Varlık Zincirinde Tasarımın Yeri

OTTO VON BUSCH

Antroposen kavramı, insan uygarlığının ve kapitalizmin gezegen üzerindeki etkisini kabul eder; ancak içerdiği “antro” insanın, gezegenin karanlık hükümdarı olduğunu yeniden tasdik eder. Tüketim toplumunun sürdürülemezliğinin karanlık koşullarını üretmede sadece tasarımcılar kilit rol oynamaz, bir üretim paradigması olarak tasarımın kendisi de açıkça antroposenik ve elitisttir. Gezegendeki yaşam döngüsünün bütünü, zincirin en tepesine hizmet eder: insanlığa.

Tasarımcılar adetleri olduğu üzere evrendeki metafizik düzenleri ya da hiyerarşileri yeniden üretmeye devam ederler ya da Batı düşüncesine nüfuz etmiş kavramsal model olarak Büyük Varlık Zinciri’ni, yani “scala naturae”yi. Aristo ve geç Ortaçağ düşünürleri için bu model, evreni en temel olandan en yükseğe ve en mükemmel varlığa kadar düzenleyerek erken bilimsel düzen düşünceleriyle teolojik ve felsefi idealleri, fizikle ahlakı, biyolojiyle kozmolojiyi birleştirir.

Zincir, tüm varlığın sürekli ve sınıflandırılmış olduğu evrenin düzenidir. Temel formların bedeni varken daha yüksek formların hayatı vardır. Basit hayat çoğalabilirken daha yüksek olan ruh ve akla, en üst noktada ise Tanrı idealine değin hareket, his ve hafızaya sahiptir. Dolayısıyla en altta hayat belirtisi olmayan madenler vardır, ardından çoğalabilirliğiyle bitkiler gelir, ardından hayat ve harekete sahip hayvanlar, ardından akıl ve ruhuyla insanlar, sonrasında ise mükemmelliğin daha yüksek formları olarak melekler ve tanrı gelir. Ancak burada insanlar da düzene sokulmuştur: Halkın ve kölelerin üstünde yer alan prenslerin ve soyluların üstünde krallar vardır, tıpkı yırtıcıların diğer hayvan ve bitkilerin üstünde, değerli taş ve metallerin diğer madenlerin üzerinde olması gibi.

Charles Bonnet, Scala Naturae, Varlık Zinciri, 1781

Aristo’ya göre en tepede kişisel tanrı, “esas kuvvet” vardır, yani maddi ve ruhsal yaratının en nihai sıfır noktasında olan varlık. Dolayısıyla Zincir, bir şeyin varlık derecesine bağlı olarak barındırdığı tanrısallığı da temsil etmeye başlar, ki bu da onun Tek ya da Tanrı’ya hangi oranda dahil olduğuyla belirlenir. Bu da nihayetinde uzun ve uçan yaratıkları yerde yürüyen ya da sürünenlerin, güzeli çirkinin üstüne yerleştirir. Daha alçakta olan, daha yüksektekine hizmet eder. Daha yüksekteki insanların hakları varken aşağıda olanlar kaynaktır; kadınlar, köleler, hayvanlar ve madenler.

Varlık Zinciri, bir bilimsel model olarak ölmüş olabilir ama hala etik anlayışımızın ve düşünce dünyamızın çoğuna nüfuz ediyor. Maddeyi ölü olarak görür, bazı insanların diğerlerinden daha fazla aklı ve hakkı olduğunu, bazı varlıkların diğerlerinden daha saf ve değerli olduğunu düşünürüz. Toplumdaki belli insan grupları hala eşit haklar için mücadele ediyor, çoğumuz hayvanların insanlardan daha aşağıda olduğunu düşünüyoruz. Darwin’den sonra bile bu derecelendirme evrim maskesinin altında yaşamaya devam etti. Popüler görüşte, alçaktaki varlıkların kendinden yukarıda olanlar kadar yüksek evrimsel nitelikleri yoktur ve evrimin “amacı” varlığın daha yüksek formlarına evrilmek için uğraşan organizmaların idealleriyle sıklıkla lekelenmiştir; maymunlar kusurlu insanlar olarak konumlandırılır ve bazı insanların varlığı maymunlara yakınken diğerleri daha mükemmel ve tanrısaldır.

Tasarımcılar dünyayı teolojik terimlerle pek düşünmüyor olabilir ancak varlığın daha alçak formlarının daha yüksek, daha ideal dışavurumlar için kaynak olduğu Varlık Zinciri’ni dışavurmaya devam ederler. Hiç kuşkusuz, madenleri hangi amaç için olursa olsun kullanabileceğimize kesin gözüyle bakarız. Bitkileri ve ahşabı, çoğu kez hayvanlar alemine ait olan malzemeleri, özellikle deri ve kürkü, tasarımlarımız için kullanırız. Ve tasarımcılar dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için çabaladıkça çoğu kez Varlık Zinciri’ni çok da derinlemesine düşünmeden çoğaltırlar, bunu da örtük (implicit) bir biçimde ahlak ve işlevi soyut hiyerarşilerle birbirine dolayarak yaparlar. Organik olan plastikten yüksektedir, el işi makineden iyidir.

Bunu moda dünyasının gerçekliğinde açıkça görebiliriz. Moda Varlık Zinciri’nde sıralı dünyada açık (explicit) bir düzendir; görünüşleri, insanları ve türleri sınıflandırır ve hiyerarşik biçimde düzenler. Belki de en belirgin şekilde moda, dış görünüş ve servet tayfını, güzel ve zengini doğası gereği diğerlerden iyi olarak, mankenlerin zayıf mükemmelliklerini ortalama tüketicinin bedeninden daha değerli olarak tasnif eder. Ancak üretim de sistemli olarak aynı aksta düzenlenir; en tepede tasarımcılar, ardından ücreti ödenmeyen stajyerler, sonra dükkanlardaki hizmetliler, imalathanelerdeki üreticiler, derisi ve kürkü için katledilen hayvanlar, pamuk üretmek uğruna tahrip edilen ekolojiler, kirletilmiş nehirlere dek. En tepede olup yüksek değere sahip olanla ilgilenir, aşağıda neler olduğunu görmeye ya da umursamaya tenezzül etmeyiz.

Eğer tasarımcılar sürdürülebilirlik etrafındaki sorunları ele alacaklarsa, hiyerarşiler füzyonu olan Varlık Zinciri’nden daha net bir şekilde kopmak zorundayız; ancak bu yolla tasarım, ahlak ve malzemeyi kaynaştırıp birleştirme, kumaşları, bedenleri, kaynakları ve işgücünü ahlaki değerlerle birlikte hiyerarşik bir düzene sokma konusunda bir rol oynayabilir. Ekolojik düşünmek, insanla sonlanan hiyerarşiyi sorgulamak anlamına gelir; şeylerin kendi aralarındaki bağları, şeylerin birbirine nasıl hizmet ettiğini ve hakların nasıl dağıtılabileceğini görmek için ancak hepsinin tabiatı gereği eşit ve doğal bir uyum içinde olma çabasında olduğu romantikliğini yapmamaya dikkat ederek. Yakın zamanda internetin başarısız olmuş içkin “demokratik” özelliklerinin de gösterdiği gibi, onları yenileriyle değiştirmeden hiyerarşilerin ötesini düşünmek zordur.

Şimdi eğer Antroposen’i ele almak istiyorsak, bunu sadece karbondioksiti, iklimi ve tüketimciliği sorgulamak için bir fırsat olarak görmeyelim. Neden mevcut metafizik değer modelinin yerine daha az elitist, daha az mükemmeliyetçi, daha merhametli ve eşitlikçi, daha özenli ve destekleyici, daha çok tür ve varlığı içeren bir sistem koymak için çabalanmasın? Böyle bir dünyayı hayal dahi edebilir miyiz?

Etiketler:

Ne düşünüyorsunuz?

0 yorum TARTIŞMAYA KATIL

İlgili İçerikler: