Saklı Köşe

Kentin kaosunun ortasında nehir kıyısında bir parka yerleşen proje, geçirgen yüzeylere dönüştürdüğü strüktürü ve mekanın üreticisi olan platformlarıyla algı ve ölçek arasında bir bağa dönüşüyor.

Çin’in doğusunda, Yangzte Nehir Deltası’nda yer alan Şanghay’ın adı 960-1279 yılları arasında hüküm sürmüş Song Hanedanlığı döneminde, “balık tutma nehri”nden “denizin üstünde” anlamına gelen Şanghay’a çevrilmiş. Önce bir liman kenti ardından uluslararası kullanıma açık bir serbest liman olmasıyla ülke ekonomisinde önemli bir varlığı olan Şanghay, en yüksek binasının 83 metre olduğu 1978’ten bu yana ciddi kentsel-fiziksel değişimler geçirdi. Birleşmiş Milletler’e göre nüfus yoğunluğu bağlamında Çin’in en büyük kenti olan ve dünyanın da ilk onu arasında yer alan Şanghay’ı küresel kent niteliklerinden bağımsız düşünmek oldukça zor. Suyla olan tarihsel ilişkisini, dönüştürerek sürdüren kenti içme-kullanma suyu, sevkiyat, turizm, balıkçılık gibi işlevleriyle hizmet ederek ikiye ayıran Huangpu Nehri de, her ne kadar kirlilik sebebiyle suyunun kullanılmaz olduğu hakkında çalışmalar olsa da kent imgesindeki yerini koruyor. Bir kitap-kafe olarak bu nehrin kıyısına ilişen Kafes Ev ise metropol kaosundan uzağa, ağaçların arasına özenle saklanmış gibi görünüyor.

Eski tren rayları ve yapının güney cephesi
Ana merdiven
Ana merdiven
Birinci katta bulunan okuma alanı
Etkinlik alanı
Birinci katta bulunan okuma alanı
Kitap rafı olarak çalışan kafes kolon
Huangpu Nehri ve Lupu Köprüsü’ne bakan çatı platformu
Zemin kat planı
1. kat planı
Vaziyet planı

Projenin esasını strüktürü ve buna eklenmiş platformlar oluşturuyor. Kendi başına ayakta duran çelik kafes duvar strüktürünün desteklediği, çeşitli yüksekliklerdeki bir dizi platform kıvrımlı merdivenle birbirine bağlanıyor ve dolaşım kullanıcıları, farklı konum ve boyutlardaki her mekana ulaştırıyor. Platformlar sayesinde tüm mekanlar birbirine ve iletişime açık hale geliyor. Her ikisi de farklı düzeylerde geçirgen olan çelik kafes duvar ve cam cephe, platformlar ile dış mekan/iç mekan arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor. Tasarımcılarının tanımlamasıyla Kafes Ev’in hangi köşesinde oturursanız oturun kitaplar, çevreleyen ağaçların dal ve yapraklarıyla bütünleşiyor ve dokunulabilir bir manzaraya dönüşüyor. Bina, ormanın mekansal deneyimini insan eliyle yeniden üretmeyi; temsili ile soyut arasında simbiyotik bir ilişkiyi sürekli bir ölçekte yeniden kurmayı amaçlıyor.

Mekanın strüktür ve mobilyalarla birleşip tekil, bütüncül bir niteliğe bürünmesi; yapının ölçek, mekan ve algı arasında bağlantı kurabilecek fiziksel bir iletişim aracına dönüşmesi amaçlanmış. Mimarlara göre böyle bir bağlantı, mimari aklın esasını imliyor.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL