Naifliğin İzinde

HÜLYA ERTAŞ

İstanbul Serbest Mimarlar Derneği’nin düzenlediği ve Ytong’un sponsoru olduğu Genç Mimarlar Konferansı: Tasarım Öyküleri için davet edilen mimarlarla yaptığımız konuşma, genç olmanın zorluklarına ve avantajlarına odaklanıyordu.

Mimarlık mesleğinde genç olmak, çoğunlukla toylukla özdeşleştirilir. Mesleğin taş ustalığından devşirme zanaatkar geçmişinden olsa gerek, usta-çırak ilişkisiyle mimarların yetiştiği var sayılır. Bu da belli bir yaşa gelmeden olgunluğa erişilemeyeceğine, yani gençliğin tecrübesizlikle eşdeğer sayılacağına işaret eder. Peki, gerçekten böyle mi? Genç olmanın ve aslen bilinen ama deneyimlenmemiş olan hayatın gerçekleriyle baş etmenin bir cazibesi olamaz mı? Mesela, uzun yıllar proje yapmış, deneme-yanılmayla en kolay, en yapılabilir olanı keşfetmiş bir mimar, deneysel işler yapmaya ne kadar açık olabilir? Tabi ki bazı şeyler ne yaşla ne de deneyimle açıklanamayacak kadar karmaşık, yine de madem genç mimarların yapı inşa etmede yetersiz olduğu genellemesi yapılıyor, bunun tam karşısına naifliği ve deneyselliği koymak çok mu olur?

Almanya’dan Frank Eittorf, İngiltere’den Anna Liu, Fransa’dan Nicolas Letschert, İtalya’dan Tomas Ghisellini, Çin’den Linshou Wu ile Türkiye’den Ali Hızıroğlu ve Alişan Çırakoğlu ile yuvarlak masa formatında yaptığımız konuşma Fulya’daki Yapı Endüstri Merkezi’nde 5 Mayıs’ta gerçekleşti. Genç mimar olmanın zorlukları, bir önceki nesil ile arasındaki farklar ve küresel bir ortamda mimarlık yapmak için geliştirilmiş araçları konuştuğumuz toplantı, salondan gelen güzel sorularla zenginleşti.

control point / wau design
garanti teknoloji kampüsü, istanbul / era mimarlık
abdullah gül üniversitesi camisi, kayseri / çırakoğlu mimarlık
bricken schlage, hannover / ağırbaş eittrof friends
singing ringing tree, burnley / tonkin liu
HE
HE


Bugün İtalya, Almanya, Fransa, İngiltere, Çin ve Türkiye’de mesleklerini sürdüren genç mimarlarla bir aradayız. Farklı bağlamlarda genç mimar olarak mesleğini icra etmenin benzer ya da farklı noktalarının neler olduğunu konuşacağız. Bunun için belki de genç mimarın kim olduğunun tanımını yaparak işe başlamalıyız. 1952 yılında mimarlık tarihçisi Henry-Russell Hitchcock genç mimarı 40 yaşının altındaki mimar olarak tanımlamıştı, bu tanım o günden bugüne hala geçerliliğini koruyor. Genç mimar ödülü verilecekse mesela 40 yaş altı olması ya da meslekte 10 yılını doldurmamış olması gibi şartlar aranıyor. Beni de dahil edecek olursak burada sekiz genç mimar toplanmış haldeyiz. Hepinizin karşılaştığınız zorluklara dair hikayelerini dinleyerek başlayabiliriz, ister müşteriyle olan ilişkilerinize ister ofis yönetimi üzerine olabilir bu hikayeler. Farklı ülkelerden hikayeler dinlemenin hepimize çok iyi geleceğini düşünüyorum, çünkü insan yalnızca kendi ülkesindeki zorluklara odaklandığında çok yalnız hissediyor.

TG
TG


İtalya’da bugün mimarlık yapmak çok zorlayıcı; çünkü bir dönemden diğerine geçtiğimiz çok kırılgan bir aşamadayız. Sosyal yapı oldukça güçlü ama politik denge oldukça kırılgan. Birçok alanda çok yoğun olarak hissedilen örtük bir sosyal gerilim var. Bu nedenle mimarlık yapmanın bu dönemde özellikle zorlaştığını söyleyebilirim. Mimari üretim için çok paraya ihtiyaç var ve para yok. Kendi deneyimimden söz edecek olursam üç-dört farklı ofiste çalıştıktan sonra bir noktada yarışmalara katılmaya karar verdim. Birbirine oldukça yakın teslim tarihleriyle üç yarışmaya katılıp üçünü de kazandım. Bu durumda kendi ofisimi açmam gerekti. Bir yandan da yeterince deneyimim olmadığı için çok endişeleniyordum. Sonra “Burası İtalya, nasılsa kazandığım projelerin hiçbiri inşa edilmeyecek” dedim ama öyle olmadı, üçü de inşa edildi. Bu benim için büyük bir şanstı.


Benim de benzer bir deneyimim oldu. Bir yarışmayı kazandıktan sonra ofisimi kurdum ama proje inşa edilmedi ne yazık ki. Sonra başka yarışmalara da katıldım ama onlar da inşa edilmedi. Bu yüzden bu yarışma projeleri bizim için yalnızca motivasyon kaynağı oldu ve tanınmamızı sağladı. Şimdiyse ilk yarışmayı kazanmamın üzerinden 12 yıl geçti ve yılda sadece bir iki yarışmaya katılıyoruz.

AL
AL


Biz çok fazla yarışmaya katıldık, bazıları oldukça başarılıydı. Hatta bir tanesi bizim son beş-altı yılımızı atlatmamız için çok yardımcı oldu. Öte yandan ofis zamanla küçüldü. Bunun iyi bir tarafı da var, daha esnek bir yapıda olup istediğimiz projeleri seçme şansına sahip olduk. Girdiğimiz pek çok yarışmayı kazanamamış olsak da durgun bir dönemde olduğumuz için yarışmalar bizi ayakta tuttu. Mühendislerle birlikte geliştirdiğimiz bazı inşa teknikleri oldu. Sanırım beş yılın ardından sonunda bu tekniği bir köprü inşaatında uygulayabileceğiz. Belki de durgun geçen dönemin ardından büyümeyle birlikte işler hız kazanmaya başlayacak.

NL
NL


Biz sıfırdan yola çıktık, hiçbir finansmanımız yoktu. Üç tutkulu mimardık ve okuldayken mezun olunca yarışmalara gireceğimizi hayal ederdik. Fransa’da yarışmalar bir ön elemeden sonra yapılıyor ve ön eleme de referansla oluyor. Sıraya giriyorsunuz ve referansınız yoksa yarışmaya katılamıyorsunuz. Biz de bu dönem küçük ölçekli projeler yapmaya başladık. Karmaşık politik durumlar dahilindeki sosyal projelerde yer aldık. Mimari anlamdaki öneminden ziyade sosyal açıdan fark yatan işler ürettik. Polemik yaratan işler ortaya çıktığı için yeni insanlarla ve mesleğimizle alakalı kişilerle de tanıştık, ondan sonra da referans alıp yarışmalara katılabildik. Bir tarafta tamamen toplumun hayatta kalmasıyla ilgili çalışıyorduk. Üzerimizde saflık ve naiflik vardı, okuldaki naifliğimize geri dönmeye çalıştık. Sonrasında da hep projelerimizi bunun üzerine geliştirmeye çalıştık.

HE
HE


Naiflik konusuna biraz daha değinmek istiyorum. Genç mimar olmanın en iyi taraflarından biri bu çünkü deneyim kazandıkça fikirleriniz daha keskin ve katı hale gelebilir. İçinizde bu naifliğin devam ettiğini düşünüyor musunuz?

AL
AL


Bu yaşla değil, masumiyetle, keşfetme ve deneme isteğiyle alakalı. Deneyimden kaçınmak adına kendinizi yapmaktan alıkoyarsanız bu kez üretmekten korkmaya başlarsınız çünkü her zaman bir şeyi yapmamak için mazeretler üretilebilir. Bu yüzden naiflik çok önemli.

NL
NL


Bir mimar olmadan önce sahip olduğumuz en güzel şey bu naiflik. Okuldan sonra normlara, ekonomik, toplumsal ve kişisel problemlere sahip olmaya başlıyoruz. Kazanmaya çalıştığımız projeler ve tüm bu problemler bizi etkiliyor. Naifliği korumaksa her gün kavga etmek anlamına geliyor. 25 yaşında okuldan mezun olduğumuzda sahip olduğumuz en güçlü araç bu naiflikti, aradan zaman geçtikçe daha farklı şekillerde üretsek de naiflik yol gösterici oldu. Yine de bütün bu saymış olduğum problemler hepimizin omuzlarında olmaya devam edecek. Fransa’da pek çok proje yalnızca para kazanmak için, karlı olduğu için uygulanıyor. Ama bu işi yalnızca para için yapmıyoruz, neyse ki.

FE
FE


Almanya’da ise genç mimarın tarifi biraz daha değişik, 50 yaşına kadar genç mimar sayılıyorsunuz. Ben bu işe hocamla birlikte başladım, öğrenciyken onun ofisine gidip gelerek ardından birlikte yarışma projeleri yaparak ilişkimiz sürdü. Zamanla ilişkimiz değişse de hiçbir zaman onun çırağı olmadım. Nihayetinde görüyorum ki hocam arkadaşım oldu. Bu arkadaşlık meselesini oldukça önemsiyorum, birlikte vakit geçirdiğiniz akranlarınız iyi dostlarınıza, oradan da zamanla birlikte işbirliği yaptığınız ortaklara dönüşebilirler. Bu nedenle de ofisimizin adı Frank Eittorf Friends.

LW
LW


Çin’deki durum Avrupa’dan oldukça farklı. Fırsatlar ve problemleri doğrudan anlatarak başlayabilirim. Herkes daha deneyimli mimarlarla çalışmak istiyor. Öte yandan projeler de mimarın öngördüğü şekilde uygulanıyor. İşvereninse önceliği tabi ki az para yatırarak daha fazla kazanmak. Bunun içinse daha projenin başında mimarı pek çok konuda sınırlandırmaya başlıyorlar. Genç mimarlar için fırsatları göz önüne aldığımızda ya bağımsız kendi ofislerini açmaları ya da tasarım ofislerinde işe başlamaları gibi seçenekleri var. Çok büyük şirketlerse büyük projeleri tekelleştiriyorlar. Bu firmalarda çalışanlarsa bir yandan büyük projeler üzerinde çalışma fırsatı yakalarken bir yandan o büyük projeyle büyük riskler alıyorlar. Bağımsız bir firmada çalışan genç bir mimarsa daha az proje fırsatına sahip ama daha küçük riski var.

AH
AH


Bence Türkiye ile Çin arasındaki fark o kadar fazla değil, pek çok benzerlik var. Son 10-15 yılı düşününce her iki ülkede de yapı sektörü çok büyüdü. Bu yüzden mimarlar için büyük fırsatlar doğdu ama bu fırsatların işleri daraltıcı bir yanı da var. Çin’de devasa inşaatlar başladı ve 5.000 kişinin çalıştığı mimarlık ofisleri oluştu. Böyle büyük bir sistemin içinde nasıl kendine özgü bir mimar olabilirsin? Bu yüzden Çin’deki durum buradakinden de zor gözüküyor. Pek çok inşaat yapılıyor olsa da yatırımcıyla bir araya gelmek mümkün olmuyor. İnsanlarla, yatırımcılarla ilişki geliştirme şansınız çok zor. Türkiye’de Çin’e göre bu şansınız biraz daha fazla.

HE
HE


Genç bir mimar için mesleki kariyerine başlamanın en olası yolu yarışmalar gibi görünüyor. Ama tek seçenek bu olmamalı, başka araçlar ya da yollar da olsa gerek? Alişan Çırakoğlu: Türkiye’de mezun olduktan sonra mimarlık yapma yetkiniz de oluyor ama çoğu ülkede bazı sınavlara girmeniz, lisans almanız gerekiyor. Bu nedenle Türkiye’de genç mimarların bir projeyi almak için farklı yolları var aslında.

FE
FE


Bence en iyi yollardan biri bir şekilde eğitimin içinde yer almak çünkü gençlerle bir arada olmayı mümkün kılıyor. Hem dinamik hissetmenizi sağlıyor hem de zihninizi genç tutuyor. Öte yandan bu sayede aylık bir geliriniz oluyor ve onu yarışma projeleri için finansman olarak kullanabiliyorsunuz. En azından ilk başlangıçta benim yöntemim buydu. Altı yıllık bir plan yapmıştım, ilk üç yılın sonunda görüyorum ki yatırdıklarım kazandıklarımdan fazla. Yine de şimdiye kadar yaptıklarım da az değil, öğrenci projelerimden başka gösterebileceğim projelerim, güzel tanışıklıklarım var.

AL
AL


Evet, bir iletişim ağının içinde olmanın da pek çok fırsatı var. İşbirliği içinde olduğunuz herhangi biriyle bir gün iş üretme ihtimali var. Frank’ın daha önce sözünü ettiği arkadaşlık meselesi bu açıdan önemli. Zaten pek çok proje ortak ilgi alanlarınızın olduğu, tanıdığınız insanlar vasıtasıyla geliyor.

TG
TG


Bence mimarlık mesleği her gün dönüşüyor, bu nedenle 10-20 yıl sonra aynı mimar olmayacaksınız. Mimarlar yapı yapanlar değil, daha fazlası. Bugün mimar kimdir? Geleceğin mimarı nasıl biri olacak? Çok tuzaklı ama önemli sorular bunlar. Bu meslek sürekli dönüşüyor ve bu dönüşüm mimarlığın içine işlemiş durumda. Bizler artık yapı yapan değiliz sadece; yaşamaya dair yeni stratejiler sunan, geleceği öngören bireylere dönüşeceğiz. Bence şu an içinde bulunduğumuz krizi anlamak ve onu kaderimizdeki kötü bir an olarak görmemek ana zorluk. Krizi mesleğimize dair yeni alanlar keşfetmek için kullanabileceğimiz bir fırsat olarak görmeliyiz. Ne zaman bir araya gelsek herkes krizin etkilerinden şikayet ediyor, mesleğini yapmada ne türden kavgalar vermek zorunda kaldığını vs anlatıyor. Bu İtalya’da da dünyanın her yerinde de aynı. Ama bence bu içinde bulunduğumuz özel anın bize elimizdekinin bir fırsat olabileceğini öğretmesi gerekiyor. Evet, bazen çok dramatik, çok yorucu ama bunu yapmak zorundasın. Bir sonraki aşamaya geçebilmenin tek yolu bu. Bu işi yapabilmek için çok paraya ihtiyaç var, peki biz mimarlar her gün işimizi yapabilmek için nasıl para kazanabiliriz? Esas mesele bu. Mesela bizim ofisimizde bir bölüm, sadece yeni teknolojiler, reklam, sinema ve yayınla ilgileniyor ve bir sürü iş çıkarıyor. Bu işlerden kazandığımız parayla proje yapabiliyor, sevdiğimiz işleri hayata geçirebiliyoruz. Dünya üzerinde çok az kişinin sahip olduğu bir servete sahibim, o da her sabah ofise gidip tartışmasız bir şekilde hayatta en sevdiğim işi yapmak.

HE
HE


Tomas’la geçen gün mimarın problem çözücü rolü üzerine biraz konuşmuştuk. Belki bu noktadan mimarın dönüşümünden konuşarak devam edebiliriz.

TG
TG


İnşa edilmediği halde içeriği, farklı düşünme yöntemi ve stratejileri nedeniyle çok meşhur olan bazı yeni projeler var. Projenin özünü oluşturan içerik esas korumamız ve düşünmemiz gereken şey. Bir sürü inşa edilmemiş güncel proje, inşa edilmiş olan birçoğundan çok daha ünlü. İlginç bir fikri bir projeye çevirirsen, bu başarıdır çünkü yeni yollar yaratarak sürekli ilerlemen gerekiyor.

AL
AL


Problem çözen kişiler olmak için her konudan biraz anlayan mimarlar olmamız gerekiyor, yapısal, çevresel sosyal meseleleri dikkate alarak istediğimiz gibi şekillendirebilmek böyle oluyor. Bu yüzden bir mimar olarak her konuya biraz hakimiz. Çok nadir olarak farklı araştırma projeleri yürütebiliyoruz. “Normal projeler”den vakit çalarak bir konuda uzmanlaşabiliyoruz, en azından yarışmalarda bizim için bu geçerli. Bir konuda özelleştikçe de onu çok farklı şekillerde algılayıp özüne iniyoruz.

TG
TG


Vitruvius bir mimarı Latince bilen ve inşa eden (builder) kişi olarak tanımlamıştı. Yani hem yapı bilgisine hem de belli bir kültüre sahip demek bu. Binlerce yıl sonra da bunun geçerli olması çok etkileyici.
Bence burada kentsel tasarıma da bakabiliriz. Bir mimar yalnızca tekil bir bina üretmez, aynı zamanda kentsel örüntüye de bir şeyler ekler. Bugün bunun daha fazla bilincindeyiz. Bir “problem çözücü” olarak çevreye en az problemi doğuran tasarımı düşünmemiz de buna dahil edilebilir.

HE
HE


Hemen hepiniz kendi ofisinizi kurmadan önce başka mimarların yanında çalıştınız. Bu yüzden bir önceki nesilin nasıl düşündüğü ve ürettiği hakkında hepinizin bir fikri var. Nesiller arasında nasıl bir fark var ve bu farkları olumlu bir yönteme nasıl dönüştürebiliriz?


Bence en önemli farklardan biri genç mimarların bilgisayar teknolojisi, 3D baskı ve bu gibi şeylere hakimiyeti. Bunlar tasarım sürecini de etkileyen olumlu katkılar olarak görülebilir. Bizden önceki nesiller tabi ki bizim için öncülerdi ama şimdi bizim sahip olduğumuz avantajlarla işler daha pratik ve hızlı oldu. Dünya ile iletişimimiz arttı, daha hızlı bir şekilde iletişim kurar olduk. Bence en önemli avantajlardan biri bu oldu. Öte yandan her bir nesilde mimari üretim yolunun aniden değiştiğini de düşünmüyorum. Değişim oldukça yavaş ve kademeli gerçekleşiyor.

NL
NL


İletişim ve bilgi çağındayken bu konuda bir ikilem var. Genç ve yaşlı nesil arasında bir fark var. Bilgisayardan önce farklıydı. Şimdi bilgisayar tabanlı teknolojiler sağolsun ki işimiz gelişiyor. Hepimiz bir yarış içindeyiz ve aslen tüm dünyayla yarışıyoruz. Bilgisayar tabanlı tasarım değişimlere sahip. Örneğin ben yaşlı bir mimarla çalışmaya başladığımda benim bilgisayara geçmemi istemişlerdi çünkü onlar bunu yapamıyordu. Bugünse tekrar kalem ve kağıtla çalışmaya döndüm ama bilgisayarla çalışmaktan tamamen uzaklaştım da demek istemiyorum. Değişim hızı inanılmaz, mesleğimizde bir evrilme söz konusu. Öte yandan bütün bu tüketim araçlarının hızla değişimi yüzünden de çok çabuk yaşlandığımızı hissediyoruz.

AH
AH


Bence bu bağlamda bu araçların kullanımında eleştirel bir eşik mevcut. Bu araçların yeni yeni ortaya çıktığı zamanlarda AutoCAD gibi araçları pek de ilgi çekici bulmamıştım çünkü iyi çizerdim. Bence şimdi on yıl öncesinden çok daha farklı koşullar içerisindeyiz, bir şekilde tekrardan araştırmanın ve yapmanın daha önemli olduğu bir dönemdeyiz. Yeni nesil bu yeni araçların içine doğdu denilebilir. Bu nedenle genç mimarların bu araçları ikincil bir katman gibi görmekten öte düşünce süreçlerine dahil edeceğini düşünüyorum. Bu konferans bağlamında kendimizi genç mimarlar olarak görüyoruz ama bizden önceki nesle göre, on yıl gibi bir zaman içinde çok daha kolayca yaşlanmış olacağız. Teknolojinin üretim sürecinin bir parçası haline gelmesi bunu besleyen bir faktör olacak bence. Düşünmenin, tasarlamanın, strateji üretmenin, ofisi yönetmenin ve seyahat etmenin ötesinde bu araçlara ayıracak, onları çalışacak çok da vaktimiz yok. Düşünme ile üretme arasında bir mesafe var ve bu mesafe bugün de varlığını koruyor. Yeni neslin buna nasıl ayak uydurduğunu bekleyip göreceğiz.

AL
AL


Bugün öğrencileri dijitalden elle yapılana da etkin bir şekilde geçmeleri için cesaretlendirmeliyiz. Önümüzdeki nesillerin bilgisayarda düşünme ve üretme biçimleri zaten iç içe geçmiş durumda. Dijital araçların gücü muazzam ama genç bir mimarın aklını karıştırabiliyor da. Çünkü çok fazla potansiyeli var bu araçların. Örneğin 1’e 1 ölçekte çizim yapılabiliyor ama bu esnada büyük resmi görmek zorlaşıyor. Öte yandan yüz farklı örnek üretme şansı veriyor bu araçlar. Genç bir mimarın hangisinin en iyi seçenek olduğuna nasıl karar verecek peki? İşte bu noktada daha önce de söz ettiğim mimarın her şeyden biraz anlayan generalist rolü devreye giriyor. Meseleye daha yukarıdan bakıp diğer parametleri de hesaba katmak gerekiyor. Strüktüre ya da kent sosyolojisine dair birtakım meseleler sürece dahil edilebilir. Öte yandan gelecekte bu sürecin daha holistik olacağını düşünüyorum.

HE
HE


Teknolojik gelişmelerin ötesinde konuşulabilecek daha fazla başlık var aslında. Örnek olarak disiplinlerarası çalışmaya yatkınlık daha çok yeni nesilden mimarların seçtiği bir yol. Ali’nin de bahsetmiş olduğu araştırma projeleri için de bu geçerli, genç mimarlar araştırma meselesinin yeniden gündeme gelmesini sağladılar diyebiliriz. On yıl önce bu kadar çok araştırma projesi görmüyorduk çünkü mimarın sadece inşa eden birisi olduğu düşünülüyordu.

TG
TG


Gerçekten genç ve yaşlı olarak mimarları ayırabileceğimize emin misiniz? Dürüst olmam gerekirse bunun anlamsız olduğunu düşünüyorum. Mimarlık her zaman bir süreç olmuştur, bir şey icat etmezsiniz, ürettiğiniz şey zamana yayılan bir sürecin sonucudur. Bir filmi, resmi ya da mekanı görürsün ve oradan aldıklarını birleştirirsin, böylece fikrin ortaya çıkar. Mesela, 60’ları ya da 70’leri düşünürsek, radikalizm, metabolizm gibi birçok araştırmaya dayalı olan ve mimari kurama büyük katkıları olan akımlar da geçmişten gelen birikimle fikir geliştiriyordu. Yeni bir şey icat etmiyoruz ya da yeni mimari kuramlar üretmiyoruz. Genç ve yaşlı arasındaki herhangi bir karşılaştırma bu yüzden doğru değil. Bu sadece bir süreç. Babalarımız vardı, bizim de oğullarımız olacak. Bir şeyler ekleme ya da çıkartmayla devam eden bir süreç bu. Yani iki neslin karşılaştırılması bu yüzden doğru gelmiyor.

AL
AL


İnovasyonda inanılmaz bir ivmelenme oldu. Bu durum kullandığımız araçlara da yansıdı. Bahsetmiş olduğun sürecin de böyle olması gerekmiyor ama bir bakıma o süreç kendi kendine ilerleyen bir şey. Araçların gücünde ve hızında kesin bir değişim oldu. Son yedi yılda bile üretimde değişim oldu ve her şey daha uygun maliyetli bir hale geldi. Bu nedenle bir şeyler üretmek için fırsatları görmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

FE
FE


Bir zaman önce taş ustalığını öğrenmiştim. Esasen bir duvar inşa etmek oldukça basit. Oysa mimarların bir konu hakkında uzmanlaşmaya başlaması garip bir şekilde işleri daha da karmaşıklaştırdı. Mesela betonla çalışmayı çok seviyorum. Ama her şeyde gereğinden fazla uzmanlaşma olduğu için betonla basit ve güzel görünen bir şey yapmak için çok daha fazla insana ihtiyacımız var. Bence bu büyük bir problem; çünkü nihayetinde bir tasarımcı olarak en azından üç-dört kişiyle tartışmam gerekiyor. Bugün bilgisayarda yaptığımız incelikle işlenmiş modelleri seviyoruz ama onları gerçekleştirmeye çalıştığımızda çok zor olduğunu fark ediyoruz. Çünkü uygulama için çok fazla insana ihtiyaç duyuluyor. Gerçekten değişen bir başka meseleyse yarışmalar. Açık yarışmalara katılıyoruz, çünkü daha az grubun davet edildiği yarışmalara katılabilmek için bir puanlama sistemine tabi tutuluyorsunuz ve biz bu puanları henüz toplayamadık. Mesela bir okul yarışmasına katılabilmek için bir okul inşa etmiş olmanız gerekiyor, ama hiç yarışmaya giremezsek ilk okul yapımızı nasıl inşa edeceğiz? Almanya’daki büyük ofisler için bile bu zorlayıcı bir sistem diyebilirim. Münih’te ofisi olan bir hocamın yanında çalışıyordum, 15 yıldır piyasada olmasına rağmen okul yarışmasına davet edilemiyordu, ancak başka bir mimarla ortak bir şekilde yarışmaya katılıyordu. Örneğin bu mimar daha önce okul yapmış biriyse, çok yetenekli olmasa da, onunla işbirliği yaparak okul yarışmasına katılmak durumunda kalıyor ve tasarımda uzlaşma yoluna gitmesi gerekiyordu. Son 10-20 yılda Almanya’daki mimarlık sahnesini çok etkileyen bir gerçek bu, özellikle de saf tasarımın varlığı açısından. Bir yemeği o kadar çok sayıda aşçı yapınca da ortaya her zaman iyi bir yemek çıkamıyor. Misal Alman mutfağı Türk mutfağından çok farklı ve birbirleriyle Yunan ve Türk mutfaklarının uyuştuğu gibi uymuyorlar. Yaklaşımları çok farklı olan mimarların işbirliği de buna benzer sonuçlar doğuruyor.

AH
AH


Teknoloji bir yandan işleri çok hızlandırdı, dünyanın herhangi bir noktasıyla kolayca iletişime geçip bir tasarım problemini çözebiliyoruz, bundan 30 yıl önce olsaydı hiçbir şekilde bir araya gelemeyeceğimiz ya da tanışamayacağımız kişilerle bugün ortak çalışmalar yapabiliyoruz, anlık olarak sorunları çözebiliyoruz, bu noktadan bakınca şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Bu, henüz çok keşfedilmemiş olan yeni bir şeyleri getirecek. Üstelik her şeyin daha esnek olduğu bir çağa da girmiş olacağız; paylaşım imkanı tasarım sürecinde, kuramında ve pratiğinde çok büyük bir değişim yaratacak.

NL
NL


Bence iki nesil arasında ortak bir nokta var: naiflik. Dediğiniz gibi bu dünyayı görme biçimi olarak düşünülebilir. Önceki nesle baktığımızda, o neslin mimari düşünce biçiminin bugüne kıyasla bir devrim niteliğinde olduğunu görüyoruz. Unutmamak lazım ki önceki nesle kıyasla konu, yer, ihtiyaçlar ne olursa olsun kendi bakış açımıza, üretim biçimimize sahibiz. Sahip olmamız gereken bu ortak araç bence naiflik olmalı.

LW
LW


Şimdi daha fazla bilgiye daha kolay erişebileceğimizi düşünüyoruz. Küreselleşmeyi daha fazla önemsemeliyiz. Şimdiki nesil Avrupa ya da Amerika’da gördüğü kentlere benzer şehirleri Çin’de inşa etme konusunda oldukça istekli ve bunu yeni çizim araçlarıyla kolaylıkla yapabiliyor da. Ama yerel kültürü de yeniden düşünmemiz gerek.

HE
HE


Küreselleşme yeni kuşak mimarlar için önemli bir olgu. Ekonomik krizden ötürü kendi ülkelerinde proje yapma olanağı olmayan ofisler doğal olarak gelişmekte olan piyasalara yöneldi. Bu da zaten geçmişten beri var olan mimarlığın küresel iş yapma halini daha da pekiştirdi. Farklı coğrafyalarda kendi tasarımlarınızı nasıl geliştiriyorsunuz, yerelliği nasıl algılıyor, farklı coğrafyalardan neler öğreniyorsunuz?

AL
AL


Bilmediğin bir yerde çalışmak hazine avına çıkmaya benziyor, ipuçlarını takip ederek oldukça içgüdüsel davranıyorum. Sürekli olarak aynı yerde çalışarak orası hakkında çok bilgiye sahip oluyorsunuz ama bu durum kendi zamanınızın ötesinde bir üretimden sizi alıkoyuyor bir yandan. Mimarlık, henüz olmayan bir şeyi şekillendirmek gibi de yorumlanabilir o yüzden en iyi olasılıkların peşindeyiz.

TG
TG


Başka bir ülkede çalışmam gerektiğinde ilk yaptığım şey gidip bir bira almak, sokakta oturup insanları izlemek, oranın tadını çıkarmak ve ruhunu keşfetmek oluyor. Çünkü mesele uluslararasılaşmış bir mimariyi yapıp yapmamak, McDonald’s mimarlığı da diyebiliriz buna. McDonald’s hamburgeri gibi New York, Milano, İstanbul fark etmeksizin her yerde aynı olan bir mimarlık bu. Ve bundan gerçekten nefret ediyorum. Mimarlık kendine has bir olgu, deneyimlediğin ve gördüğün her yer için oraya has bir mimarlık ortaya çıkmalı. Öncelikle yerin ruhunu anlamak yaptığınız işte çok önemli. Kağıda çizdiğimiz her çizgi için çok büyük bir sorumluluğumuz var. Hatta her bir çizgiyle insanların biyografisini yazıyoruz denilebilir. Mimarlık benim için yaşamın sahnesi. Bu anlayışla birlikte o yere çok saygılı, dikkatli ve incelikli olmak gerekiyor. Bizim küresel çapta iş yapmaya başlamamızın öyküsü oldukça ilginç. Birkaç yıl önce Renzo Piano Vakfı bize çok önemli bir ödül vermişti. Ödül törenine dair fotoğraflar internette dolaşıyordu. Bir gün Renzo Piano ile görüşmek istediğini söyleyen biri ofisimizi aradı. Biz de Renzo Piano’nun ofisi olmadığımızı belirttik. Bu an bizim için bir dönüm noktasıydı, o günden sonra Amerika’dan pek çok telefon almaya başladık. Houston’da yurtdışındaki projeleri takip eden bir ofis bize ulaştı ve Amerika’da bir proje üzerinde çalışmaya başladık. Amerikalılar, Avrupalılardan oldukça farklı. Kendi yuvandan çıkıp farklı ülkelerde işler üretmek gerekiyor, hayallerin peşinden gitmek için biraz farklı yerlerde de olman lazım.

HE
HE


Sadece mimarlığın içine yerleştiği kentsel örüntünün ötesinde kültürel farklılıklar çok daha fazla. Bugün hemen her şehir birbirine benziyor olsa da kültürel çeşitlilik hala mevcut.

TG
TG


Bu malzeme, biçim ya da benzeri bir mesele değil. Bence sadece yerin ruhuyla alakalı. Örneğin nesneler arasındaki iyi mesafeyi ele alabiliriz. Son birkaç gündür İstanbul sokaklarında dolanıyorum, bence burada şehir parçaları arasında iyi bir mesafe var. Her şey çok uygun bir mesafede birleştirilmiş gibi. Sınırlar, nesneler ve biçimler arasında ince bir gerilim var. Sokaklar çok etkileyici.


Gerçekten İstanbul’dan mı söz ediyorsun?

TG
TG


Tamam, tabi ki trafik çok kötü ama bir yandan her şey çok dramatik. Ben sorunsuzca bisiklete binebildiğim, rahatlıkla yürüyebildiğim bir yerde yaşıyorum. Ama burası aynı anda hem etkileyici hem de dramatik. Ama işte kuralların üstü örtükken bile yerin ruhunu, şeyler arasındaki ilişkiyi anlayabilmek gerekiyor.

AH
AH


Şehir dokusunun hala silinmediği ya da tamamen yok edilmediği bu gibi şehirlerde bu hisse kapılmak olağan. Ben de başka bir ülkeye gidip oranın dokusunu deneyimlemeyi hala zenginleştirici buluyorum. Sizin dilinizi konuşmayan, kültürünüzü bilmeyen insanlarla konuşmak ve onları ikna etmeye çalışmak bile oldukça zenginleştirici. Shenyang’daki bir proje için çatı tasarlıyorduk ve bunun nasıl ve kim tarafından uygulanacağını araştırıyorduk. Asıl mesele, vermek istediğimiz hissi koruyarak inşa edilebilir bir çelik ve cam çatıyı hayata geçirmekti. Bunu başarmak için atlamamız gereken tonlarca engel oldu. Ama tüm bu tasarım ve tartışma süreci, içinde yer aldığımız bağlamı anlamamızı sağladı. Buraya geri döndüğümüzde aradaki farkı çok net bir şekilde görebildik, iletişimin kolaylığı nedeniyle kendi ülkemizde aslında ne kadar rahat olduğumuzu fark ettik. Oysa bu çatı meselesi bile bize çok da açık fikirli olmamız gerektiğini, tasarım nihayete erdirilmiş olsa bile üzerinden tekrar tekrar geçilerek yapım aşamasında daha da iyileştirilebileceğini gösterdi. Bu Çin’de inşa edilen ilk projemizdi ve tüm mühendislik hesapları belli bir detaya kadar yapılmıştı. Pekin’e sekiz saatlik uçuştan sonra şantiye şefinden bir e-posta aldık, çatıyı neden yapmamamız gerektiğini anlatan bir liste yapmıştı. E-postanın ekinde de küçük bir resim vardı, çatının nasıl olması gerektiğini gösteren bir eskiz. Açıkçası bunu görünce biraz yıkıldık. O hafta boyunca sadece onları çatıyı yapma konusunda ikna etmeye uğraştık. Ve şansımıza üç-dört yükleniciden sonra Şanghay Expo’daki çiçek formlu çatıyı yapan yükleniciyle tanıştık ve işler yoluna girdi. Bazen işler rayından çıkıyor ve istemediğiniz bir yola giriyor, bazen de geri rayına sokulabiliyor. Bence bizim mesleğimizin en güzel yanlarından biri başarısız bile olsanız ondan bir şeyler öğrenebildiyseniz gerçekten başarısız sayılmamanız gerekmesi. Bu diğer meslekler için geçerli değil, başarısız bile olsanız daha yaratıcı olmak için şansınız var.

NL
NL


Dediğin doğru. Bu buluşmalar, karşılaşmalar çok önemli. Başka bir ülkeye gittiğimizde biz de bunu yaşıyoruz. Avrupa’nın dışına çıktığımızda yaklaşımımız genelde böyle oluyor. O bölgenin yerel mimarları ile bir araya geldiğinde sizi iyi karşılıyorlar, kapılarını açıyorlar. Küresel olarak çalışan bir sistemin içindeyiz. Genç mimarlar için şunu diyebilirim: Küreselleşme neticesinde büyük ofislerle bir araya geldiğinizde işler çabuk yürüyor.

HE
HE


Sorulara geçebiliriz.

TG
TG


X, Y, Z gibi kuşak tarifleri sadece ticari söylemler. Bence her kuşak yan yana duruyor. Ben senden daha farklı düşünüp, yazıp çizmiyorum. Birbirimize benziyoruz. Bu nedenle sınıflandırmalara inanmıyorum. Bu sadece görüşleri, söylemleri satmak için uydurulmuş bir tanım. Hepimiz elimizden geleni yapıyoruz, karşı karşıya geldiğimizi düşünmüyorum. Yaptığın şeye inanırsan ve gerçekten onu başarmak istersen başarırsın, bunun hakkında daha fazla endişelenmemelisin ve çok çok sabırlı olmalısın. Yaptığın iş için tutkulu olmalısın. Bu tutku sayesinde hiç fark etmeden o iş için saatlerce çalıştığını göreceksin. Bu bir fark yaratır işte.

AL
AL


Mimarlıkta en güzel şey üretmeye ve öğrenmeye devam etmek. Çok vakit alsa da güzel tarafı bu. Benim kendi yolumu keşfettiğim gibi sen de kendi yolunu keşfetmelisin, bu yüzden tam olarak ne açıklamam gerektiğini bilmiyorum.

FE
FE


Almanya için 50 yaşa kadar genç demiştim, orada böyle bir durum var ama Türkiye’de böyle olmak zorunda değil. Bence herkesin kendi yolunu bulması gerekiyor üretmek için. Önemli olan bu. Zaman alacaksa alacak, yapacak bir şey yok.


Genç nesil büyüdüğünde bir şeyleri değiştirmeye çalışacak. Biz bence hala bir açıdan geleneksel yöntemi devam ettiriyoruz. Bir ofisimiz var, bir müşterimiz var, projeleri benzer şekilde alıyor ve üretiyoruz. Belki de sonraki nesil bunu değiştirecek çünkü bu düzenden çok daha az tatmin olduklarını görüyorum. Zaten tatmin olmuyorsan onu ancak kendin değiştirebilirsin. Bilgisayarları ilk kez kullanmaya başladığımızda sadece düz çizgiyi taklit eden basit bir şeydi ama şimdi ondan çok daha fazlasını yapabiliyorsun. Yeni medya çok farklı fırsatlar doğuruyor.

TG
TG


Mimarlık üretimi ve inşası çok çok yavaş bir süreç. Sabırlı olmak zorundasın bu yüzden.

NL
NL


Farklı rotalarımızı anlatmak için toplandık. Sabırlı ve tutkuluysan başarılı olursun. Hepimizin kendi amaçları var ve bu rotayı da buna göre şekillendirebiliriz. Bazen bu, anlık kararlarla olur; bazen başka şekilde.

AL
AL


Bir resmin ruhuna ona çok uzun bir zaman bakarak erişebiliyorsun, bir binanın ruhuna da onu anlatan bir görsele iki saniye boyunca bakarak erişemezsin. Oysa sen bu binaları iki saniye inceleyerek yargılıyorsun. Her bir binanın amacına baktın mı? Binalar bir amaca hizmet eder. Örneğin bu konferans salonunun bir ruhu var mı?

AL
AL


Öyleyse metalin ruhsuz olduğunu mu söylüyorsun? Malzeme hakkında bu önyargılara sahip olman, neyin sanat olduğunu ve olmadığını düşünmen oldukça ilginç. Yanlış olduğunu söylemiyorum ama bence kendini sorgulaman gerek çünkü neyin ruhsuz olduğuna karar vermen gerektiğinde biraz daha düşünmek ve bilmek gerekiyor. Bu mekanlar insanlar gelip kullanana kadar boşlar. Bir yeri geniş ya da metalik olmasına göre eleştiriyorsun. Oysa bir mekana karakterini ve ruhunu kazandıran bence insanlardır. Bu yüzden bir mekanın biçimlenmesi uzun zaman alır.

AL
AL


Binanın bir parçasının sanat olması düşünmemiz gereken bir nokta olabilir. Örneğin cephenin bir parçası, bir koridor, bir avlu, bir köşe sanat ürünü gibi düşünülerek tasarlanabilir ama nerelere resim asmalıyız sorusunu gerekli görmüyorum.

NL
NL


Bence de bu önemli bir konu. Fransa’da inşa edilen her yapının bütçesinin %1’i sanata ayrılıyor. Yapı içindeki bu öngörülen sanatın ne olabileceği sorusu önemli. Özel bir yerleştirme olabilir, ona ışığın nasıl geleceği ehemmiyet kazanabilir. Bu çerçeveden bakmak önemli, illa resim ya da heykelleri binaya serpiştirme çerçevesinden bakmak değil. Tasarım sürecinin çok daha erken fazlarında sanatın yapıya nasıl dahil edilebileceğinin tartışılması lazım.

TG
TG


11 yıldır üniversitede ders veriyorum. Bu yanıtlaması zor bir soru. Üniversitedeki tasarım ortamıyla gerçek hayat arasında çok fark var ve bu her yer için geçerli. Didaktik yolla gerçek arasında fark olmasının nedeni eğitimde sizin zihinsel ve düzenleyici becerilerinizin geliştirilmesine odaklanılması. Zaten mezun olduktan sonra yönetmelikleri öğrenmek için çok fazla zamanınız olacak. Dahası kurallar sürekli değişiyor. Okulda size belli kurallar öğretilse yarına onlar zaten değişmiş olacak. O yüzden çok mantıklı değil bunu okul sürecine katmak. Önemli olan becerilerinizi özgürleştirip bu sorunlarla mücadele etmeyi öğretmeli. Yine de üniversite dışarıda neler olup bittiğine dair biraz fikir vermeli tabi ki.

AL
AL


Tomas’a katılıyorum. Londra’da da mimarlık eğitiminde gerçekçi davranılmadığına dair tartışmalar sürüyor bir süredir. Eğitimde uygun dozda gerçek nasıl olmalı? Bazen sınırların var olduğunu görmek daha iyi olabilir, bu seni daha yaratıcı yapar, o kadar önyargılı yaklaşmamak lazım. Okuldan mezun olup da birden bire birtakım kuralların olduğunu görerek şok yaşamak tabi ki güzel değil. Bu nedenle verdiğimiz derslerden biri, Londra’nın çeperinde küçük bir proje inşa etmek üzerine. Öğrenciler arsa geliştirme, planlama yönetmelikleriyle karşılaşıyorlar. Ve bu yönetmeliklerin detayları gerçekten de sürekli değişiyor. Kuralları birebir öğrenmek zorunda değilsin ama kurallar ve belirli kısıtlayıcı parametreler olduğunu öğrenmelisin. Üstelik çok özgür olduğun bir işte ne yapacağını keşfetmek aslen daha zordur.

TG
TG


Bir proje yaparken dikkat etmen gereken bir diğer nokta da fikrin, yani projenin konsepti. Zaman içinde öğrendiğim bir şey varsa o da tüm bu kuralların, yönetmeliklerin projeye zarar vermek için değil, onu yönlendirmek için var olduğu. Hiçbir sınır olmayan bir proje yapacak olursam içinde kaybolurum, bu da korkutucu bir şey. Projen için kuralların, sınırların olmasının projeni kısıtlamak için değil, yönlendirmek için olduğunu zamanla öğreniyorsun.


Belki de bazı ülkelerdeki imar yönetmeliklerini okumalısın. Mesela New York’taki kocaman kalın bir yönetmelik. Eğer gerçekten bu kitabı anlamışsan ve kuralların nasıl yorumlanacağını biliyorsan ancak orada nitelikli bir mimar olarak görülüyorsun.

FE
FE


Bu, aynı zamanda da bir tasarım sorunu. Bu tasarımın aktarımında bütçe, konumlanacağı ülke ya da kültür de etkili oluyor. Hollanda’da inşa edilmesi planlanan kuvvetli bir tasarım, İsviçre’de inşa edilecek olandan tamamen farklı olacaktır.

TG
TG


Bu çok kolay bir soru. Asla iyi ve yeterli hissetmeyeceksin! Her yeni projede, önümde beyaz bir kağıt varken titriyorum, ama belki bu mimarlık mesleğinin en iyi tarafı olabilir çünkü sürekli olarak yeni bir şeyler öğrenmemizi sağlıyor.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: