Mimari Düşüncenin Kayıp Geçitleri

GÖKHAN KARAKUŞ

Mimaride 20. yüzyıl sonuna dek düşünceler dünyası çok daha küçük bir topluluk tarafından yürütülmekteydi. Bu, çoğunluğu Avrupalılardan, bir kısmı da Amerikalı ve Japon mimarlar, eleştirmenler ve tarihçilerden oluşan grup, yüzyılın başlarında modernist kuramlarla ortaya çıktılar ve yüzyıl-ortasında mimari düşüncenin yayılımına ön ayak oldular. II. Dünya Savaşı sonrasındaki süreçte başlayan bu yayılım, aslen genel ekonomik gelişmelerin ve daha da önemlisi zamanın kentsel büyümesinin bir parçasıydı. Modern mimarlık kuramları, kentlerin kamusal yaşamın önemli bir jeneratörü ve popüler kültürün belirleyicisi haline gelmesinden tutun da 1970 ve 80’lerde postmodernizmin ortaya çıkışına dek birçok meseleden sorumluydu.

bel architects,jacopo salvi,konut yerleşimi denemeleri,
bel architects’in konut yerleşimi denemeleri, fotoğraf: jacopo salvi

Venedik Mimarlık Bienali’nin postmodern mimarlık söylemi içinden ortaya çıkışı da tam da bu ana denk geliyor, “Geçmişin Varlığı” başlığıyla İtalyan mimar, kuramcı ve tarihçi Paolo Portoghesi’nin 1980’de küratörlüğünü yaptığı ilk uluslararası Venedik Mimarlık Bienali’ne. Bu ilk Venedik Mimarlık Bienali sergisi Frank O. Gehry, Rem Koolhaas, Arata Isozaki, Robert Venturi, Franco Purini, Ricardo Bofil ve Christian de Portzamparc gibilerin tasarladığı postmodern cephelerden mürekkep bir sokak görünümü ortaya koydu. Portoghesi ve bu mimarlığın önde gelen bu isimleri tarafından benimsenen “tarihselci” kuramların zirve yaptığı zamanda bu sergi, Venedik Bienali’ni mimari düşüncenin merkezine yerleştirdi.

İlk bienalle birlikte başlayan, serginin çağdaş mimarlığın hatları etrafında tematikleştirilmesi, ilginçtir ki 1980’lerde onu takip eden sergilerde sürdürülmedi ve onun yerine İslam mimarisi, Venedik’in şehir planlaması ve mimarisi ile Hollandalı mimar Hendrik Petrus Berlage’nin çalışmaları gibi çeşit çeşit konulara odaklanan sergiler yapıldı. Ta ki Francesco Dal Co tarafından küratörlüğü üstlenilen 1991 bienaline dek. Bienalin uluslararası düzeyde geliştirilmesi gerekliliğinin sadık savunucusu olan Dal Co, tematik bir sanat sergisi tarzındaki ana sergi ve bu temaya icazet etmeleri yönünde davet alan ulusal pavyonlardan oluşan bienalin şimdiki formatını meydana getirdi. 1991 Bienali, ulusal pavyonlarda kendi döneminin önemli figürlerine ev sahipliği yaptı. Avusturya Pavyonu’nda Coop Himmelb(l)au, Amerika’da Peter Eisenman ve Frank O. Gehry, İsviçre’de Herzog & de Meuron ve Norveç’te Sverre Fehn yer aldı.

1991’de Dal Co’nun geliştirdiği format, mimari düşüncedeki son gelişmelerin örnekleriyle bugünlere dek sürdürüldü. Ancak Dal Co ile birlikte başlayan çağdaş mimari düşüncenin zeitgeist’ını tematikleştirme ve uluslararasılaştırma girişimi çok daha büyük ve merkezi bir şeye, 1990’larla birlikte başlayan mimarlığın ticarileşmesine dönüştü. Zira mimarlığın Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya’daki küçük bir grup mimarın entelektüel ilgi alanı olmasından çıkıp küresel inşaat patlamasının aktörlerinden biri haline gelmesi de 1990’lara denk geliyor. Tıpkı Paolo Portoghesi’nin bienalinde de karşımıza çıktığı gibi bir zamanların ayrık ve kapalı mimarlar ile akademisyenler ağı, bina, kent ve mimarlık üzerine çok daha geniş bir küresel diyaloğa dönüştü. Bunun örneklerini de sonraki yıllarda Hans Hollein, Massimiliano Fuksas, Kazuyo Sejima, Rem Koolhaas, David Chipperfield ve Alejandro Aravena gibi yıldız mimarlar ile Deyan Sudjic, Aaron Betsky ve Kurt Foster gibi profesyonel küratörler ortaya koydular.

Belki de mimari düşüncenin küresel inşaat ve şehirciliğin tematik altkümesi haline geldiği bu mutasyonun en belirgin örneği LSE’de Kentsel Araştırmalar profesörü ve LSE Cities ve Urban Age direktörü Ricky Burdett’ın 2006 bienali için seçilmesiydi. Burdett’ın “Kentler: Mimarlık ve Toplum” başlıklı Venedik Mimarlık Bienali sergisi üç ya da dört milyondan fazla insanın sürekli olarak yaşadığı ve çeşit çeşit sorunlarla karşılaştığı “küresel kentler”e odaklanıyordu. Burdett’ın kentler üzerine sergisi Venedik Mimarlık Bienali’nin mimarlık söylemi ve kuramına dayalı kökenlerinden şehircilik, küresel mimarlık, inşaat platformuna ve en önemlisi hükümetler, sponsorlar, medya ve halkla ilişkiler şirketlerinin hizmetindeki tasarım fikirlerinin tematik sunumuna dönüşümünün bir örneğiydi. Böylece, daha fazla ulusal pavyon içerecek şekilde Arsenale’de sürekli gelişimi ve Palazzo Bembo gibi Venedik içindeki bazı noktalarda ticari paralel sergilerin yapılmasıyla bienal, mimarlık ve yapı fuarımsı bir hal aldı. Dal Co’nun 1991’de başlattığı uluslararasılaştırma stratejisi, mimarlığın da bienalin de 1990’lar boyunca ve 2000’lerin başlarında patlama yaşayan şehircilik, arsa geliştirme ve inşaatın ardındaki sermaye kontrollü güçler tarafından ihtiva edildiği bir yörüngeye oturttu. Bugün her ne kadar mimari düşünceyi kendi işlevsel, akılcı ve manevi mantığının arayışında öznel ve ayrık bir uğraş olarak görmek istesek de Venedik Mimarlık Bienali örneğinde de net bir şekilde gördüğümüz gibi mimarlık, pazar, arsa geliştirme ve sermaye tarafından yönetiliyor ve bu durum içinde küratörler bu ezici güç için “tematik şovlar” yaratarak var oluyorlar. Bienalin tarihine bakacak olursak mevcut format ve bienal sergisiyle ulusal pavyonların organizasyonundan sermaye, kentsel gelişim ve piyasadan bağımsız herhangi bir eleştirel düşüncenin çıkmasını beklemek naiflik olur.

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: