Kente Açılmak İsteyen Sahne

HÜLYA ERTAŞ

Tarihi Bomonti Bira Fabrikası, Bomontiada adıyla dönüşüyor. Mahalle ve şehirle doğrudan etkileşim içinde olan projenin ortaya çıkış sürecini Alexis Şanal ile konuştuk.

Hülya Ertaş: Bomontiada, farklı bir kentsel fikirle konumlandığı alana yerleşmeyi planlıyor. Burada yapmaya çalıştığınız şeyin ana fikrini anlatabilir misin?
Alexis Şanal Üç yıl önce Efes, Pozitif'i Tarihi Bira Fabrikası'nda Babylon açma fikriyle davet ediyor, Cem Yegül'ün girişimi ve Doğuş Grubu'nun sürece dahil olması ile birlikte projenin tohumları atılmış oluyor. Öncelikle Babylon gibi iyi eğlence ve iyi yemek sunan, enerjiyi bir arada tutabileceği ve olumlu etkisi olacağı kesin olan aktörlere gidiyorlar. Pozitif’in ortaklarından Cem Yegül'ün girişimi ise, bu potansiyeli diğer şeyler için bir düşünme alanı olarak kullanmak üzerine oluyor. Temelde mahalle için bir çeşit lokomotif olarak işleyen ve yaratıcı kültürü besleyen bir gayrimenkul geliştirme işi gibi düşünmüşlerdi. Bunu bir deneyim alanı olmaktan çıkararak mekana dönüştürüp, şekillendirici bir nitelik kazandırmaya yöneldiler. Bana göre bu, ileri görüşlü bir karardı çünkü bizi kentin ihtiyaçlarının ne olduğunu yeniden düşünmeye itti. Vasıf Kortun'un, en başından bu yana sürecin içinde yer alması ise modern sanat mekanları kültür altyapısını oluştururken bu sinerjinin nasıl yaratılabileceği ve bir metropolün bunu nasıl üretebileceği sorularının sürecin ilk evrelerinden itibaren sorulmasına sebep oluyor. Vasıf Kortun'un rehberliğinde, yeni kültürel pratiklere tarafsızca bakabilen bir oluşum olması hedeflenen Alt da Bomontiada'nın bir birimi olarak kampüsteki yerini alacak.

bomonti bira fabrikası'ndaki eski yapı stoğu ile yeni eklentilerin ilişkisi, fotoğraf: larissa araz
kamusal sahne, fotoğraf: bomontida
sahneyi oluşturan paletler, fotoğraf: sinem serap duran
babylon ve alt'ın yer aldığı kütleye bakış, fotoğraf: fps production
çizimler: burak saatçioğlu
sert mekan kurgusu ve mekan kullanımlarını anlatan görseller
topoğrafik miras okumaları
canlı sokaklar ve eşik durumları
bölgesel canlılık yerleşimleri

Yine Vasıf Kortun'un önerisiyle biz de Ahmet Uluğ ve Cem Yegül ile tanışıp, aynı dili konuştuğumuzu fark edince birlikte çalışmaya başladık.

Bir yıl önce bu işin içine girdiğimde, şık bir mekansal tasarımla başlamak zorunda olmadığımızı düşündüm. Başka bir başlangıç noktamız olmalıydı. Bu nedenle burayı mahallenin çekirdeği olarak düşünmekle işe başladık. Feriköy İstanbul’un içinde çok derin bir tarih ve kültür barındırıyor. Bomonti semtin değil, aslında orada bira fabrikasını kuran Bomonti kardeşlerin yarattığı “bir araya gelme” kültüründen doğan buluşma noktasının adı. Semtin adı Feriköy. Esasında Bomontiada projesinin çıkış noktası da bu oldu.

Önümüzdeki beş yıl içinde çevredeki yapıların tamamı tahminen yüksek katlı yapılara dönüşecek. Bunu olumlu anlamda şekillendirebileceğimiz paradigmaları aradık. Kişisel olarak bu binaların hayranı değilim ama Vancouver, Montreal, Şikago gibi yüksek katlı binalarıyla birlikte iyi işleyebilen kentler de var. Asıl mesele, yapıların yükselmelerinden ziyade kentle nasıl bir birliktelik kurdukları. Ve Bomontiada temelinde, semt eşikleri, canlı sokaklar, "wedgetopia", yenilikçi altyapılar, ekolojik koridorlar ve bir ofis olarak şehir diye adlandırdığımız altı başlık üzerinden süreçle biriktirdiğimiz kentsel fikirlere odaklandık.

HE: Özellikle de sokak kotunda, zemin katlarda.
AŞ: Evet, büyük mülk sahiplerinin nasıl bir sinerji yarattıklarını, neyi geliştirdiklerini sorgulamaları ve daha büyük bir alanın parçası olduklarını kabul etmeleri oldukça önemli. Burada yaratıcı endüstri için büyük bir kazanç olarak görülebilecek eski tekstil fabrikaları mevcut ve arka tarafımızda çeşitli gelir gruplarından oluşan konut bölgesi var. Kurtuluş ve Şişli, etnik çeşitliliğe sahip bir karakterde, yüksek orta sınıfın konut alanlarını içeriyor. Konut dokusunun yanı sıra çalışan sınıfı buraya taşıyan yapılar da var. Tüm bunlar orta sınıfın varlığını tanımlıyor. Eğer sorun doğru tanımlanırsa buradaki oluşum, potansiyel yaratıcı endüstrinin ve kaynağının geleceğini oluşturacak. Bu yüzden projeyi uzun vadeli düşündük. Soyut fikirlere göre şekillenebilen bir mekana sahip olmanın yanı sıra "Kentin bu bölgesini yeniden üretmek için elimizdeki ağı, yeni işbirlikleri kurmakta nasıl kullanabiliriz?" diye sorduk. Üretimin yeniden gündeme gelmesi için elimizdeki en iyi şey kentin ekolojisiydi. Üzerinde olduğumuz bu küçük tepe ve etrafımızdaki şehir, büyük bir vadinin içinde. Farklı mülk sahipleriyle bu ekolojik niteliği yeniden yapılandırmak istiyoruz. Bu doğrultuda üç farklı katmanı aynı anda gözetiyoruz. Birinci katmanda çevresiyle ve şehirle birlikte çalışan bir alan yaratmak var. İkincisi, yeni ağ toplumunu besleyecek bir program geliştirmek. Üçüncü katman ise aslında ilk adıma benzer şekilde somut bir prova rolü üstlenen bir mekan programı oluşturmak. Bu katmanların ötesine de geçmek istiyoruz. Yeni ve geçici girişimlerde bulunarak bilindik metotlarla kendi yaratıcı endüstrimizi de desteklemeye çalışıyoruz.

HE: Hilton gibi diğer mülk sahipleriyle nasıl çalışıyorsunuz?
AŞ: Hilton cesur öncülerden, onu bir kent geliştiricisi olarak görüyorum. Burada diğer mülk sahipleriyle ilişki kurulmasına aracılık ettiği için bizim en önemli ortağımız diyebilirim. Üzerinde anlaştığımız konulardan biri buradaki ticari işlevleri tanımlamak; çünkü bu tarz programların geliştirilmesi yeni işbirliği yöntemleri doğurabilir.

HE: Çoğunlukla program düzeyinde mi bu, yoksa mesela mimari müdahaleler yapılarak her yerin daha erişilebilir kılınması da sağlanacak mı?
AŞ: Bununla ilgili belli bir yaklaşımımız var. Mesela buradaki tüm kapıları ortadan kaldırarak alanı büyük bir parka dönüştürüyoruz. Hilton'a uzanan yol, bir sokak hissi vermeye başlıyor. Eğer bir yapı, Bomontiada'nın bir parçası olmak istiyorsa bizim değerlerimizi de benimsemeli. Çalıştığımız diğer mülk sahipleriyle bizden biri olmak için imza attıkları kabulüyle belli bir düzeyde prensipte anlaşıyoruz. Bomontiada sakinleri tek başına marka değerleri, duruşları ve varlıklarıyla değil, aralarındaki sinerji ve programa katkıda bulunmaları nedeniyle önemliler. Bu yüzden kendilerine mekan veya kiracı gözüyle bakmıyoruz ve onlara “sakin“ diyoruz. Nasıl Bomonti'de ikamet edenlere Bomonti sakini diyorsak, kampüste keyifli vakit geçirmek için gelen de, Bomontiada'da bulunan tüm bu ortaklar da “sakin“. Çünkü biz burada bu sinerjiyi oluşturmak ve “bir araya gelme” kültürünü devam ettirmeyi amaçlıyoruz. Her şeyin tek, büyük bir sosyal mekan olarak algılanmasını istiyoruz. Önemli ölçütlerimiz, rekreasyon ve sokak kotu kurgusu. Konut blokları kendi alanını tanımlamak için duvar inşa eder, biz burada tersini yapmaya çalışıyoruz. Hepimiz biliyoruz ki burada başka bir alışveriş merkezine ihtiyacımız yok. Biz Bomontiada'ya yaratıcı kültür kampüsü diyoruz. Kompleks, yalnızca bir yaşam alanı, kafe ve restoran noktası olarak değil; semtin şu anki yaşayanları ve çalışanlarının katılımıyla şehrin kültür ve yaşam döngüsünü değiştirecek bir program olarak tasarlandı.

Öte yandan bunun da ilerisine gidip buradaki kültürel etkinliklerin içerik ve programlarıyla ilgili yenilikçi olmamız gerek. Bir ağın parçası olmakla herkes tarafından tüketilebilir olmak birbirinden oldukça farklı şeyler. Bu oldukça sıkı çalıştığımız, zorlu bir süreç.

HE: Bomonti son beş yıl içinde çok radikal bir şekilde dönüştü. Planlarınızı duydukça keşke beş yıl önce başlasaymışsınız, belki buradaki dönüşüm için farklı bir rota çizilmesini sağlayabilirdiniz diye düşünmeden edemiyorum.
AŞ: Burada oldukça farklı bir modeli deniyoruz; içinde bulunduğumuz mahalleye bakıyoruz, kentsel park boşlukçukları bulup onları canlandırmak istiyoruz; yeni mülk sahiplerine, işyerlerine, lokantalara vs nasıl danışmanlık sağlayacağımızın yollarını araştırıyoruz. Ve bu dönüşümü gerçekten sağlıklı bir biçimde yapmaya çalışıyoruz. Binanın avlusunu bir buluşma alanı olarak tasarlıyoruz. Bomontiada'da sakinlerin üzerinde beraber çalışacağı gösterimler, konserler, görsel sanat performansları ve yemek festivalleriyle kültürel aktivite programı oluşacak. Bomontiada’nın programı ilk üç ay için çevrede yaşayanların ve çalışanların Bomontiada'ya katkısıyla şekillenecek. Yani Bomontiada'nın ilk programını Mehmet Uluğ'un da hayal ettikleri üzerinden Babylon felsefesine uygun olarak Bomonti “sakin“leri başlatıyor. İleri safhalarda Bomontiada'da gerçekleştirilecek programa tüm şehrin katkısı olacak.

Ayrıca, buradaki avluyu yeniden bir sahne olarak inşa edeceğiz. Daha sonra bunu söküp mahalleye dağıtarak bu parçaları nasıl yeniden inşa ettiğimizi göstereceğiz. Bu paletleri, şehrin yeniden canlandırabileceğimiz mekanlarıyla ilgili öneriler geliştirebilmek için kullanacağız. Bunu şu açıdan ilginç buluyorum: Bir mekan hoş, bilinen, uyarlanabilir yeniden kullanım yöntemleriyle üretildiğinde güzel olabilir; ama bu, mekanın öyküsünü ilginç kılmaz. Tüm kiracılar Mart 2016’da kapıları açtığında mekan ilginç bir yer haline gelebilir, ilginç bir öyküye sahip olmaya başlayabilir. Elimizde neler düşündüğümüzü anlatan büyük bir alan haritamız var. Girişler için neler öngördüğümüzü, kimin mülkünün dönüştürüldüğü, kaç kişinin geleceği gibi düşüncelerimizi iletmek, bunları tartışmaya açmak ve insanları farklı biçimlerde sürece dahil etmek istiyoruz. Burada kendi kendini idame ettirebilen sağlıklı çalışan bir sistem yaratmak istiyoruz. Bunu yaparken belirleyici değil, etkinleştirici olmak istiyoruz. Burada nesillerdir yaşayan insanlar da hikayelerini anlatmak istiyorlar ve biz de bu öyküleri yakalamak istiyoruz; çünkü burada yaptığımız sıfırdan bir üretim değil. Tasarım ekiplerinin, sivil kuruluşların işlerini kolaylaştırmak için parametreler üzerinde tartışmaya devam ediyoruz hala. Atölye İstanbul, Pozitif, Doğuş gibi kurumların hepsinin kendilerine ait nitelikleri var, bu bağlamda mekanın nasıl kullanılacağı, mevcut özelliklerin mekanla nasıl bir arada düşünüleceği de önemli hale geliyor. Birçok açıdan düşünüldüğünde gelecek yaza kadar tam olarak açılmış olamayacak burası. Süreç deney yapmayı, bolca prova yapmayı gerektiriyor.

HE: Mekanlar etkinlik odaklı üretildiğinde, insanların sadece doldurup boşalttığı alanlara dönüşebilir.
AŞ: Evet, bu halletmemiz gereken bir mesele. Nasıl benim kadın bir mimar oluşumu inkar edemezsen, biz de buranın bir etkinlik alanı olduğunu inkar edemeyiz. Ana işlevimiz etkinlik ve biz yaratıcılığın lokomotifi olmak istiyoruz. Bir etkinlik mekanını anlamlı kılan şeyin ticari boyutu olduğunun da farkındayız. Mesela böyle bir mekanda bir moda haftasının anlamlı olacağını biliyoruz. Zaten konseptin temelini moda tasarımı, sanat, yemek, müzik oluşturuyor. Ama bunlar bizim için ticari etkinlikler, onları bu başlıkla tanımlıyoruz. Bu projenin temel beklentilerinden biri sakinlerin ya da yeni dahil olan başka bir binanın katılımcı olması. Yani yorum ve eleştirilerinizle katkı sağlayabileceğiniz bir mekandan bahsediyoruz, bunun bir toplantı salonu olmasına gerek yok. Üretilebileceği bir kaynak gerekli sadece. Yapıyı öylece ortaya koyan biri olmaktansa bir mekan, program ve hizmet bütünü olarak ortaya koyan bir aktör olmak yapılan işi yeniden düşünmeyi de heyecanlı hale sokuyor.

HE: Bence söz ettiğin anlamda bir açıklık ve katılım için en önemli mesele, tuhaf güvenlik endişelerinden mekanları arındırmak. Bugün herhangi bir üniversiteye girerken bile güvenlik kontrolünden geçmek, kimliğini bırakmak zorundasın ki bu mekanları oldukça öldüren bir uygulama.
AŞ: Kendi aramızda güvenlik meselesini farklı boyutlarıyla çokça tartıştık. Bunlardan ilki fiziksel güvenlik, evinize yürürken soyulmuyor olmanız gibi. Diğeri ise toplumsal güvenlik. Sadece eğlence amacıyla buradaysanız mahalle sakinlerini rahatsız etmemelisiniz ki onlar da kendilerini güvende hissetsinler. Diğer tarafta ise yaratıcı düşünme sürecinin sonuç ürünlerinin güvenliği, yani telif hakları meselesi var. Bunların kötüye kullanılmadığından emin olunması, burada kurmaya çalıştığımız ortamın belirleyici yanını meydana getiriyor. Buraya gelebilir, tartışma başlatabilir, fikirlerinizi paylaşma heyecanını hissedebilirsiniz çünkü entelektüel bir çevrenin içinde olacaksınız, her aşamada kendinizi güvende hissedebilirsiniz. Güvenliğin olduğu bir kapıdan geçtikten sonra tamamen güvende olduğunuza dair yanlış bir kanı var. Bu kesinlikle doğru değil. İstanbul'un en güvenli yerleri meydanlarıdır çünkü herkes sizi gözler, iyi ve güvende olduğunuzdan emin olur. Bir güvenlik sistemiyle sınır oluşturmak yerine buna benzer bir ağ kurmak gerekli. Bu, insanların sizi gözleyebildiği bir mahallede çok daha yumuşak ve işe yarar bir yöntem olur.

HE: Bir güven inşa etme meselesinden bahsediyorsun aslında.
AŞ: Kesinlikle. Yapacağımız ilk şey bu kampüs alanını tamamen açmak. Kapıları şu an açarsak burası büyük bir inşaat alanı olduğu için biri düşüp kendini yaralayabilir, o nedenle henüz tam açık değil. Açtıktan sonra güvenliğin yerine danışma ya da gazoz, çay, meyve suyu satan bir yer koymayı düşünüyoruz. Buradaki ana fikir ise eğer başınıza bir şey gelirse gidebileceğiniz birinin varlığı.

Eğer burada kuralları birlikte koyabildiğimiz, işbirliği içeren başka türlü bir güvenlik formu oluşturabilirsek güvenliğin yanlış yönlendirilmiş algısından ve katı profil tanımlarından uzaklaşmış oluruz. Böylece kafedeki sesten rahatsız olan mahalle sakinleri kafeyi arayıp “yine gürültü oluyor, bir şeyler yapabilir misiniz?“ diye sorabilir, bu iletişimi kurabilirler. Bu arada, şunu da söyleyeyim, konut bölgesinde olan bir kafede gürültü yapmak yanlış bir davranış biçimidir. Sanırım şehirden bu belirlemeleri uzaklaştırmak da önümüzdeki süre içinde öğrenmemiz gereken şeylerden biri. Herkes burayı ortak bir oda, bir tartışma mekanı olarak algılamalı. Buraya gelip fikrinizi tartışabilirsiniz. Bunu nasıl işlevlendireceğimiz kesin değil ama Cem Yegül ve Vasıf Kortun’un böyle şeyleri deneyebilmek için burayı bir think-tank olarak hayal etmeleri beni heyecanlandırıyor. Yani böyle bir yolu bulmaya ve bunu birlikte yapmaya niyetliyiz. Zorlu meselelerden biri de şehrin ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı, etkinlik mekanlarıyla kamusal-yarı kamusal mekanların dengesinin sağlanması. Ben de ilaç almak için eczaneye gitmesi gereken ve öğle yemeğini parkta yiyen biriyim. Bu mekanların arasında dolanırken "Şimdi kamusal alandayım, şimdi yarı kamusalda" demiyorum. Önemli olan bunun farkında olmak değil, mekanların hepsinin toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde davranıyor olması. Önemsediğimiz belirgin altı temel prensibimiz var; ekoloji, rekreasyon, ortaklık, yaratıcı endüstri, yerleşim yaşamının çeşitliliği ve yerel bağlamda küresel aktörler. Şu soruyu soruyoruz; "İstanbul'a kendine özgü bir güven kazandırabilecek altyapı, hizmet ve destek verebilirsek şehir sadece pek çok şeyi yapabilme imkanı sunduğu için değil, yeni ve hakiki bir içeriğe öncü olabildiği için ilginç bir yer olabilir mi?" Bu gerçekleşirse büyük bir adım olur. Ne yapıyor olursak olalım hakiki ve zeki olmak gerekiyor. Bu izole etmekten, bireyselleştirmekten ve bireysel eylemlerden öte kültür oluşturmakla, yeni pozisyonlar önermekle ilgili bir durum. Bunu iletebiliyor olmak istiyorum; çünkü bunun hakiki yapılması gerektiğine inanıyorum. Galiba biz kendimizi küçük jestlere adadık. Alışveriş merkezi tepelerinden dağ yapmak istemiyorum; çünkü mütevazı olmak gerekiyor. Bu jesti bu doğrultuda devam ettirmek istiyorum. Bu bizim tartışmalarımızla, gelecek yıl içinde gelişecek bir süreç.

Etiketler:

İlgili İçerikler: