inşaatçılar ve müşteriler yerel güzellikleri kullanarak çalışmaya hazırlarsa Türkiye bunun için inanılmaz bir tarihe sahip ve bu konuda gelecek vaat ediyor. Ben özellikle “sıkıştırılmış toprak”la nem düzenleme, hava kalitesi, enerji tüketimi ve kaybolan zanaatkârlık gibi pek çok soruna çözüm olacak bir yapı tekniği geliştirmeye çalışıyorum. Bu teknik yerel toprağı herhangi bir sabitleyici (çimento, kireç ya da alçı) olmaksızın kullanıyor; bu da malzemenin nefes almasını, %100 geri dönüştürülebilir ve enerji korunumlu olmasını sağlıyor. Çağdaş toprak mimarlığının iki öncüsü, Martin Rauch ve Anna Heringer ile olan deneyimlerime dayanarak Türkiye’de toprak gibi bir malzemeyle çağdaş bir inşa yöntemi öneren hırslı bir mimarlığın gerekli olduğuna inanıyorum.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: