Türkiye Kentleşmesinin Toplumsal Arkeolojisi ve Cüzdanımdaki Kentler

ZEMZEM TAŞGÜZEN

Erbatur Çavuşoğlu’nun Türkiye Kentleşmesinin Toplumsal Arkeolojisi kitabı, kentleşme politikalarına dair farklı perspektifler sunuyor. Zemzem Taşgüzen, kitaptan yola çıkarak kentleşme pratiklerini kaleme aldı.

YAZIYA BAŞLARKEN
Bu şehri ne kadar çok severim bilirsin
Ama sensiz İstanbul bile çirkin…

E. Çavuşoğlu’nun, “İstanbul bile çirkin” isimli şarkısından

Bu metni yazmayı tasarladığım günlerden bir gün, Viranşehir-Urfa ilçe dolmuşunda cüzdanımı kaybettim. Dolmuşta düşürmüş olmalıyım, bunu fark eden birisi de almış olmalı. Durumu tekrar tekrar düşününce en makul senaryo bu oluyor. 10 yıllık emektar bir cüzdan; o zamanlar üniversiteyi yeni bitirmiş, Beşiktaş Akaretler’de bir mimarlık ofisinde çalışmaya başlamış, hafta sonu Beşiktaş'ta çarşıya yakın küçük bir dükkandan pek severek almıştım onu. Çok eskidiği için ara ara değiştirmeyi düşünmüştüm ama elim varmamıştı. Eşyalar, bir şehirde geçirdiğimiz zamanların vefakar taşıyıcıları oluyor. Bu nedenle cüzdanım, Beşiktaş’ın ve İstanbul’un bir parçasıydı benim için; büyük bir olasılıkla yapılış hikayesi çok başka bir kentte başlayan, bir noktada yolu İstanbul’da o küçük dükkana düşen ve benimle birlikte Urfa ve Mardin’e kadar gelen… Türkiye Kentleşmesinin Toplumsal Arkeolojisi’ni okurken, cüzdanımın yırtık yerlerine sızmış kentleri düşünüyordum bir yandan. Çavuşoğlu’nun dediği gibi, içine karmaşık ilişkilerin gömülü olduğu, mekana gömülü toplumsal gerçekliklerin olduğu, planlananın ötesinde tahayyüllerin ve pratiklerin olduğu kentleri… Bu tanım bana, Benjamin’in (2014) Moskova Günlüğü’nde bahsettiği şeyi anımsatıyor: “Hiçbir şeyin kararlaştırıldığı ve beklendiği gibi gerçekleşmemesi” durumunu. Kentteki uygulamalar, birilerinin kararlaştırdığı gibi gerçekleşmiyor tam olarak. Gerçekleştiği düşünüldüğü durumda bile toplumsallık tarafından değiştiriliyor, dönüştürülüyor. Değişim ve gelişim, bir gerilim ağında gerçekleşiyor. Bu gerilim ağını Çavuşoğlu şu şekilde tanımlıyor: “Türkiye kentleri bir yandan modernleştirmeci resmi ideolojinin tahayyülü ve estetik idealine ki bu sabit bir modernlik olmayıp dönemsel özgünlükler sergiler, uygun olarak gelişmektedir. Yine neoliberal küresel akışlar da Türkiye kentlerine güçlü bir damga vurmaktadır. Bir yandan da kenti şekillendiren üçüncü bir güç olarak giderek çeşitlenen ve yeni kültürel kimlikler ile kendilerini ifade eden toplumsal talepleri izlemek mümkündür” (Çavuşoğlu, 2014). Bu yazı, Çavuşoğlu’nun bahsettiği gerilim üçgenine, cüzdanımdaki üç kent izleğinden -İstanbul, Urfa ve Mardin- bakmayı deneyecektir.

istanbul, ataşehir
Esenyurt, İstanbul
Esenyurt, İstanbul

MODERNLEŞME: HAYALLER VE GERÇEKLER
Henri Lefebvre’nin Şehir Hakkı kitabı “sistem” vurgusuyla başlar. Lefebvre, terminolojide ve dilde olduğu kadar düşüncede de bir sistem rüzgarı olduğundan bahseder. “Oysa her sistem düşünümü sonlandırma, ufku kapatma eğilimindedir” diye belirtir hemen ardından. Kendi amacının ise, eylemi ve düşünceyi farklı olasılıklara açmak için sistemleri parçalamak olduğunu söyler (Lefebvre, 2015). Her hegemonik1 dönem kendi ideal sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak ister. Bu nedenle her zaman sisteme dahil olanlar ve dışındakiler, sistemin yoksullaştırdıkları ve zenginleştirdikleri olagelmiştir. Türkiye’de kentleşme politikaları da böyle gelgitli, kaygan, eşitliksiz ve karşıtlıkların sürekli çoğaldığı bir zeminde yolunu bulmaya çalışır. Çavuşoğlu açısından kentleşme politikası, Cumhuriyet’in kurulduğu yıllardan bugüne kırsal toprağın paylaştırılmasından kentsel toprağın paylaştırılmasına kayarken, imar haklarının ve aflarının daha da kayganlaştırdığı zeminden metalaşmamış mekanların inşaata açılmasına doğru bir varış seyreder.

Böyle bir seyirde, sistemin ideali karşısında bireysel hedeflerin çeşitliliği önemsizleştirilir. Bu nedenle Cumhuriyet ideali modern toplum, modern ev, modern mekan, modern köy ve modern kent hedefine doğru yol alırken, Çavuşoğlu’nun tabiriyle, giydirilmiş modernliğin2 açıkta bıraktığı taraflar yeni ulus ve millet söylemleriyle kapatılmaya çalışılacaktır. Diğer yandan “herkesin kendi eylemi ve barınma alanına, kendi anına ilişkin bir o kadar da istisna var”3 olmalıdır. İstisnalarla ilgilenmeyen tahayyül bugün İstanbul, Mardin ve Urfa’nın özel ve kamusal, iç ve dış tüm mekanlarını rasyonellik ve bütünlük ideali doğrultusunda örgütler ve düzenler.

Diğer yandan ancak bu istisnalar kentleşmede aktör olan öznelerin kentsel deneyimi anlamasının yolunu açabilir. Çavuşoğlu, bu tür bir kentsel deneyimle, kentlinin gündelik pratiklerine daha yakından bakmayı ve sürekli yeniden üretilen mekanların kullanıcılarının gerçeklerini anlamayı da önerir. Bunu yapmaya çalışan birey için sürekli sorgulanması gereken bir diğer gerilim hattı da gelenek ve modernlik arasında kurulacaktır.

Mardin
Urfa

GELECEĞİN VE MODERNLİĞİN ARASINDA
Muğlaktır eğri doğru
Yolumuz Batı’ya doğru…

Akıl her şeyi boğdu
Anlamlardan kaçar olduk biz.

E. Çavuşoğlu’nun “Muğlak” isimli şarkısından…

Turgut Cansever (2013), Cumhuriyet Döneminde Mimari ve Yapı Sektörü adlı yazısında; modernleşmenin, batılılaşma ve bunun da biçim kopyacılığı şeklinde ilerleme gösterdiğini, bu nedenle kentlerin seviyesizlik, çirkinlik ve kirlilik ortamı haline geldiğini söyler ve yapı faaliyetindeki sorunların aşılması için kendi tedbirlerini sıralar. Yazıya, Sedad Hakkı Eldem’in “milli mimari” yaklaşımının olumlanmasıyla ve Osmanlı sivil mimariden uzaklaşmanın getirdiği sorunların sıralanmasıyla başlaması dikkat çekicidir. Diğer yandan, teknolojik gelişmeler yazıda, değerlendirilmesi gereken fırsatlar dizisi olarak yer bulurken, mimaride ve bununla birlikte kentleşmede bütüncül yaklaşımın öneminden bahseden Cansever’e göre; yapı, kent ve çevre bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde yeniden düşünülmeli, yeni şehircilik prensipleri oluşturulmalı ve böylece modernliğin yarattığı sorunlara bir “düzen çerçevesinde çözüm” getirilmelidir.

Cansever’in kentleşmeye dair sıraladığı bu öneriler, tasarımcının kaygılarına ve çelişkilerine dair ipuçları verir. Giydirilmiş ve zoraki bir modernleşme sürecinin mekansal yansımalarının devlet-piyasa-toplum ilişkilerinde de geleneksel-modern gerilimi olarak karşımıza çıkması doğal karşılanmalıdır (Çavuşoğlu, 2014). Bu gerilim, yapı tipolojisinden tasarım yaklaşımına, kullanılan malzemelerden ifade ve söylemlere kadar uzanan bir çeşitlilik sergiler. Cumhuriyet’ten bu yana kentsel mekanın üretilme ve yeniden üretilme durumlarına bakıldığında; kamu binalarının, koruma politikalarını göz ardı ederek açılan bulvarların, konutların, dini yapıların, alışveriş merkezlerinin, barajların, tünellerin ve turizm yapılarının, inşa edilme amacı, yöntemi ve toplumsal etkileri bunun göstergeleridir. Çavuşoğlu’na göre; kapitalizmin varlığını devam ettirme potansiyeli, her seferinde yeni yapıları kendine eklemleyebilme yeteneğinden kaynaklanır. Hegemonya her koşulda kendi “egemenlik” imgelerini üretirken kent, her seferinde sermaye krizlerinin çözülmesi için başvurulan araçlardan biri olagelir. Günümüzde kentleşme üzerinden egemenlik arayışının yöntemlerinden biri, geçmişe bakarak oradan “işe yarar” parçaları ödünç almak suretiyle, gelenek motifleriyle sürdürülür. Bu tavır her durumda, kentsel mekanın yarattığı açılımları, kullanımları ve yeni uygulamaları “kapatan” ve tasarlama/planlama pratiklerini, bir kısır döngü içerisinde her seferinde yeniden servis edilen bir “bayat yemek tabağına” dönüştürür.

Zeldin, İnsanlığın Mahrem Tarihi’nde (2000) geleceğe dair yeni bir ufka sahip olabilmenin, her şeyden önce geçmiş hakkında yeni bir ufka sahip olmaktan geçtiğini; yeni bir ufka sahip olmanın ise ancak, toplumsal hayatın şahsi ve gündelik boyutunun es geçilmemesi sayesinde mümkün olabildiğini söyler. Bu yaklaşım, kentleşme açısından geçmişi ve kültürü bir imgeler havuzu olarak görmeyi kolayca kabullenmemeyi akla getirir. Çünkü “içselleştirilmiş bir kültür, uzun bir geçmişe dayanan, adeta genetik kod haline gelmiş bir birikimdir. Bu birikimin zor kullanarak ya da ikna yoluyla dönüştürülmesi kolay değildir. Bu kültürel kodlar bastırılır, saklanır, dönüşür, eklemlenir, yorumlanır ama kolay kolay yok olmaz” (Çavuşoğlu, 2014). Birbirinden farklı dinamiklere, toplumsal ve sosyal taleplere sahip kentlileri ve kentsel pratikleri benzer kılmaya çalışmaktaki temel “dinamik” de bugün, modernlik-geleneksellik arasında farklı biçimlerde yürütülen bu mücadeledir.

Bununla birlikte Çavuşoğlu’nun, kentsel planlamayla ilgilenen her öznenin anlaması ve yüzleşmesi gereken çelişkiler olarak tanımladığı toplumun etnik, seküler, toplumsal cinsiyet, sınıfsal çelişkileri üzerinden, süreç içinde “yeni” mekansal gerilim hatları inşa edilecek ve kentleşmeyle birlikte farklı iktidar ilişkileri gelişecektir. Hegemonya, bir yandan kentsel mekanı sermayenin isteklerine ve kendi politikalarına göre şekillendirirken ve onun tarafından şekillenirken, kentsel rantın yeni bölüşümü ile toplumun büyük bölümü için eşitsizlik giderek artacaktır.

TOPLUMSALLIK VE MEKANSAL İMKANLAR
Yaşamak iz bırakmak demektir… İkamet edenin izleri de mekana nakşolur.
Walter Benjamin

David Harvey, kentin karmaşa, çatışma ve şiddetten azade, ahenkli bir yer olmadığını; bu nedenle anlamlı olan tek sorunun, sonuçların yıkıcı mı yoksa yaratıcı mı olduğunu sorar. Genellikle her ikisidir: Kent, yaratıcı yıkıcılığın tarihsel mekanıdır (Harvey, 2006). Anderson (2015) ulusu, “hayal edilmiş cemaat” olarak tanımlar: “Hayal edilmiştir, çünkü en küçük ulusun üyeleri bile diğer üyeleri tanımayacak, onlarla tanışmayacak, çoğu hakkında hiçbir şey istemeyecektir ama yine de her birinin zihninde toplamlarının hayali yaşamaya devam eder.” Harvey’in ve Anderson’ın bu açılımları, kentsel faaliyetler açısından da önemlidir çünkü kentsel tasarımda ve toplumsal tahayyülde kentlere yönelik bir tür “bütünleştirici” yönelim vardır. Geçmişteki kentsel uygulamalar ve günümüzdeki kentsel dönüşüm politikaları bu bütünleştirici tahayyül yardımıyla uygulamalarını meşrulaştırır. Steril bir kent görüntüsüne ulaşma çabası bu yaklaşım üzerinden kendini tekrar eder ve güçlendirir.

Bu steril kent görüntüsünü oluşturmak adına, resmi ideolojinin makbul görmediği etnik, cinsel, sınıfsal, dini grupların mekanda görünme, kendilerini ifade etme durumları her daim çeşitli zorluklarla yüzleşir. Kentin gecekondu alanları, kapalı siteleri, uydu kentleri vb. bu ayrışmaların en kolay gözlenebilir örneklerini oluşturur. Diğer yandan Türkiye’de özellikle son dönemde toplumsal kimliklerin çoğaldığı, taleplerin çeşitlendiği ve direniş stratejilerinin de değiştiği/çeşitlendiği görülür. Çavuşoğlu’na göre; çatlaklardan sızan marjinallikler sürekli yenilenen çelişkiler olarak yaşanırken, tahakküm, ret, uyum ve direniş de süreç içinde mekansallaşır.

Gündelik pratikleri, mekana gömülü olan kültürel ve sosyal travmaları, yaşayanların beklentilerini, alışkanlıklarını, özlemlerini ve düşlerini anlamaya çalışmadan mutlu kentler yaratılabilir mi? Çavuşoğlu, kentsel tasarımcının “çizgisinin” aşkınlaştırılmaması gerektiğini, toplumsallığı göz ardı eden hiçbir girişimin ne kadar iyi niyetlerle yola çıkılırsa çıkılsın hayal kırıklıklarıyla karşılaşacağını ve derinlikli bir sorgulamanın kaçınılmazlığını anlatmak için kitap boyunca zengin örnekli, verimli bir izlek oluşturur. Kentle alakalı meselelere dair yeni bir yaklaşım geliştirmenin, çok karmaşık ve çetrefilli bir süreç olduğunu, sürekli yeni sorular doğurduğunu ve disiplinlerin muğlaklığını göstermeye çalışır.

Özneler böyle bir araştırma yolculuğuna kentsel planlamanın “gerçekliğin modellerini kurmadığını; aksine tarihsel ve toplumsal bir gerçeklik olan kente, o toplumda kentsel sahnelerin tüm aktörleri arasında varılan uzlaşmalar doğrultusunda yeni biçimler vermeye çalıştığını; fiziksel, toplumsal, doğal vb. olgulara müdahale etmekle değil, olageliş biçimlerini kavramakla uğraştığını” (Tanyeli, 2011) anlayarak başladıklarında yeni imkanların kapısı daha hızlı aralanabilir.

Bitirirken… Zamanın bir yerinde, zamanın çok uzağında dünya griydi. Tanrı’dan renkleri çalan Ishir yerlileri sayesinde şimdi dünya parıldıyor ve dünya renkleri kendisine bakan gözlerde ışıldıyor. Ticio Escobar, Ishirlilerin günlük yaşamından sahneler çekmek için Chaco’ya yolculuk eden bir televizyon ekibine rehberlik yaptı. Yerli bir kız çocuğu ekibin yönetmenini takip ediyordu… Yönetmen kızı tanıyan ve dilini konuşabilen Ticio’nun yardımına başvurdu. Kız itiraf etti: -Şeyleri ne renkte gördüğünüzü bilmek istiyorum. -Seninle aynı renkte, diye gülümsedi yönetmen. -Benim hangi renkte gördüğümü nereden biliyorsunuz? Eduardo Galeano, Zamanın Ağızları, 2004

Türkiye Kentleşmesinin Toplumsal Arkeolojisi’nde, Türkiye’deki kentleşme süreciyle alakalı mesele edilen bazı uygulamaların geçmişten günümüze sürekliliğini okurken (mekan üzerinden girişilen iktidar ilişkileri); bazı niyetlerin/ideallerin hiç gerçekleşmediğini, bazı toplumsal gerçeklerin ise niyetleri dönüştürdüğünü anlıyoruz. Bu yazı da başlangıçtaki niyetini, Mardin, Urfa ve İstanbul ile alakalı kentsel deneyimlerin yazıyla ilişkisini kurgulamakta bir hayli yetersiz kalıyor. Tıpkı Benjamin’in dediği gibi, hiçbir şey kararlaştırıldığı ve beklendiği gibi gerçekleşmiyor. Bu aşamada yazıdaki boşlukları okuyucunun kendi kentsel deneyimlerine ve çokça da Benjamin’in kurtarıcı cümlesine bırakıyorum. Kişi çoğunlukla, kendi çelişkilerini de beklentilerini olduğu gibi hem mekanda hem de yazıda görünür kılıyor.

NOTLAR
1 Çavuşoğlu, Türkiye Kentleşmesinin Toplumsal Arkeolojisi kitabında, dört hegemonik dönemden (Uluslaşma Dönemi, Kentleşme Dönemi, Küreselleşme Dönemi ve İslamcı Neoliberalleşme Dönemi) ve bu dönemlerin kentleşme politikalarından bahseder. Hegemonya derken de, Gramscici hegemonya kuramını, bir denge olarak sürekli yeniden kurulan bir mücadele alanını işaret eder.
2 “Türkiye modernleşmesi tepeden inme bir elit hareketi olması, ciddi bir sermaye birikimine dayanmaması, hızla başarılmak istenmesi, militarist özelliğinin ağır basması gibi sebeplerle; zoraki, giydirilmiş ve bedeli ödenmemiş bir modernlik olarak eleştirilse de Batı dışı özellikleri ve sonuçları itibariyle başarılı bir modernleşme projesi olarak da değerlendirilebilmektedir” (Çavuşoğlu, 2014).
3 Benjamin, W., Son Bakışta Aşk, 2012.

KAYNAKÇA
-Anderson, B., (2015) Hayali Cemaatler, Metis Yayıncılık, İstanbul.
-Benjamin, W., (2012) Son Bakışta Aşk, Metis Yayınları, İstanbul.
-Benjamin, W., (2014) Moskova Günlükleri, Metis Yayınları, İstanbul.
-Cansever, T., (2013) Osmanlı Şehri, Timaş Yayınları, İstanbul.
-Çavuşoğlu, E., (2014) Türkiye Kentleşmesinin Toplumsal Arkeolojisi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.
-Galeano, E., (2004) Zamanın Ağızları, Çitlembik Yayınları, İstanbul.
-Harvey, D., (2008) Umut Mekanları, Metis Yayıncılık, İstanbul.
-Lefebvre, H., (2011) Modern Dünyada Gündelik Hayat, Metis Yayınları, İstanbul.
-Lefebvre, H., (2015) Şehir Hakkı, Sel Yayıncılık, İstanbul.
-Tanyeli, U., (2013) Rüya, İnşa, İtiraz-Mimari Eleştiri Metinleri, Boyut Yayınları, İstanbul.
-Zeldin, T., (2014) İnsanlığın Mahrem Tarihi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL