Yeri Hissetmek

GÜZİN ÖZTOK

Baraka Mimarlık ile Maxx Royal Kemer projesinin tasarım ve inşa sürecini konuştuk. Ekibin Antalya’daki hızlı inşa dinamiklerine uyum sağlamak için denediği yöntemler ve mimarlıkta deneyim konusu söyleşinin önemli bir parçasıydı.

Güzin Öztok: Maxx Royal projesi nasıl başladı, işi alış süreciniz nasıldı?
Abdurrahman Çekim: Türkiye’nin en çok tanınan, büyük işler yapmış ve kapasiteleri yüksek dört ofisi çağrıldı, beşinci olaraksa bizi çağırdılar. Ofislerin her biri ile ayrı ayrı çeşitli görüşmeler ve alan gezisi yapıldı. Doğrusu bu kadar büyük bütçeli işi bize teslim edeceklerini hiç düşünmüyorduk. Sonra “Genç bir ofis olarak sizdeki yüksek enerjiyi gördük ve sizinle çalışmayı tercih ettik” dediler. Süreç böyle gelişti.

GÖ: Genç bir ofisle çalışmak farklı bir karar olmuş.
AÇ: İsabetli ve riskli bir karar oldu. Çünkü otelin yaklaşık on iki ay içinde tamamlanması gerekiyordu. Proje ve şantiyesiyle birlikte yaklaşık 110,000 m2 kapalı inşaat alanı olan 150,000 m2 alana yayılan bir otel. Bu hızlı, pratik ve derinlikli olması gereken bir işti. Çünkü Maxx Royal Türkiye’deki standart otel kavramının dışında bir iş geliştirmeye çalışıyor. Bu nedenle bizim için de ilginç bir deneyim oldu. gö: Yazdığınız kısa metinde görünmeden araziye yerleşmek tanımı var. Araziye yerleşme planını anlatır mısınız?

Sevilay Uğur Çekim: Araziyi gördüğümüzde hissettiklerimiz bizim için önemliydi. Çektiğimiz fotoğraflarla birlikte bir daha analiz ettik; fakat asıl orada hissettiklerimiz bizi yönlendirdi. Arazi ve doğa çok güçlü bir karaktere sahipti. Doğanın gücüne önem verdik, yapı onun önüne geçmek isterse doğa o gücü kaybetmeye başlayacaktı. Projenin ana meselesi doğayla birliktelikten besleniyor.

AÇ: Burada 1984-87 senelerinde Kiriş World Oteli inşa edilmiş ve halihazırda kullanılıyordu. Arazide yoğun bir otel yapılaşması vardı ama belli noktalara gidildiği zaman otele dair her şey kaybolmaya başlıyordu, yani otel ağaçların, tepenin arkasına gizleniyordu. Ağaçlar ve topoğrafya ciddi bir yoğunluğu soğuruyor. En büyük verilerimizden bir tanesi bu oldu. Diğer bir karar buradaki coğrafyayı en az hasarla ya da hiç hasar vermeden korumak oldu. Genel konsept bunun üzerinde yoğunlaştı. Burada üreteceğimiz şey mimari olarak daha geride durmalıydı. Kaybolan bir mimari hikaye üzerinde durmak bize daha değerli gözüktü. Dolayısıyla eski yapı izlerinin üzerine otel yapısını inşa ederek en az tahribatı vermeye yönelik bir plan belirledik. Ayrıca yapıların geride durması hikayesi üzerine ciddi kafa yorduk. Maketler, bilgisayar modelleri, fotoğraflar yardımıyla yapılar ağaçların arkasında nasıl kaybolur üzerine yoğun çalıştık.

GÖ: Bahsettiğiniz yapı izleri nedir, mevcut otel var dediniz, onun izleri mi?
AÇ: Çalışan mevcut bir otel vardı fakat bu otel Maxx Royal’in şimdiki hacmini ve ihtiyaçlarını karşılayan bir yapı değildi, eskimiş bir yapıydı. Yıkılıp yeniden yapılması söz konusuydu. Otel yıkılınca temel izlerinin, daha önce açılmış alanların üzerine tüm yeni yapıları oturttuk. Böylece yeni yerleşim yerleri açmadık ve ormanlık alana zarar vermedik. Yapı izleriyle kastettiğimiz bu.

GÖ: Suyun yoğun kullanımı söz konusu, otelin suyla ilişkisini nasıl tasarladınız?
AÇ: 150,000 m2’lik alanı incelediğimizde dört tane ana alt bölge olduğunu gördük. Bu bölgelerden bir tanesi yamaçlar kısmıydı. Buradaki bir yapının yamaca yamanarak onun bir parçası haline gelmesini düşündük. Bir diğer bölge koylar bölgesiydi ve burası yapılaşmanın neredeyse bittiği ve doğanın başladığı bir yerdi. Bu yüzden tam bu noktada yapı yapmadık. Oraya hafif strüktürlü yapılar koyduk. Giriş bölgesi koyların en uzak noktasında konumlanıyor ve sahilden neredeyse algılanmayan, tüm alt bölgelerin odağında düzlük bir alan. Otelin ana işlevlerini içeren binayı bu alanda kurguladık.

Villa bölgesi ise doğu-batı eksenli araziyi bölerek bitki örtüsü ve uzun sahil alanı arasında kalıyor. Bitki örtüsünün görece daha az olduğu geniş ve düz bir alan. Ayrıca eski yapı izleri de burada konumlanıyor. Burada topoğrafyaya ve bitki örtüsüne ait bir veri olmadığı için su, bitki örtüsü ve taş duvarların beraber kullanımı ile burada yeniden bir doğa tanımlama fikri oluştu. Yeniden tanımlayacağımız bölgedeki yapılaşma izlerini nasıl yok edebiliriz diye epey kafa yorduk. Bu da yine sıra ev tipolojisinde olan aralık ve aralığı tanımlayan duvarlar fikri üzerine gelişti. Böylece duvarların suyla ve bitkiyle ilişkisi ağırlık kazandı. Dolayısıyla duvar fikrinden sonra suyun üzerine kadar devam eden bu elemanlarla beraber biraz zamansız ve doğayı taklit eden ya da onun parçası olmaya çalışan yeni bir durum üretmeye çalıştık. Zaten programda su ya da havuz ile ilgili bir veri vardı. Biz sadece bunu biraz daha abartarak kullandık. Tasarım, yoğun bir yapı dizisindense kendi doğasını üreten ve suyla beraber çoğalan, tamamen yeniden üretilmiş bir doğa hikayesi üzerine kurgulandı.

GÖ: Acaba ilk gittiğinizde yaşadığınız duyguyu ve güçlü bulduğunuz doğayı mı yansıtmak istediniz?
AÇ: Su ve bitki önemli öğelerdi ama villa bölgesindeki yoksunluğu görmemiz ve bunu artırmak istememiz belki de bizim bilinçaltımızda gelişen bir karardı. Hatta alanın kaybolmuşluk hissini biz yeniden orada ürettik. Diğer bölgelerde ağaçların arkasında topoğrafyanın yamacına yamanmak gibi durumlarla binalar kaybolurken o bölgede yeniden ürettiğimiz villa tipolojilerindeki duvar elemanlarını bir ileri bir geri koyarak ya da uzatarak villaların içinde de kaybolmuşluk hissi yarattık. Villaların ön bahçesindeyken diğer yapılara ait çok fazla bir fikriniz olmuyor. Orası özel bir alan. Suyun içine girince birkaç duvar öğesi daha görülüyor ve yüzerken alan hakkında bir fikriniz olmaya başlıyor. Yaklaşık 300 metre uzunluğunda bir havuz var ve o havuzu baştan sona kat ettiğiniz zaman onun büyüklüğünü kavrıyorsunuz. Yerleşimlerin çapraz ya da bir ileri bir geri konması sayesinde o bölgede de bir kaybolma kurgusu var. Yerin topoğrafyasından öğrendiğimizi biz orada yeniden üretmiş olduk.

Baraka Mimarlık, Maxx Royal Kemer
fotoğraflar: baraka mimarlık
yamaca yerleşim
havuz ve duvarlardan bir kesit
duvarların oluşturduğu mahremiyet
villalara genel bakış
villa ve duvar ilişkisi
yamaç ve villa ilişkisi
avludan bakış
ana binaya bakış
havuzlardan bir görünüş
restoran alanı
ortak mekanlardan bir görünüş
villa balkonundan bir görünüş
vaziyet planı
yerleşim diyagramı
plan

GÖ: Bütüne baktığımızda böyle bir şey var ama tek bir birime baktığımızda tasarladığınız mekan tanımı nedir sizin için?
AÇ: Aslında mekanların ortak özelliği kendi mahrem alanlarını oluşturması. İstenildiği zaman daha kamusal alanlara açılmak ve sizi o özel alanlara çekmek gibi ortak özellikleri var. Örneğin yamaçların önünde 7.5 metrelik bir teras ve o terası kavrayan bir pavyon var. Lagün villa isimli villaların duvarlarla tanımlı ön ve arka bahçelerinin olması onları farklılaştırıyor. Ana binanın da genişçe bir balkon alanı var. Aslında hepsinin yapısal özellikleri çok farklı. Yamaçlar tamamen teraslanmış 2+1 aile süitlerinden oluşuyor. Ana binadaki süitler 100 metrekarelik tek odadan oluşuyor. Lagün ve sahil villalar 150-180 m2 büyüklüğünde. Hepsinin karakteristik ve yapısal özellikleri farklı fakat planlarının çıkış noktaları ve kavramsal alt yapıları aynı.

GÖ: İşverenin proje sürecinde rolü nasıldı?
AÇ: Projenin konsept aşamasından sonuna kadar uyumlu çalıştık. İşletme anlamında çok deneyimli oldukları bir alan olduğu için projede danışman gibi yer aldılar. İlk dört aylık çalışmanın sonucunda ortaya çıkan tasarım, verilen yoğun program dahilinde şekillendi. Fakat biz işverene bu programın burada yanlış olduğunu aktardık, sonrasında oldukça hızlı bir şekilde bu programın kendileri tarafından doğru verilmediği şeklinde bize geri dönüş yaptılar. Programı 500 odadan 300 odaya düşürdük.

SUÇ: Maket ve kütle etütlerini yaparken işveren de bizimle sürecin içindeydi, o da değerlendirdi ve bizimle birlikte bu yoğunlukta bir programın inşa edilmesinin doğru olmayacağı kanısına vardı. Antalya bölgesindeki hızlı inşaat üretim tekniği de ilginç bir süreç. Eylül ayında projeyi aldığımızda yıkım ve hafriyat çalışmaları başladı. Biz projenin bu sezona yetişmeyeceğini işverenle konuştuk. Gelecek sezona yetiştirmek gerektiğini söyledik fakat onlar birtakım zorunluluklar nedeniyle bu inşaatı yapmak gerektiğini söylediler. 150,000 m2 içindeki mevcut oteli bir hafta içinde yıkıp, bir haftada da hafriyatını alıp inanılmaz bir hızla çalıştılar. Sonraki süreçte ise hızlı inşa edilecek birimlerin üretimi ve o birimlerin çoğaltılmasıyla alakalı strateji geliştirdik. Özetle villa bölgesi birkaç tipten oluşuyor. Genel master planını yaptık. Orada 3.500 kişinin bulunduğu bir şantiye ortamı vardı. İnanılmaz bir çalışma temposuyla, inanılmaz bir hızla üretiliyordu. Biz sürecin ortalarına kadar projeyi ofiste ürettikten sonra geri kalan kısmının bir bölümünü yerinde yapmak durumunda kaldık ve aslında yeni durumlar denedik. Bildiğimiz konvansiyonel tasarım yönteminin dışına çıktık. Normalde maketle deneyerek, test ederek, üç boyutlu çizimlerle ürettiğimiz bir çalışmadan çıkıp daha hızlı ve pratik yöntemler geliştirmeye başladık. Bunun bir kısmını yerinde ürettiğimiz 1:1 detaylarına girmeyen maketlerle yaptık. Neredeyse yerinde birebir maketlerini yapar hale geldik. Sürecin ilginç bir noktasına değinmek gerekirse mimarlıkta tecrübe edinmenin çok önemli olduğunu düşünüyoruz, fakat bizim için bu kadar büyük alana yayılan, yoğun programlı ve büyük bütçeli bir projenin kotarılması önemli bir şeydi. Tabi ki bunu aldığımız geri bildirime dayanarak söylüyorum. Böyle bir işin bu nitelikte çıkması nedeniyle "tecrübe bu işin neresinde duruyor" sorusu bizim gündemimize geldi.

GÖ: Projenin ilginç bir noktasıymış.
AÇ: Evet, örneğin Yamaç Evleri’nin ana kurgusunu ve strüktürünü yapıp ardından yerinde birebir maket yapar gibi tasarladık. Sonra belli açılardan bakıp çoğaltılmasına yönelik çalıştık. Bunu projenin son kısmında biraz artırdık. Mesela restoranlar bölgesi çok ciddi bir alan kaplıyor. Orayı neredeyse çizimi çok azaltarak yerinde çözdük. “Orada ağaç var, ağaca denk gelmesin” noktasına kadar vardı. Bunun çok daha doğru bir yöntemmiş gibi duran bir tarafı var. Hafif strüktürlü birçok yapıyı yerinde karar vererek yaptık. Üst başlıkta önce tecrübe konusunu irdeliyoruz, ikinci olarak da bizim kullandığımız tasarım araçları gerçekten yeterli ve doğru mu konusu bizim için bir soru işareti oldu. gö: Belki bu araçlar bugün bir fikri aktarmak için ikna edici olmaya başlıyor. Fakat sizin için farklı bir noktada olması ilginç geldi. Bu fotoğraf mı yoksa bilgisayarda üretilmiş model mi diye düşündüğüm oluyor bazı görseller için. Bir iletişim aracı olarak gerçeğe çok yakınlaşması açısından ikna edici bir noktada, ama hala iki boyutlu bir şey tabii ki.

AÇ: Tasarım araçları ne kadar ileri giderse gitsin yerin verileri çok farklı: Ağaçlar, diğer binayla olan ilişki, komşu parselle olan ilişki, denizle ve oradaki genel karakterle olan ilişki… Maket ya da çizim yaparken etraftaki çoğu veriyi soyutluyoruz. O alanındaki verilerin çoğunu azaltarak tasarım yapılıyor. Master plan verildikten sonra yerinde karar verdiğimiz konuların çok yerli yerine oturduğunu düşünüyorum.

SUÇ: Doğada bir yerde oturduğunuzda rüzgar size değdiğinde, bir koku burnunuza geldiğinde, o hissettikleriniz gerçektir. Aslında sanalla gerçek arasında bir yerde kaldığınız için sadece sanal ortamda ya da iki boyutta çalıştığınız zaman birçok şeyi de azaltarak çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Ama yerine gittiğiniz zaman birden orada esen rüzgarı hissediyorsunuz. Mesela sıcak bir havada arkada püfür püfür esen bir koridor bandı vardı. O hissi orada yaşadığınızda “tamam, bu kapılar kapanmamalı, burası esmeli” diyorsunuz. Bu şekilde duyu organlarınızı da tasarımın içine sokmuş oluyorsunuz diye düşünüyorum. Sanırım projede yoğunlukla hissettiğimiz şeylerden birisi buydu.

GÖ: Peki bunun sınırı sizin için ne olurdu? Ölçekle de ilgili tabi ama ne zaman yerinde tasarlayamazdınız mesela?
AÇ: Bir durum için doğru olan şey başka bir durum için doğru olmayabilir. Tamamen yerinde tasarlarken onun nasıl gözükeceğini az çok kestirirsiniz, fakat boyutsal özelliklerini ya da programını oturtamayabilirsiniz. Tasarım araçlarından aldığınız geribildirimi yere taşımanız, yerden aldığınız geribildirimi tekrar diğerine taşımanız gerekiyor. Mimarlığın şantiyeden ya da malzemenin doğasından kopması hep tartışılır. Çoğunlukla Türkiye’de ofis ve şantiye arasında ciddi bir iletişimsizlik var. Fakat tamamen fiziksel duyular üzerindeki bir kurgu da doğru olmuyor, şimdiki mimarlık ofislerindeki tipik tasarım yöntemleri de tam oraya oturmuyor. Galiba ikisinin beraber sıkı bir ilişki içerisinde olması gerekiyor. Bunun sınırları biraz duruma göre değişir. suç: Yerinde verilen kararlarla ilgili olarak işverenin tutumunun da önemli olduğunu söyleyebilirim. İşvereni villaların azaltılması konusunda ikna etmeye çalıştık. İşverenin de sizin gözünüzle bakarak orada gezip “Gerçekten buradan bir aks atalım” ya da “Burası bence de çok yoğun olmuş” demesi tasarım sürecine böyle bir katkı sağlaması açısından önemli.

AÇ: Nitelikli işin çıkması için işverenin de iyi olması gerekiyor. O anlamda biz şanslıydık. Bir de ekip olarak uyumlu çalıştık.

SUÇ: Aslında şantiyedeki süreç ofisteki projelendirme sürecinden daha ilginç ve yoğun. Bir gün şantiyeyi ziyaret ettiğimizde 150 işçi çalışıyordu, kayrak taşları kırılıyordu ve duvarlara taş örülüyordu. 150 tane çekicin aynı anda hiç sesini duydunuz mu bilmiyorum, keşke ses kayıtları ve videolar çekebilmiş olsaydık. O gücü, üretimin hızını ve temposunu, yoğunluğunu gösterebilme şansımız olurdu. Bu kadar hızlı bir süreci görmek bizim için de çok ciddi bir tecrübeydi.

AÇ: Benim için en etkileyici olan, 6-7 kişilik ekiple tasarladığımız ve tartıştığımız bir durumun orada bir karşılığının olması. Bizim burada Kuzguncuk ortamında aramızdaki en şiddetli tartışmamız bile oradaki bir çekiç sesinden hacimsel olarak çok daha az etki yaratıyor. Diğer şantiyelerimiz biraz daha sakin gittiği için bunu hiç bu kadar hissetmemiştik.

Etiketler:

İlgili İçerikler: