Çok çalışmaktan, güçlü aileden, birbirine bağlı topluluklardan ve Tanrı’ya olan inancından gurur duyan bir ulusken artık çoğumuz rahatına düşkünlük ve tüketime tapar hale geldi. İnsanın kimliği artık yaptığı ile değil tükettiği ile belirleniyor. Ama şunu keşfettik ki, sahip olmak ve tüketmek anlam hasretimizi gidermiyor. Öğrendik ki yığınlarca mal mülk; özgüven ve amaçtan yoksun hayatlarımızdaki boşluğu dolduramaz.

Tarihimizde bir dönüm noktasındayız. Seçilebilecek iki yol var. Biri sizleri bu akşam uyardığım, ayrışmaya ve çıkarcılığa giden yok. Bu yolun sonunda yanlış anlaşılmış bir özgürlük fikri, diğerlerinin elinden kendimize bir fayda koparabilme hakkına sahip olduğumuz yanılsaması var. Bu yol sonu kaosa ve devinimsizliğe çıkan, dar menfaatler arasındaki daimi bir çekişmenin yoludur. Kesinlikle hüsranla sonlanan bir yoldur.

Jimmy Carter, ABD Başkanı, Ulusa Sesleniş’ten, 15 Temmuz 1979.1

Süs suçtur2 - Ornament is crime.
Az çoktur3 - Less is more.
Az sıkıcıdır4 - Less is a bore.
Ben bir fahişeyim5 – I am a whore.
Yarın daha az olacak6 – Tomorrow will be less.
Daha çok ve daha çok, daha çok daha çoktur7 - More and more, more is more.
Çok azdır8 – More is less.
Az yeterlidir9 - Less is enough.

Mies van der Rohe “Az çoktur” derken10 sözünün eğile büküle, olur olmaz yerlere çekilerek, esnekliğini tamamen yitirmiş bir lastiğe dönüşeceğini şüphesiz öngöremezdi. Onun aradığı olabildiğince açık, sade ve net bir tasarım dili idi. Psödo-minimalist ürün yığınları içinde hapsolmuş bir maddi kültürün hayalini kurduğunu zannetmiyorum.

“Mies’in biçimsel ifadeyi hazır endüstriyel elemanların basit bir kompozisyonuna indirgeyen çırılçıplak mimarlığı, güzelliğin ancak elzem olmayan şeylerin reddedilmesiyle ortaya çıkacağına işaret ediyordu.” (Aureli, 2015).

Loos’un “Süs suçtur”dan kastı, süsün yekten ve tamamen ortadan kaldırılması değil analitik -neredeyse işlevselci- bir bakışla ve malzeme ile uyum içerisinde, elzem olan ölçüde ve yerlerde kullanılmasıydı.11 Seccesion’a öfkesinden ağır sözler etmiş olsa da, o ve onunla aynı görüşü paylaşan Lodoni gibilerin daha sonraki ifadelerinde de asıl meselenin süsün icadı/uydurulmasına olan tepki olduğunu görebiliriz. Hatta Owen Jones’un Süsün Grameri (The Grammer of Ornament) kitabında yapmaya çalıştığı da tam olarak süsü analiz edip gelenekselci ve modernist yaklaşımların ortasından geçen bir çizgide, süsün kendisine daha samimi ve gerçek bir yer bulabilmesi idi.

Aureli “az yeterlidir”12 derken sadece “az çoktur”un yeni bir varyasyonundan bahsetmiyor, Apple’ın ipliğini pazara çıkarırken13 sadece ürün üzerinde algılanabilecek minimalist bir yaklaşımdan öte, tasarım -ve tüketim- stratejilerinin bütününe yayılacak mütevazı (asketik) bir tavırdan dem vuruyordu. Aklındakinin; kendilerine The Minimalists14 diyen, sözüm ona maddi açıdan doyurucu hayatlarının aslında boş bir araç olduğunu fark edip her şeyden -laptoplar, otomobiller, güneş gözlükleri ve en önemlisi de şan ve şöhret- vazgeçer görünen şaklabanlar olup olmadığını kendisine sormamız gerek.

O Zaman Az Nedir?
Az, ürünler aleminin tamamına nüfuz etmesi gereken bir sadeleşme, rafineleşme hareketidir. Biçimsel sadeleşme görüntüsü verirken her gün daha müsrif hale gelen, patinaj çekmekten kabağa dönmüş minimalizm tekerleğinin, düşüncede değerli olan hafifleme ve azaltma güdülerini kaynak kullanımı, üretim pratikleri, işlev, kullanım ve ürün döngülerine de yansıtması gerekir. Aşırı özelleşmiş bir ürün bolluğu dünyasında bamya şeklinde bamya soyuculardan, mısır koçanı saplı kabak oyuculardan, her sebze için ayrı icat edilen rendelerden, onlarca farklı kızartıcıdan, zeytinyağlı yaprak dolması sarıcılardan kurtulmaya çalışmaktır.

Birçok farklı işlevi bünyesinde toplar gibi görünürken aslında bu işlevlerin hiçbirini tam olarak gerçekleştiremeyen telefon-fotoğraf makinesi-radyo-ses kayıt cihazı-bilgisayar-ajanda karması ürünlerden kurtulma çabasıdır. Resimdeki cep telefonu, Jasper Morrison’un İsviçreli firma Punkt15 için tasarladığı, sadece arama, mesaj atma ve fihrist tutma özellikleri olan bir aptal16 cep telefonu; fiyatı akıllı muadillerinin birçoğundan daha yüksek. Yani aslında az fonksiyonlu, az teknolojik ama iyi tasarlanmış bir ürüne sahip olmak için daha fazla para ödemek gerekiyor. Umuyorum ki Papanek’in hayalini kurduğu,17 uygun teknolojinin yüksek teknolojiden daha pahalı olmadığı zamanlar da gelecek. Ancak şimdilik ufukta görünmüyor.

Az, nesnelerle kurduğumuz duygusal bağın sadece antropomorfik göndermeler/benzeşmeler ve renk seçimlerinden ibaret olmayabileceğinin farkına varmak ve belki de antropometrik18 tasarım ölçütlerinin, servis, kullanma süresi, planlı işeyaramazlık gibi daha önemli ölçütlerin de en az diğerleri kadar önemli olduğunun farkına varma çağrısıdır. 1980’lerde, kimilerine göre nesnelere daha sıkı ve doğrudan bağlanmamız marifetiyle aslında tüketimi frenleyen, bana göre kendini ve ne yapacağını şaşırmış tasarımcının kendini, analojinin, alt anlamların -bazen ondan bile azade- alabildiğine şekilci biçimverişlerin altında yatan -daha doğrusu yatmayan- boşluğu görebilmektir.

Az, icat edilmiş ihtiyaçların, mucitlerin aşırı-komplike çözümlerinin, aslında hayatımızı göründüğü ya da bize empoze edildiği kadar kolaylaştırmadığını görmemiz gerektiğinin ilanıdır.

Az, antipazarın yani kapitalist küresel pazarın, kullanıcılar değil tüketiciler yaratma çabasının arkasını görebilme, kullanım kolaylığı, kalite, satış sonrası destek, garanti gibi kavramların isteğe bağlı (opsiyonel) değil elzem, ikincil değil başat olduklarının farkına varabilme öngörüsünün ortaya -yeniden- çıkarılması isteğidir. Firmaların her geçen gün üzerinden atmaya çalıştığı, tasarlayıp (tasarlattırıp) ürettiği (ürettirdiği) ürünlerle ilgili üretim öncesi-sırası-sonrası, kullanım-sırası-sonrası hemen hiçbir sorumluluğu kabul etmeyip sürekli dışkaynakladığı (arama merkezleri, yabancı üreticiler, servis sağlamamak, şartlı ve paralı garanti süreçleri) hizmetler var iken, “Müşterilerimin güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim”19 yerine, futbol takımı dizilimine benzer garanti sürelerinin (1+3 yıl) ve “Şikayetlerinizi bize, memnuniyetinizi dostlarınıza anlatınız” anlayışının hakim olmaya başladığını fark etmemiz gerekir.

Az, artifaktın insan ile doğa arasındaki bağı koparmadan ve hatta belki onu yeniden ve daha güçlü şekilde kurmasını sağlayacak bir hal almasıdır. Aynı zamanda o artifaktı tasarlayan tasarımcının da tüm komplekslerinden arınarak, dünyayı kurtarmaya çalışmadan,20 tasarımı bir tahakküm değil memuriyet21 mekanizması olarak görerek, kısacası tasarımın kendisini tüketmekten vazgeçerek disiplini ile daha samimi bir bağ kurmasıdır.

Az, nihayetinde kullanıcının da karşısına konan/yığılan, çokmuş gibi gösterilenlerin arasında/ötesinde/içinde kendisinin ne kadar da umursanmamış olduğunun, neyin çoğaltıldığının ve neyin azaltıldığının ayırdına varması gerekliliğidir.

Az ancak o zaman çok -ya da daha güzeli- yeterli olabilir.

Notlar
1 Carter televizyonda bu sözleri sarf ettiğinde gerçekten de neredeyse tüm dünya kritik bir eşikte bulunuyordu. 1971’de Club of Rome’un attığı Limits to Growth -ref- tokadı ile kalan ömrünün 50 sene olduğunu öğrenen, 1973’te Petrol Krizi eşliğinde sonsuza dek sürecek bir bolluk ve bereket ortamında yaşayamayacağını anlayan dünya, dümeni daha az tüketmeye, aza tamah etmeye doğru kırabilirdi. Ancak onun yerine -serde ideoloji de olduğundan- daha da çok tüketmeli bir neoliberal bir ufka doğru yol almayı tercih etti.
2 Adolf Loos, 1910.
3 Ludwig Mies Van Der Rohe, New York Herald Tribune, 28 Haziran 1959.
4 Robert Charles Venturi Jr., 1970.
5 Philip Cortelyou Johnson, 1982.
6 Philippe Starck, 1998.
7 Rem Koolhaas, 2001.
8 Barry Schwartz, 2004, The Paradox of Choice - Why More is Less, Harper Perennial, 2004. 9 Pier Vittorio Aureli, 2013.
10 Mies’e atfetsek de sözün aslı Robert Browning’e aittir. 1855 tarihli Andrea del Sarto ya da Hatasız Ressam adlı şiirinde geçer.
11 Loos ile ilgili haddimi aşan bir söz etmemem konusunda yardımlarını esirgemeyen Sn. Tansel Korkmaz’a teşekkür ederim.
12 “Asketik” kelimesi egzersiz, kendini eğitmek anlamındaki Yunanca askein’den geliyor. Asketizm, beşeri faaliyetin başlıca nesnesinin benlik olduğu bir yaşam tarzıdır. (Aureli, P. V., 2015. Az Yeterlidir: Mimarlık ve Asketizm Üzerine, Lemis Yayın, İstanbul).
13 “Jobs’un asketizmi sahte bir asketizmdir. İlk akla gelen nedenden, çok para kazandığından dolayı değil; ortaya çıkmasına ve üretilmesine önayak olduklarının işaret ettiği yaşam biçiminin kendi yaşamıyla hiç alakası olmamasından dolayı. İşinin -eleştirilmesi çok kolay- piyasa odaklı doğasını bir kenara bırakırsak, insanın kendi üzerine uygulayacağı herhangi bir kontrole meydan vermeyen teknolojiye Jobs’ın tüm yaşamını adadığını görürüz.” Aureli, 2015.
14 Minimalism: A Documentary About the Important Things, 2015, Yön. Matt D’Avella.
15 Alm. Nokta
16 Bu, bu nesne ile ilgili kişisel yorumum değil. Akıllı telefonlara karşı başlayan Dumbphone akımının Türkçeleştirilmiş hali.
17 Papanek, Victor, 1971, Design for the Real World: Human Ecology and Social Change, Bantam Books.
18 Püriten bir ergonomi çılgınlığından bahsetmiyorum elbette. 1930’larda kıvılcım alan, 1945 sonrası hakim pratik haline gelen ve konforu insan ölçülerine tahvil eden bir tasarım anlayışını terk edeli de en azından 40 sene olmuş olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz.
19 Robert Bosch’a atfedilen, bir zamanlar firmanın Türkiye’deki reklamlarında sıkça kullanılan deyiş.
20 Çok küçük bir olasılıkla da olsa bunu yapmayı başarabilir ama şunu söylediğimde bana inansın ki bunu ancak yanlışlıkla ya da istemeden yapabilir.
21 Ama çok sıkıcı değil mi? Ben kendimi nasıl ifade edeceğim? Bazı kulaklara berbat gelse de bu o kadar da kötü bir şey değil.

Yorumlar

Yorumlar

İlgili İçerikler