Geçen ay, Eray’ın insan ve çevre ilişkisi için verdiği yurtdışı örneklerinden yolla çıkarak, İstanbul’da doğa ve öbür insanlarla bu ilişkileri nasıl sürdürdüğümüzü (veya sürdüremediğimizi) sorgulamak istedim. Ayrıcalığın ve seçkinliğin başkentine hoş geldiniz!

İstanbul bölgesinde, son yıllarda, çitlemelerin çoğalması, gayrimenkul pazarlamanın çok yönlü gelişimine çok şey borçlu. Sayısız reklam başlıca iki özelliğe vurgu yapıyor: “seçkin” ve “ayrıcalıklı”. Bunlardan ilki sıklıkla, erişilebilirlik garantisi anlamına gelen otoyola yakınlıkla ilişkilendiriliyor. İkincisi ise özenle seçilmiş bir komşuluğa, hatta daha da ötesinde, hayali kurulan bir yaşam biçimine sahip olma fikrini getiriyor akla. Gayrimenkul gruplarının bu konudaki yaratıcılığı gerçekten sınırsız.

İstanbul’un sahilleri mekansal ayrımcılığın en kolay okunabildiği bölgeler. Geçmişte hali vakti yerinde olanların konutlarına ayrılan sahiller, hızlı bir biçimde orta sınıflar tarafından kuşatıldı. İkinci bir konut sahibi olmak ise 20. yüzyılın ikinci yarısında bir zorunluluk haline geldi. Büyükçekmece ilçesine bağlı Kumburgaz, bu furyanın bir karikatürü niteliğinde. 200 metre genişliğindeki sahil şeridi ile bu kent, Marmara Denizi’nin Avrupa kıyısında 5 kilometre boyunca uzanıyor. Villa kooperatifleri, apartmanlar ve ikinci sınıf otellerden oluşan bu yoğun doku, Jacques Tati karakteri Bay Hulot’nun filmdeki tatil kabusuyla benzerlikler taşıyor.1 Parsellenmiş alanları birbirinden ayıran, dikenli ya da ızgara formundaki teller gibi birçok çitleme formu, doruğuna plajda ulaşıyor. Birkaç adım genişliğe sahip plaj, kimi yazlıkçılar tarafından sembolik plastik trafik zincirleriyle özelleştirilmiş.

Kumburgaz plaji, Fotoğraf: Yoann Morvan

Kumburgaz, 1970 ve 1990 yılları arasında İstanbullu yazlıkçıların en gözde tatil beldelerinden biriydi. İnsanların yeni yazlık alanlara kaymasıyla terk edilen sahil kenti, hala kimi fantezilere alan bırakıyor. Yakın zamanda CHP üyesi belediye başkanı Kumburgaz’ın gelecekte, özel konutların bulunduğu gökdelenleriyle Miami’dekine benzer bir kıyı şeridiyle donatılacağını duyurdu. Çevreye dair bu fütürist anlayış gösteriyor ki 2023 ufkunda beliren büyüklük ve ayrıcalık rüyaları yalnızca AKP’ye has değil.

Doğal alanların özelleştirilmesi yalnızca İstanbul kıyılarıyla sınırlı kalmıyor. Panoramik görüş açısına sahip noktalar, parklar ve ormanlar da yasal çerçevenin kenarlarında yer alan birer temellük nesnesi olabiliyorlar. Elde bulunan az sayıdaki doğal alanın işgali ticari ya da özel amaçlarla gerçekleşebiliyor. Dolayısıyla, “doğa” unsuruna eklenen değer göz ardı edilmemeli.2 Kemer Country projesini geliştirenler bunu herkesten daha iyi anlamış olmalı.

Eyüp ilçesinin kuzeyindeki ormanlık alanda konumlanan Kemer Country kapalı sitesi, önemli bir örnek. 1993’te3 açılan kompleks, pastoral bir çerçevede sunulan 1.500 konut birimini barındırıyor. Lüks villalara, havuzlara, iyi düzenlenmiş peyzajlara ve bir golf sahasına4 sahip. Açıldığından bu yana komplekse yeni komşular da eklendi, böylece Göktürk bölgesi içerisinde kapalı konutlardan bir takımada5 oluştu. Bu sitelerden her biri hedeflediği sosyal sınıfa göre kendi hizmet yelpazesini sunuyor. Daimi güvenlik hizmeti, site sakinlerinin bu tür konutlara6 yönelmesinde en önemli etkenlerden biri. Fakat istatistikler gösteriyor ki, kapalı konut birimleri genellikle oldukça düşük suç oranına sahip kentsel bölgelerde yer alıyor. Birçok İstanbullu, kentin dönüşümünü aciz biçimde izlemektense, kendini bir balonun içinde soyutlamayı tercih ediyor.

Doğal alanlara uzanan kentsel yayılma, sürdürülebilirlik anlamında bir çıkmaza doğru ilerliyor. Kemerburgaz ve Göktürk’ün inşası, dere yataklarının ve ormanlık alandaki bataklıkların kurutulması yoluyla gerçekleştirildi. Oysa su rezervleri on yıllardır hiç olmadığı kadar düşük seviyede. Birkaç senedir megapol su ihtiyacının bir kısmını doğuda ve batıda 200 kilometre uzaklıktaki havzalardan karşılıyor. Yakın bir gelecekte suya erişimin sınıflar arasında yeni bir çatışma kaynağı olacağını söylemek mümkün. Buna karşın öyle görünüyor ki geleceğin kaybedenleri haklarını korumakta epey zorluk çekecek.

Not: Bu metin, Sinan Logie ve Yoann Morvan’ın yazdığı “İstanbul 2023” kitabından bir adaptasyondur.

Tercüme: Nilüfer Şaşmazer

NOTLAR
1 Fransız yönetmen Jacques Tati’nin 1953 tarihli “Les Vacances de Monsieur Hulot” (Bay Hulot’nun Tatili) adlı satirik komedi filmi Bay Hulot’nun yaz tatilinde Atlantik kıyısındaki bir tatil yöresine gelmesiyle başlar. Tatil yapma alışkanlığı II. Dünya Savaşı sonrasında artan refah düzeyi ile birlikte popüler hale gelmiştir ve orta sınıf sahil kasabalarına hücum etmektedir. Tati’nin eğlenme hırsıyla dolu tatilcileri konu alan bu taşlaması, incelikli durum komedisinin önemli örneklerinden.
2 Bengi Akbulut, Ayfer Bartu Candan, “Bir İki Ağacın Ötesinde: İstanbul’a Politik Ekoloji Çerçevesinden Bakmak”, (der.) Ayfer Bartu Candan ve Cenk Özbay, “Yeni İstanbul Çalışmaları-Sınırlar, Mücadeleler, Açılımlar”, Metis Yayınları, 2014, s. 282-299.
3 Jean-François Pérouse, “Les ‘cités sécurisées’ des territoires périphériques de l’arrondissement d’Eyüp (Istanbul) ou les mirages de la distinction”, L’information géographique, volume 68, n. 2, 2004. s.139-154.
4 Stéphane Degoutin, “Prisonniers volontaires du rêve américain”, Paris, Éditions de La Villette, 2006.
5 Bkz: http://periferiesurbanes.files.wordpress.com/2010/08/istanbul_living-in-voluntary-and-involuntary-exclusion.pdf
6 Aydın Yönet ve Funda Yirmibeşoğlu’nun birlikte yürüttüğü çalışmaya göre kapalı sitelerde yaşayanların %17,3’ü için konut seçiminde en etkili faktör, diğer tüm faktörlerin önüne geçen “güvenlik” olmuş. Bkz: “Gated Communities in Istanbul: Security and Fear of Crime”, İstanbul Teknik Üniversitesi, 2009.

Etiketler:

İlgili İçerikler: