Kent Yaşamının Simülasyonu

HÜLYA ERTAŞ

Ankara’da Eskişehir yolu aksı üzerinde konumlanan Zafer Koleji, anaokulundan liseye dek farklı yaş gruplarını barındıran bir kampüs. Kentsel yaşamın bir simülasyonu olarak kurgulanan proje, eğitimin dersliklerden taştığı bir model öneriyor.

Hülya Ertaş: Zafer Koleji, Eskişehir Yolu üzerinde otoyol kenarında konumlanıyor. Okulu kentle ilişkisi zayıf, bir eğitim kampüsü olarak okumak mümkün. Bu durum tasarımı ve vaziyet planındaki ana yerleşim kararlarını nasıl etkiledi?
Celal Abdi Güzer: Zafer Koleji’nin kentle ilişkisi, aslında içinde yer aldığı bölgenin tümü ve bu bölgede yer alan yapılar için geçerli bir durum. Eskişehir Yolu aksı üzerinde gelişen batı koridoru Ankara’nın en fazla talep gören ve yoğun gelişme alanı. Bu aks boyunca üniversiteler, yeni konut alanları, ofisler, alışveriş merkezleri ve kamu yapıları gibi farklı işlevler yer alıyor. Ne yazık ki bu gelişme bütüncül bir planlamadan çok, eklektik olarak gerçekleşiyor. Alt yerleşim alanları arasında süreklilik sağlayan neredeyse tek öğe, hızlı araç trafiğinin yer aldığı Eskişehir Yolu ve bu yola paralel olarak uzanan metro. Bu gelişmeyi kentsel bir dokuya dönüştürecek olan yeşil ve yaya sürekliliği ile parseller arası ilişki kısmen tesadüfilik içinde oluşuyor. Bu fiziksel durum içinde Zafer Koleji gibi bir eğitim yerleşkesi gerek büyüklük gerekse programı nedeniyle aks üzerinde bağımsız olarak varolabilecek, içe dönerek kendi dünyasını oluşturabilecek yapı, yerleşim türlerinden biri. Biraz da bu bağlamdan hareketle yapı programı kendi kentselliğini arayan ve yaratan bir alt dünya, yerleşke, geleneksel tanımı ile kampüs olarak ele alındı. Eskişehir Yolu ile doğrudan bir cephe ilişkisi olmaması, arka (kuzey) çeperin yeşil bir alana açılıyor olması bu kararı güçlendirdi. Öte yandan yapı çeşitlilik ve büyüklülükleri kendi içinde kentsel bir ortam, kentsel bir tasarım gerçekleştirmek için zemin hazırladı. Yapının topoğrafik konumu Eskişehir Yolu’na çizgisel, uzaktan algılanan ve davetkar bir cephe sunmasına, kentin farklı noktalarından algılanmasına olanak tanıdı.

Ana yerleşimde arsanın çizgisel formu ile paralel bir doku içinde ana bir eksen, sosyal buluşma ve dağılma alanlarını üzerinde toplayan bir iç sokak, yer yer dışarı açılabilen bir atrium oluşturuldu. Eğitim birimlerinin bu sokağın kuzey çeperinde, ortak kullanıma açık spor salonu, yüzme havuzu, toplantı salonları, yemekhane gibi mekanların da güney çeperine takılması öngörüldü. Bu kurgu içinde dışardan kullanıma da açık kalan sosyal, sportif kullanımların kente ve ana yola bakan aksla ilişkilenmesi, eğitim bloklarının ve aralarındaki avluların ise yeşil alana açılması sağlandı. Atriumun sonunda yer alan 1000 kişilik büyük toplantı salonu, yerleşke ile kent arasında görsel ilişki kuran ve dışardan bağımsız olarak ulaşılan bir bölüm olarak ele alındı. Yerleşkede araç trafiği ile yaya trafiğinin ayrılması, araç trafiğinin sadece dışarda dolaşan bir çemberle kısıtlı tutulması, yaya trağinin ise yapılar arasında kalan kapalı ve yarı-açık atrium boyunca adeta bir iç sokak gibi geliştirilmesi öngörüldü. Arazinin topoğrafik yapısından ve kuzey - güney arasındaki kot farkından yararlanılarak iki ayrı kottan bahçeye açılma ve zemin kullanımını artırma olanağı yaratıldı. Yapının bodrumunda kötü havalarda öğrenci servislerinin doğrudan yapıya ulaşmasına olanak veren bir araç aksı ve otopark düzeni öngörüldü. Bütün bu kararlarla arazinin yer, yön ve topoğrafya önceliklerine duyarlı, az katlı, çok noktadan dış mekana açılabilen, iklim denetimi sağlanabilen, bağlamsal referansları olan bir yerleşke oluşturuldu.

HE: Kreşten liseye dek geniş bir yaş grubundaki öğrenciler bu okulu kullanıyor. Bu yaş gruplarının karşılaşma senaryoları nasıl belirlendi?
CAG: Okul ortamı her şeyden önce kentsel ve sosyal bir ortamdır. Öğrenciler derslerdeki programlı eğitim süreçleri kadar okul içinde geçirdikleri diğer zamanlarda programsız ya da programlı olarak birbirlerinden de öğrenirler. Bu nedenle okul yapılarının bir yandan bu karşılaşmaları ve sosyal yaşamı cesaretlendirirken öte yandan yaş guruplarının mahremiyetine olanak veren alt alanlar da içermesi gerekiyor. Zafer Koleji Yerleşkesinde alan büyüklüğü ve yoğunluk, yaş grupları yapılarının ayrı ayrı, bağımsız ancak süreklilik içinde ele alınmasına olanak veriyordu. Yerleşke düzeninde eğitim blokları anaokulundan başlayarak liseye doğru farklı yapılar halinde doğu-batı aksı üzerinde ve orta atriumun kuzey çeperine yerleştirildi; yapılar arasında her birinin kendine ait dış mekanlar ve avlular oluşturuldu. Atriumda yapıların arasında kantin, kütüphane gibi ortak kullanımlar ve tuvaletler gibi servis mekanları yer aldı. Bu kurgu içinde bir yandan öğrencilerin kendi yaş gruplarına ait tanımlı kapalı ve açık alanları, bu alanların bağımsız yapı olarak temsiliyeti sağlanırken öte yandan kademeli olarak birbirleri ile buluşmalarına, sosyal yaşama katılmalarına yönelik bir altyapı oluşturuldu. Bu ayrım ve bütünleşme kurgusu atrium içinde de sürdürüldü, örneğin yaş guruplarının farklı köprülerle yemekhane, toplantı salonu gibi hacimlere ulaşmaları ve bu hacimler içinde kendilerine ait alt alanlarda var olabilmeleri sağlandı.

HE: Yine farklı yaş gruplarına göre mekanların tasarımında bir farklılaşmaya gidildi mi? Nasıl bir yöntem izlendi?
CAG: Mekan tasarımında yaşa bağlı olarak radikal farklılıklar oluşturulmasını, örneğin merdiven yükseklikleri ile oynanmasını ya da yapının dilini belirleyecek farklılıklar yaratılmasını doğru bulmuyorum. Her gün içinde oldukları ve olacakları kent yaşamına ve gerçek yaşamın gündelik ilişkilerine hazırlanırken öğrencilerin sahte altyapı ve mekanlarda eğitilmeleri yapay bir zemin oluşturmanın ötesine geçemez. Okul çıkışında ailesi ya da arkadaşları ile alışverişe, tatile, misafirliğe giden bir öğrenci hangi mekanlarla karşılaşıyor ve hangi gerçeklikler içinde yaşıyorsa okul mekanı ile gerçek yaşam arasında da aynı süreklilik olmalı. Öte yandan okul zaten içinde barındırdığı yaşam, o yaşamın program ve üretimi ile öğrencilere yönelik bir aidiyet ve temsiliyetin zemini olacaktır. Şüphesiz bu söylediklerim kent içinde çokça örneğini gördüğümüz asık suratlı kurumsal yapıların simülasyonu içinde kalmalıyız anlamına da gelmiyor. Okul, gençliğin şartlanmasız açık yapısı, özgür ruhu ve araştırmaya, keşfetmeye yönelik istekliliği ile klişelere direnmeye yönelik farklılığını temsil etme şansına açık bir yapı türü. Bu anlamda Zafer Koleji Yerleşkesi’nde daha şeffaf, renkli, farklı varoluşlara olanak tanıyan esnek bir yapılaşma, farklı aidiyet ilişkilerinin zeminini oluşturuyor. Bu zemin üzerinde öğrencilerin okul mekanını dönüştürmeleri, çeşitli yerleştirme ve sergilemeler yaparak kalıcı ve geçici izlerini bırakmaları bekleniyor. Öte yandan yapısal kurgu içindeki ilişki kademelenmesi yaş gruplarına bağlı farklılıklar ve duyarlılıklar barındırıyor. Örneğin, anaokulu diğer eğitim bloklarından farklı bir plan içinde içe dönük bir avlu etrafında gelişiyor. Burada küçük yaş gruplarının daha güvenli ve denetimli bir dış mekan kullanımı hedefleniyor. Benzer biçimde büyük yaş grupları spor ve toplantı salonu gibi tesislere daha yakın bir konumda yer alıyor. Yine mobilya seçimi, kantin, kütüphane ve sınıf donanımlarında yaş gruplarının özel gereksinim ve özelliklerine bağlı farklılaşmalar oluşuyor. Ancak başta da söylediğim gibi ortaya çıkan, her şeyden önce kentsel yaşamın ve kent ortamının bir simülasyonu.

HE: İşvereniniz olan Zafer Koleji, nasıl bir eğitim yaklaşımı benimsiyor? Mimari tasarım bu yaklaşımla nasıl örtüştü?
CAG: Zafer Koleji, okul sahibi ve proje geliştiricisi Ali Demir’in geçmişine bağlı olarak çok uzun yıllardır eğitim ortamının içinde olan, dershane ve yayınları ile eğitim ortamına farklı katkılar sunan bir kurum olmasına rağmen ilk kez okul ölçeğinde kurumsallaşıyor ve etkinlik gösteriyor. Bu durum bir yandan geçmiş birikimin değerlendirilmesine ve işlevselleştirilmesine yönelik bir zemin oluştururken öte yandan yeni başlangıçlar ve alternatif denemeler için olanak tanıyor. Bu proje özelinde bizim de eğitim ortamı ile yoğun ilişkimiz ve eğitim yapıları deneyimimiz projenin içinde sadece fiziksel çevre ile kısıtlı kalmayan, program geliştirmede de aktif rol oynayan bir konumda olmamızı getirdi. Benzer biçimde Ali Demir’in de inşaat geçmiş ve deneyimi mimari projeye yönelik destek ve katkılarının zemini oldu. Programı geliştirirken fikir birliğinde olduğumuz çerçeve, yeni yüzyılın eğitim anlayışının sadece dersliklere sıkışmış, programlı bir öğrenmeyle sınırlı olmadığı, asıl hedefin kültür, sanat, yaratıcılık ve araştırma alanlarında da gelişmiş, sosyal ve etkili bireyler elde etmek, buna yönelik bir zemin ve altyapı oluşturmak olduğuydu. Bu nedenle yapı programı, öğrenme mekanları kadar ağırlıklı olarak ele alınan sosyal, sportif alanlardan ve öğrencilerin alternatif etkinliklerine olanak tanıyacak açık ve kapalı alanlardan oluştu. Benzer biçimde okul ortamının yalnızca içe kapalı bir eğitim ortamı olmaktan ziyade, katılıma, zaman içindeki dönüşümlere açık, esnek bir etkinlik ortamı olması önemsendi. Özellikle açık amfi, büyük toplantı salonu gibi alanlarla atriumun çok amaçlı bir ortam olarak okul dışından gelecek etkinliklere açık kalması sürekli yaşayan ve farklı paydaşları çağıran bir altyapı oluşması sağlandı. Okulun spor salonları ve yüzme havuzu ile süreklilik içinde ele alınan sağlıklı yaşam kulübünün ve fitness gibi etkinliklerin velilere de açık olması böylelikle öğrenciler ile veliler arasında zaman zaman kesişen spor, sanat ve kültür etkinlikleri düzenlenmesi hedeflendi. Zafer Koleji ve onun mekansal altyapısı öğrenciyi çok boyutlu sosyal bir birey olarak, şartlanmamış, açık bir kafa yapısıyla yaşama hazırlamayı hedefliyor.

zafer koleji,cemal emden, eskişehir ankara,eğitim kampüsü
fotoğraflar: cemal emden
zafer koleji giriş cephesi
yarı açık ortak alanlarda okul yaşamı
farklı yaş gruplarına hitap eden eğitim yapılarının dizilişi
farklı yaş gruplarına hitap eden eğitim yapılarının dizilişi
farklı yaş gruplarına hitap eden eğitim yapılarının dizilişi
yarı açık ortak alanlarda okul yaşamı
yarı açık ortak alanlarda okul yaşamı
yarı açık ortak alanlarda okul yaşamı
yarı açık ortak alanlarda okul yaşamı
öğrencilerin vakit geçirdikleri eğitim sokağı
öğrencilerin vakit geçirdikleri eğitim sokağı
yemekhane
spor salonu
dersliklerden görüntüler
dersliklerden görüntüler
dersliklerden görüntüler
zemin kat planı
kesitler
görünüş

HE: Renk skalasını neye göre belirlediniz? Renkler tasarımda nasıl bir rol üstleniyor?
CAG: Yapı ve yerleşke esas olarak yalın, mimari tektonik elemanların doğrudan bitirme elemanı olarak kullanıldığı ve baskın mimari dili oluşturduğu bir dışavurum olarak kurgulandı. Süsleme ve yapıştırma ögelerinden kaçılmaya, anlam ve mekan zenginliği doğrudan ölçek, ışık, şeffaflık ve mekansal süreklilik üzerinden oluşturulmaya çalışıldı. Bu anlamda yapı olabildiğince şeffaf olarak ele alınarak iç ve dış mekan sürekliliği ve mekanlar arasında geçirgenlik sağlanmaya çalışıldı. Bu ele alış içinde renk kullanımı, birden fazla biçimde işlevselleştirildi. Öncelikle renkli camlar aracılığı ile şeffaflık ve geçirgenlik düzeyi gerek ışık gerekse mahremiyet ilişkilerine yönelik olarak denetlenmeye çalışıldı. Benzer biçimde şeffaf camlardan sızan renk huzmeleri ile dış mekanın iç mekana taşınması, tersten gidildiğinde de iç mekanın dış mekana yansıması belirgin hale getirilmeye, somut izler oluşturulmaya çalışıldı. Bunun dışında eğitim yapılarındaki renklerle farklı okul yapıları ve yaş grupları temsil edilmeye çalışıldı. Renk seçiminde asal renklerle sınırlı kalınmaya çalışıldı. Yapı dıştan renk çeşitliliği sunarken iç mekanın olabildiğince monokromatik tutulması ve dışardan yansıyan renklerle sınırlı kalınması hedeflendi.

HE: Eğitim sokağı olarak tanımladığınız alan, tüm kütlelerin gelip saplandığı bir kapalı meydan. Burası okulun diğer kısımlarına göre daha deneysel mekanlara sahip, çıplak çatı strüktürünün de etkisiyle.
CAG: Yapının ve yerleşkenin kalbini oluşturan eğitim sokağı aslında kasıtlı olarak inşa edilmemiş, onu kuşatan yapıların arasında adeta gerçek bir sokak gibi kalarak kendiliğinden oluşan, aynı zamanda arsa biçimi ve topoğrafya ile yapı arasındaki geçiş ilişkisini kuran bir eleman. Sokak üzerinin örtülmesi ile birlikte yapısal bir mekana dönüşürken, korumaya çalıştığımız geçirgenliklerle bu hissi yeniden kırmaya, akışkanlık kazanmaya çalışıyor. Bir anlamda dış mekan hissi ile iç mekan konforu bütünleştirilmeye çalışılıyor. Bu mekana asılan geçişler, geçişleri bağlayan köprüler ve takılan asansör ve merdivenler bir yandan mekanın ölçeklenmesinde tanımlayıcı olurken öte yandan yaşamın dinamizmi ve hareket ile mekan arasında bir süreklilik getiriyor. Orta mekan iki yapı sırasının arasını kaplayan çelik bir örtü ile kapatılıyor. Bu örtü bir yandan orta mekana ışık sağlayacak açıklıkları barındırırken öte yandan ona asılan köprü ve geçitler için de taşıyıcı olarak davranıyor. Benzer biçimde taşıyıcı sistem üzerine baştan ve sonradan takılarak mekana eklenebilecek öğeler ve tesisat kanalları için bir altyapı oluşturuyor. Dışardan bakıldığında da orta örtü bütün yapı parçalarını altında toplayan böylece yerleşke içinde bir dil birliği ve süreklilik oluşturan, tüm yerleşkeyi adeta tek bir yapıya dönüştüren bir üst çerçeve, bir üst dil oluşturuyor.

HE: Yönetmelikler nedeniyle özellikle boyutlama ve malzeme seçimi gibi konularda ne gibi kısıtlamalarla karşılaştınız? Bunları aşmak için ne gibi çözümler geliştirdiniz?
CAG: Zafer Okulları Yerleşkesi’nde yükselmeyen, düşük yoğunluklu, yeşil ve açık alanlara yer açan bir eğitim ortamı hedeflendi. Bu nedenle mevcut yapılaşma imar yapılaşma haklarının çok altında bir büyüklük olarak, ilerde gerçekleşebilecek büyümelere de yer bırakacak şekilde gerçekleşti. Bu nedenle imar konusunda büyük kısıt ve zorluklarla karşılaşmadık. Yapı dışardan büyük ve sürekli gibi görünse de içinde büyük dış mekan barındıran, hemen her kot ve bölgede dış mekanla bütünleşen bir yapı; bu nedenle yapının boyutları büyük bir sorun oluşturmadı. Öte yandan Türkiye’de yönetmelikler sadece bu yapı ya da eğitim yapıları için değil, genel olarak güncel gerçeklerle örtüşmeyen bazı kısıt ve zorluklar barındırıyor. Ben Türkiye’de yönetmeliklerin yanlış olanı engellemek adına iyi; ancak farklı, deneysel ve araştırmacı olanın da önünü kesen, daha çok vasat ve tipolojik üretime yönlendiren bir yapısı olduğunu düşünüyorum. Örneğin içinde bir sürü tuvalet barındıran, abartılı ve boş bırakılmaya mahkum edilen sığınak alanlarının günümüz gerçekleri ile örtüşmediğini düşünüyorum. Benzer biçimde, yarı açık mekanların inşaat alanına dahil edilmesi kutulaşmış, dış mekanla ilişkileri sınırlanmış yapılara yönlendiriyor. Ama Türkiye’de projelere yönelik asıl kısıtlamaların imardan çok işveren ve kültür kaynaklı olduğunu, genel olarak yeni ve deneysel olana açık olmadığımızı, alışkanlık ve standartlarımızı zor değiştirdiğimiz düşünüyorum. Bu projede en önemli şanslarımızdan biri yatırımcı Ali Demir’in açık fikirli yaklaşımı ve arsanın olanakları idi. Benzer biçimde birçok projede olduğu gibi bu projede de birlikte çalıştığımız paydaşlarımızın özellikle Emre Şavural’ın katkılarına değinmem gerekir. Araştırmaya dayalı, kanıksanmış tipolojileri zorlayan projeler ancak özel süreçlerin sonucunda gerçekleşebiliyor.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: