Karayolu Refüjleri Ve İstanbul

DENİZ ASLAN

Son yıllarda karayolu refüjlerinin abartılı peyzaj anlayışı olabildiğince bezemeci bir anlayışla bir tür kiçi olağanlaştırıyor. O kadar ki diğer büyükşehirler İstanbul örneğinden etkilenerek benzer bir algıyı üretmenin yollarını arıyorlar. Oysa karayolu peyzajı ekonomik sürdürülebilir olabildiğince endemik, kendi kendine yeten bitkilerin yer aldığı fazlaca tasarlanmamış alanlardır. Karayollarında var olan unsurlar dikkat dağıtmaz, kilometre bazında algılar üretirler, yol ayrımı gibi durumlara yaklaştığımızı işaret ederler. Ara refüjlerde ise ana konu, karşılıklı akan trafikte gündüz yol doğrultusunun okunması, gece ise araba farlarının birbirlerini etkilemelerinin engellenmesidir.

Karayolu Refüjleri, İstanbul

Son 10 sene içinde mevcut oluşmuş karayolu bitkisel dokuları yerlerini hazır çim ve bir kilim dokurcasına üretilen bitkisel parterlere ya da pvc doğramalı Kız Kulesi misali karikatürize edilmiş imgelere ya da bir takım grafik bezemelere bıraktı. Peyzaj mimarının rolü açısından yanlış bir imge oluştu. Bu konu çok önemli çünkü peyzaj mimarlığı Türkiye’de halen emekleme aşamasında, tam da bu noktadan peyzaj mimarından ne bekleriz diye sorulunca ve bu örnekler karşımızda dururken daha önceleri kırı şehre getirmeye çalışan anlayış şimdi de bir bezeme dünyasını peyzaj kelimesiyle sunuyor. Bu anlayışın peyzaj mimarlığının oluşmamış algısına bir başka darbe vurduğunu düşünenlerdenim.

Bu ve benzeri bakış açıları kentli beğenisini manipüle etmekte ve büyük bir zevksizliği kışkırtmaktadır. Etik sorunlar da ayrı bir paket olarak karşımıza çıkıyor. Yüz binlerce metrekare çim, mevsimlik gibi her sene yeniden ekiliyor. Milyonlarca mevsimlik bitki her sene değiştirilmek zorunda. Son zamanlarda çok yıllık bitkiler de bu motif çılgınlığı içinde yerini bulmaya başladı. Bunlar da o bitkinin yaşam alanı içinde kendi bireyselliğini gösteremeyecek kadar sık dikilmekte ve hiçbir bitkisel sosyoloji anlayışı olmaksızın dokular oluşturulmakta, bitki bir süs nesnesine indirgenmektedir. Bu alanların sulanmasında her ne kadar kuyu suyu kullanılıyor denilse de büyük bir israfla karşı karşıyayız. Bu ve benzer uygulamalar daha çok Azerbaycan, Kazakistan ya da Dubai örneklerindeki her yerimizden zenginlik akıyor kültürünün bir uzantısı gibi duruyor ve fazlaca sırıtıyor.

Bu gidişat “ama insanlar çok seviyor” ile açıklanmaya kalkıldığında aslında yeni bir arabesk kültür parlatılıyor. Bu ucuzlaştırılmış algı, toplumsal beğenileri zedelediği gibi peyzaj mimarlığının ayağa kalkmasının da önüne geçiyor. Doğayı teşvik etmek yerine sıradan biçim, renk ve estetik dokularla yaratılan curcuna bir hizmet olarak kentliye dayatılıyor. Sonunda herkesin alıştığı, olağanlaşmış hatta yeni bir kalıp olarak tüm Türkiye’ye yayılan bayağılık, dünya normlarından daha da fazla uzaklaşmamıza vesile oluyor.

Etiketler:

İlgili İçerikler: