61 Metrelik Hikaye

GÜZİN ÖZTOK

Sanatçı inisiyatifi Pasaj’dan Seçil Yaylalı ve 61 Metre Kahya Bey Sokağı projesini birlikte yürüttükleri Ekmel Ertan ile Tarlabaşı’ndaki Kahya Bey Sokağı’nda gerçekleştirdikleri katılımcı eğitimsel belgeleme işini konuştuk.

Güzin Öztok: 61 Metre Kahya Bey Sokağı projesinin çıkış noktası nedir, neden burada çalışıyorsunuz?
Seçil Yaylalı: Pasaj bir sanatçı inisiyatifi. Sergilere, projelere, farklı disiplinlerden market dışı çalışan sanatçılara ev sahipliği yaptığımız Halep Pasajı’ndan taşınmak zorunda kaldık. İstanbul’un merkezine en yakınken arazi fiyatının en düşük olduğu yer Tarlabaşı olduğu için buraya geldik. Berlin’deki bir kültür merkezi, dünya kültürleri üzerine ilginç projeler yapıyor. İkamet sorunu üzerine bir proje başlattılar. Proje farklı ülkelerden dört şehirde başladı. Her şehirde içlerinde mimar ve sanatçıların olduğu gruplar oluşturup katılımcı, eğitimsel bir iş istediler. Pasaj davet edildi, kapsamlı bir iş olduğu için de bir sanatçı daha davet edilmesini istediler ve Ekmel ile başladık. Nisan ayında düzenlediğimiz atölyelerle burada yapabileceklerimizi kurguladık. Pasaj iki buçuk senedir burada olmasına rağmen birdenbire “Haydi proje yapalım.” demiyor. Gençler ve çocuklar ulaşılabilir bir kitle olarak göründü çünkü zor bir mahalle burası. Tarlabaşı kendi içine kapalı bir yer, daha çok tanışmak ve güveni sağlamlaştırmak gerekiyor. Gençlerle iletişim kurup projeye başladık ve yavaş yavaş çocuklar da dahil oldu.

Ekmel Ertan: Gençlerin çoğu çalışıyor, hayatın içindeler bir şekilde. Hatta çocuklar bile çalışıyor, berberde, prodüksiyon şirketinde çalışan çocuklar var.

GÖ: Bu güveni ve iletişimi nasıl kurdunuz, atölye süreçleri nasıl ilerledi?
SY: 2013’ün ortasından beri daha çok katılımcı ve sosyal içerikli projelere destek oluyorduk. Yurt dışından gelen sanatçılar için rezidans programı yaptık. Davetli sanatçılar geldiğinde onları gençlerle, buranın sakinleriyle çalışmaya yönlendirdik; çünkü Amerika’dan gelen bir sanatçının çektiği fotoğrafları sergilemesi ona bir şey kazandırmıyor ama insanlarla proje yapmaya başladığında geri dönüşler çok fazla oluyor. Bir fotoğrafçı “Uzun zaman sonra ilk defa fotoğrafın bu kadar değerli olduğu bir yerde çalıştım, çok mutluyum.” diye belirtti. Fotoğraf ve film burası için hala değerli malzemeler. Kahya Bey Sokağı’nda projeye ilk başlama motivasyonumuz dizi film çekmekti. Tabi böylelikle çocuklar ve gençler çok heyecanlandı, bize de çekebiliriz gibi geldi ama çocukların alt yapısı beklediğimiz noktada değildi. Çok fazla şeyi ilk baştan öğretmek gerekiyordu, haftada üç gün atölye yapmamıza rağmen çok yavaş ilerledik. Biz aynı zamanda buranın belgelemesini de yapmak istiyoruz; çünkü buranın mevcuttaki sözel ve görsel hafızası da kalsın istiyoruz. Çocuklar röportajla başladılar belgesel çekmeye. Buradaki dükkan sahipleri ve esnafla konuştular. Evlerin içine girip evleri ve yaşantılarıyla ilgili sordular.

GÖ: Çocuk gözünden belgeleme nasıl ilerledi, sonuçları neler oldu?
EE: Biz 15-18 yaş arasında, kamera kullanabilecek, senaryo yazabilecek, hikaye yazabilecek yani organize iş yapabilecek bir ekiple çalışmayı planlıyorduk. Dolayısıyla onlara dizi film çektirelim dedik; çünkü dizi film hepsinin hayran olduğu bir şey, herkes dahil oldu bu yüzden; defalarca hikaye atölyesi yapmamıza rağmen üretim bandına gelmedi, zaman geçti. Büyüklerin ilgisi işte olduğu için çocuklarla çalışmaya başladık.

SY: Biz açık atölyeydik 8-9 yaş üstü gelmeye başladı hep ve onlarla devam ettik.

EE: Çocuklara kamerayı verip onların gözünden aktarmak istedik burayı, bu röportajlar da buradan çıktı, hem onlara belli bir disiplinle bir iş yaptırmak istedik, röportaj bir performans çünkü, sesi kamerayı ayarlayıp üç dakikada bir şey yapıyorsun, dolayısıyla çok güzel disiplin kazandılar. Çok güzel röportajlar da yaptılar. Bizim soramayacağımız soruları sorup alamayacağımız cevapları aldılar.

SY: Kameranın hem çekici hem de itici gücü var, insanlar değişiyor kamera karşısında ama burada çocukları görünce iyi yönde değişiyor, rahat konuşuyorlar.

EE: Karşısında gazeteci varmış gibi konuşuyorlar, kimse çocuk muamelesi yapmıyor.

SY: Zaten çocuklar her şeyin farkındalar, buradaki uyuşturucu satışından tutun, paranın kıymetine, yaşamın zorluklarına kadar her şeyin farkındalar. Bu nedenle burada kimse çocuk muamelesi yapmıyor çocuklara. Bizim soramayacağımız soruları sordular ve insanlar da diyaloğa devam etti, detaylı olarak her şeyi anlatıyorlar. Biz yeniden gidip kendi röportajımızı yapıyoruz, onların yaptığı gibi olmuyor.

GÖ: Peki bu röportajları nasıl düzenliyorsunuz, bu konuları açığa çıkaralım diyor musunuz?
EE: Ham haliyle yapıyoruz, herkesin bildiği, konuştuğu şeyler, onlar espriyle cevap veriyor. Mesela burada aşk meşk var mı, macera var mı diye doğrudan sorabiliyorlar. Uyuşturucu satışı var mı diyor, var ama söyleyemem diyorlar. Yani mahallelinin bildiği şeyler açık açık konuşuluyor.

SY: Burada proje yaparken insanlarla ilişkiyi kurmak için çok zaman gerekiyor.

EE: Aslında her proje bunu gerektiriyor, insanlarla ilişkiye girdiğiniz için bir iş gibi olmuyor, duygusal bir güven, insani bir ilişki, zaman içinde oluşturulmuş bir güven olunca ertesi hafta çekip gitmekle bitmiyor projeler. Mesela bizi bu sokakta tanırlar, bir üst sokakta tanımazlar.

SY: 61 metre dememizin nedeni bu, Kurdele sokakta ve bu sokakta oturan ve buraya oynamaya gelen çocuklarla çalıştık.

EE: Biz elimize kamerayı alıp burada çekim yaparız ama alt sokakta zor olur, buna rağmen çocuklar yapabiliyor, bizi yavaş yavaş tanıyorlar.

SY: Tarlabaşı’nda mıntıkalar çok keskin, bir paralel sokakta sadece Mardinliler var, alt sokak Romenlerin sokağı, girdiğiniz zaman yabancı olduğunuz anlaşıyor. Romenler, Kürtler, orta Anadolu’dan göç edenler ve Suriyeliler var. Çok kozmopolit.

EE: Yaşam koşulları çok kötü, gelir düzeyleri çok düşük.

SY: İstanbul’da bu kadar düşük kira yok. Yaşam koşullarından memnun musunuz, evlerinizden memnun musunuz diye sorulduğunda bir kişi dışında herkes memnun, şaşırtıcı bir durum bu, çünkü mutfaklar 2-3 metre kare. Buranın yapısı öyle, eskiden mutfakla banyonun yerini değiştirdikleri için mutfaklar hep küçük ama hayatlarından memnunlar. Bizim gördüğümüz değişimi de çok görmüyorlar. Mesela 12 daireli bu binada dört daire iki buçuk yılda el değiştirdi. Fazla değil mi? Onlar için büyük bir değişim yokmuş gibi geliyor.

GÖ: Kentsel dönüşümden etkileniyor mu bu sokak?
EE: Bu sokakta kentsel dönüşümden şu ana kadar etkilenmiş kimse yok, ayrıca bu durumun bilincinde olan kimse de yok. İki blok ötede 360 derece yıkımı yapıldı, bir sürü şey oldu o dönemde ama burayı etkilememiş bir şekilde.

SY: Mesela birlikte çalıştığımız bir çocuğun ailesi orada evlerini kaybetmiş ama bunlar unutulmuş.

EE: Onu bir sosyal problem olarak görmüyor. Orada bir ev yıkıldı ve çıktık buraya geldik gibi görüyor. Öte yandan birkaç tane röportajda insanlar yabancıların gelmeye başladığını ve fiyatların yükseleceğini aslında kendilerinin dışlanacağı söylüyorlar.

GÖ: İstanbul’daki sergi ne zaman açılacak?
EE: Ankara’daki olaylar olunca buradaki sergiyi Ocak ayına erteledik. Mahalledeki kuru fasulyeci dükkanında sergi yapmak istiyorduk. Şimdi Berlin’de sergileyip deneyimimizi aktaracağımız bir sunum yapacağız. Ardından mahalledeki çalışmalarımız devam edecek.

SY: Evet, böyle uzun soluklu projeler bitmiyor.

EE: Çocukların dersleriyle ilgilenmeye başladık ister istemez. Hem çok iyi çocuklar hem maalesef okul hayatları kötü ilerliyor.

SY: Çocukların çoğu okulu bırakıyor zaten.

EE: Mahallede kızların çoğu okulu bırakıyor, burada okulu bıraktım deyip bırakabiliyorsun. Kimse sormuyor, anne baba zorlamıyor.

Etiketler: